|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
BOYLESI ANCAK BIZDE OLUR!
Amerikali Yarbay Agustos 1990 da gorevli olarak Turkiye'ye gelmis. Yarbayin 6, 11, 13 yaslarindaki erkek cocuklari Turk Okullari na gitmisler. Bu arada Yarbayin bir de kizi olmus. Kizlarina da YAGMUR ismini vermisler. Hem Turkcesi, hem de Ingilizcesi ayni anlamda olur diye. Yarbay Izmir'i cok mu cok sevmis. Kendisi Amerika'ya donerken esi ve dort cocugunu Izmir de birakmis. Sonra ayriliga dayanamislar. Amerikali Yarbay, Albay olmayi beklemeden emekli olup, Izmire ailesinin yanina gelmis.
Baslamis kendi basina calismaya. Turkiye ve Amerika icin ortak projeler uretmis. Emek vermis. Calismis. Cabalamis. Karisi da artik Turkce biliyor, es dost ziyaretlerine gidiyormus. Buyuk oglu Izmir Universitesini bitirmis. Ortanca oglu da Universiteye, kucuk oglu liseye gidiyormus. Bu arada kizda on yasina gelmis.
Amerikali Yarbay bu arada Turkiye de calisma izni alip, devlet dairelerinden birinde is bulmaya karar vermis. Turk Multeci Burosu 4 Mart 2002 de bir mektupla Yarbay a nasil muracaat edecegini bildirmis. Yarbay da muracatini iadeli taahutlu bir mektupla gondermis. Bizim Multeci Burosu, Yarbay a gonderdigi cevapta, muracatinizi inceliyoruz. Size en kisa surede yazili cevap verecegiz demis. Bir de Yarbay in muracati karsiligi 135 Milyon Lira alindigina dair belge gondermis.
Yarbay; Ingilizce, Turkce, Biraz da farsi diline yatkin oldugundan Multeci Burosu na da MUFETTISLIK ve benzeri iki is isin muracaat etmis. Onada cevabinizi aldik inceliyoruz diye cevap vermisler.
Bu arada Amerika da ara secimler devreye girmis. Yarbayin gonlunde Mississippi den bagimsiz aday olmak yatiyormus. Secim de en cok istedigi seyde uzun yillardir inceledigi (TURK OKUL SISTEMI) nin sevdigi yanlarini Amerikali hemsehrilerine aktarmak. Tanitima baslamis. Web Sitesini acmis. Ucak biletini almis. Yine cocuklari Izmir de birakip, tam tamina sekiz yil sonra Amerikaya ilk defa gidecek. Arada bir canli yayin yapan Amerikan radyolarina da cikip, geliyorum mesajlari veriyormus.
Yarbay i 21 Agustos 2002 tarihinde Turk Multeci Burosundan iki gorevli tutuklamislar.
Yarbay, yahu ne yapiyorsunuz. Ben 2008 yilina kadar da (ACTIVE RESERVE) YEDEK subayim. Ben ustelik muracatlarimi da yaptim. Gorevli yok demis. Senin vizen 31 Aralik 1999 tarihinde doldu. Sen bu ulkede kacaksin. Senin soyledigin muracatlarini da kimse dikkate almaz. Seni kelepceliyecegim.
Yarbay, yahu hic olmaz sa evden arabaya kadar kelepcelemeyin. Cocuklar gormesin demis. O kadarini Kabul etmisler ama. Arabanin kapisi acik, herkesin gozunun onunde kelepceleri Yarbayin koluna gecirmisler. (Karini ve cocuklarini da kelepcelememiz lazim ama, sana kiyak yapiyoruz. Bizi takip etsinler demisler.) demisler. Onlar onde, Yarbayin cocuklari baska arabada bardaktan bosalircasina yagan yagmurun altinda Ankara ya dogru yola koyulmuslar.
Yolda, bizim gorevli Yarbaya, senin buyuk oglan 8 ay once muracatini yapmis. O kurtuldu. Senin kiz bura dogumlu. O bizim vatandasimiz. Ama digerleri ve senin bu ulkeden atilman icin ben evraklari hazirlayip, multeci islerine bakan mahkemeye verecegim, demis.
Yarbayin yolda cisi gelmis. Bizim gorevliye, yahu su istasyonda durabilirmiyiz. Hem cisimi yapayim, hem de bir icecek alayim demis. Bizim gorevli izin vermemis.
Yarbay eller kelepceli, Emniyet Genel Mudurlugu nun onunde arabadan indirilmis. Milletin saskin bakislari arasinda 9 ncu kata cikartilmis. Cisini yapsinlar diye de bir hucreye atmislar.
Neyse ki; 10-15 dakika sonra hucreden alip, bir buroda islemlerini yapmislar.
Yarbay her seferin de birsey demek istediginde, bizim gorevli; kafami kizdirma hepinizi iceri tikarim. Mahkeme gununu orada beklersiniz diyormus.
Gece Yarisi Ekspresi filmini bilen Yarbay, kendine degil de cocuklarinin basina geleceklerden korkup, sesini cikartamamis.
Bu arada bizim gorevli Yarbaya, madem biletin var gidiyorsun, sen git. Ama, donebilirmisin bilemem. Ailen icin islemlere devam ederiz. Demis. Yarbay Kabul etmemis. Bir adaylik icin Ailemi burada bu durumda yanliz birakamam demis.
Simdi Yarbay ve ailesi Mahkeme gununu bekliyorlar. Mahkeme gunune kadar her ayin ilk Sali gunu coluk cocuk Ankara ya gidip rapor vermesini istiyorlar.
Turkiye de bu kadar esrarci, orospu, katil, dolandirici, hirsiz, hatta terorist kacak olarak dolasabiliyor, biz gidip, bizden is isteyen, hem de bizim icin de iki yil calismis, hem de her an harp-darp oldugunda goreve cagirilip, bizim askerlerimizle omuz omuza calisacak birini bir katil gibi elleri kelepceli, kanun onune cikariyoruz?
Bunun adi adelet mi? Bunun adi medeniyet mi? Bunu adi insanlik mi?
Kim bu bizim gorevli? Bu nefret niye? Kim ona bu Amerikan Subayi nefretini asiladi? Kim bu adama boyle emir Verdi? Bu adamin amirleri kim?
Bizim gorevli, Yarbayin Turkiye de buyumus cocuklari ile milli takimin maclarini konusurken diyormus. Hakim size Turkiye de kalma izni verir. Zaten anneni ve kiz kardesini atamazlar. Bu sizin hakkinizda daha hayirli olacak gibi.
Yarbay Cumhurbaskani na, Ic isleri Baskani na, CNN TURK, Milliyet, STAR, SHOW TV ye de olan biteni yazmis. Tik yok.
Henuz kendi Buyuk Elciligi ne yazamamis. Dalga gecerler. Ulan senin buralarda ne isin var derler diye. En son oraya da yazacak. Simdilik digerlerinden, Cevap bekliyor.
NOTLAR, ACIKLAMALAR, ILAVELER:
Yarbay bir sene once, apartmanin yoneticisi kadinla kapismis. Yonetim, devletten aldigi para karsiligi is yapmiyor. Her yeri bok goturuyor diye. Hatta apartmanda kendi yaptigi islerin bir faturasini gonderip, ev kirasi vermemis. Yonetici hanim Yarbayi mahkemeye vermis. Muhtemelen mahkeme oncesi de hakime, bu adamin ne is yaptigi belli degil. Bize bir de sahte fatura Verdi. Para istiyor. Fatura da ki is yeri adresi de ayni apartman. Hakimde inanmis. Polislere emir vermis. Arastirmislar. Sonunda Yarbayin ayni adrese kayitli firmasi oldugunu bulmuslar. Hakim hanimi ve onun sevgilisini rezil etmis. Yarbaya da kirani vereceksin. AMA; Hakkini arayacaksin demis.
Yarbaya o zamana kadar gelen haberlere gore, yonetici hanim benim Multeci Burosunda calisan arkadasim var, diyormus.
Amerikali Yarbayi bu kadar nefret icerisinde Multeci Burosuna tutuklayip goturen bizim gorevli ile, yonetici hanimin Multeci Burosunda calisan arkadasi ayni kisi mi?
Herhalde Sayin Cumhurbaskanimiz, Icisleri Bakanligi, Gazete ve TV lerimiz dogruyu arayip, bulurlar.
Biz bulmazsak da, kendi ulkesinin Baskani bu isin sonunu getirir. Devletin yurtdisindaki vatandaslarinin haklarini aramasi ANAYASA'lari geregi.
IKINCI ILAVE?
Yolda Yarbay bizim yetkiliye, bu is bizim ulke de amma da haber olur demis. Yetkili siritmis: "Iyi iyi. Buraya geldiklerinde basina gelecekleri bilirler..."
VE ONEMLI ACIKLAMA:
ANLADIGINIZ GIBI BU HIKAYE BIZE AIT. TURKIYE'DE BIZ BUNU AMERIKALI BIR YARBAY'A YAPMAYIZ. BUNU AMERIKALI BIZE YAPTI...
FOTOGRAF: YIL 1991, KEESLER HAVA USSU. ESIM, KARDESIM SAFFET VE BEN.
Gunlerden bir gun
Hamama gidecegi tuttu
Sadrazam hazretlerinin
Bir yaninda birinci veziri
Bir yaninda ikinci veziri
Bir yaninda ucuncu veziri
Sonra efendime soyleyeyim
Peskircibasi
Nalincibasi
Sabuncubasi
Velhasil tam dort yuz kisilik kafile
Pestemal takip girdiler hamama
Gectiler kurnalarin basina
Ucer beser
Sadrazam deseniz
Kuruldu gobektasina
Yan gelip yatti
Memleketin en unlu tellaklari
Sardilar dort yanini
Kimi elini kapti kimi bacagini
Bir keseleme, surtme faslidir basladi
Tamam on iki saat
On iki unlu tellak
Incitmeden keselediler
Hazretin mubarek vucudunu
Oylesine kir cikti ki sormayin
Her biri nah parmagim gibi
Aman efendimiz bu ne kiri
Demeye kalmadi
Keselerin altinda eriyip gitti
Koskoca sadrazam
Butun maiyet erkani yerinden firladi
- Nittunuz devletliyi
Dediler tellaklara
Tellaklar cevap verdi:
- Biz yikadik, keseledik
Devletlinin kirden ibaret oldugunu bilemedik
Suc bizde degil
Neyleyelim
Kir bitti
Sadrazam elden gitti.
Umit Yasar
Bu siirin burada ne isi var mi diyorsunuz?
Sayfa benim degil mi?
Istedigim siiri, istedigim yere koyarim...
Pusan, Kore Birlesmis Milletler Mezarligi
GECEN HAFTA? **
Gecen Hafta Turkiyenin tarihinde onemli bir haftaydi. Oylesine, sessiz sedasiz gecti gitti. 29 Kasim 1952 yilinda Kunuri de, Cinlilere kafa tutmusuz. Amerikalilarin anlattigina gore, sungu sunguye, gogus goguse carpismis Memedimiz. Cinlileri durdurmuslar. Bir sure.
Biz Korede 721 sehit vermisiz. 175 de kayibimiz var. Kayiblara ne olmus, bilmiyoruz.
NATO, Turk-Amerikan Iliskileri, Hak, Hukuk diye arastirirken, Kore onumuze geldi. Biz Kore ye iki amcamizi gonderdik. Amcam Cafer Ozturk ve Hasan Yokus.
Aslinda bizim sikintimiz kendimizden geliyor. Kendimize ilgimiz yok? KORE ile ilgili interneti bir arastirin. Neler yo ki? Turkler. Turkler yok. Kenarda, kosede kisa bir not, ozet bir bilgi. O kadar.
Cinlilerin esir kampinda Ingilizi, Amerikalisi telef oluyor. Turk esirler sapasaglam. Niye Turk esirler olmezler? Memedin hemen hemen hepsi koy cocugu. Ot, yemlik, madimak toplayarak buyumusler. Kampta da dolaniyorlar, ne bulursa yiyorlar.
Ikincisi, askerlik anlayislari. Iki kisi yan yana mi? Biri komutan. Bir saat once asker olan oburunden kidemli. Carklar donuyor. Zincirleri kiramiyorlar.
www.air-mississippi.com da, buldugumuz, bu hafta ile ilgili bir yaziyi yayinladik. Ingilizce okumak isteyenler buyursunlar.
Cafer Amcama rahmet, Hasan Amcaya selam olsun!
** Yukarida ki fotografa tiklarsaniz, 25 Temmuz 2003 tarihli, "Turk Subayina ABD Komplosu" baslikli gazete haberini okuyabilirsiniz...
BIZE YAZMAK ICIN TIKLAYIN!
TURKIYE SITEMIZ
Yarbay'in oykusu devam ediyor...
Kaldigimiz yerden devam:
1. Turkiye Cumhuriyeti Cumhurbaskanligi'ndan 2 Ekim 2002 tarihli bir yazi aldik. H. Bulent Serim, Cumhurbaskanligi Genel Sekreter Yardimcisi imzali bu yazida konunun Disisleri Bakanligi'na iletildigi belirtilmis.
2. The White House'dan da 29 Ekim 2002 tarihli bir mektup aldik. Mektubun aldindaki imza Amerika Birlesik Devletleri Baskani'nin Ozel Danismani Desiree Thompson'a ait. Baskan Bush'un bize iyi dileklerini de ayrica iletmisler. Sag olsunlar! Bu mektubun Originalini nasil yayinlariz? Ogrenir ogrenmez bunu ve diger dokumanlari yayinlarim...
28 EKIM- MAHKEME- 1
28 Ekim 2002 Pazartesi gunu mahkemeye gittik. Ustumuzu aradilar. Beni takim elbise gorunce avukatmisiniz, diye gorevli sordu. Hosuma gitti.
Hakim yuksek bir yerde oturuyor. Konusmalari kayda aliyorlar. Hepimiz birden salona aldilar. Sirayla islem yapiyorlar. Herkes dinliyor. Bizden oncekilerden biri Ingilizce bilmiyordu. Meksikali herhal. Tercumani vardi. Hemen atmayin, dedi. Gun istedi. Hakim olur, dedi. Ikinci galiba Arab. Memleketini anlamadim. Ogrenci vizesinin suresi doldu diye tutuklamislar. Atacaklar. Master imtihanlarim var. Sure verin dedi. Ne kadar? Aralik. Hakim, tamam, dedi. Hakime kanimiz isindi. Iyi adam. Insan evladi. Ucuncuye sordu? Ne istir? Alabama da ogrenciymis. Suidi Arabistan dogma, Pakistan vatandasi, Alabama da ogrenci? Tam tarife uyuyor. Hakim guldu. Alabama da ne ariyorsun, niye okulu biraktin, diye. Calisiyordum, dedi. Hakim ne istiyorsun, dedi. Beni siz atmayin. Ben gonullu gideyim. Gonullu gideyim ki geri gelebileyim, dedi. Hakim o na da istedigi gunu verdi. Cocuk, on bin dolar benden beyil aldilar, geri alabilir miyim? Beterin beteri var. Bizden beyil isteseler ne yapardik? Hakim savciya bakti. Savci olur, dedi. pasaportuyla birlikte veririz. Yarin. Hakim, Pakistanliya, artik ucuz bir otel bulursun degil mi, diye sordu. Bir gunluk.
Bize sira geldi. tek tek adlarimizi soruyor. Bizim kari heyecandan adini unuttu. Hakim guldu. Bizim kizi gordu. Bu cocuk ne ariyor? Kizimiz, dedik. Mister Birezil, o vatandas, dedi. hakim biraz sasirdi. Avukata dondu. Bizim avukat ta, biraz karisik, dedi. Hi iz Turkis kolonel. Vat? karisik, zamana ihtiyacim var. Hakim guldu. Ne kadar zaman istiyorsun? 9 Aralik.
Dokuz Aralik saat bir de yine tesbih gibi dizilecegiz. Umut ve Yagmur haric.
Dustuk bir kere...
KIM HESAP SORACAK?
Bir adam, elimizde ki dokumanlarimizi bile gormeden evimize giriyor, sorgusuz sualsiz evi ariyor, sonra da yine bile bile, NATO vizesi ile bu ulkeye girmis, daha dogrusu davet edilmis, ABD Silahli Kuvvetleri icin de iki yil calismis bir adami kelepceliyor, goturuyor, ailesi ile birlikte atilma islemlerini baslatiyor.
Elimizde ABD Savunma Bakanliginin verdigi huviyetler var. Hem de gunu gecmemis. Hic umursamiyorlar bile.
Nereden bu cesaret? Nereden bu futursuzluk? Nereden geliyor bu kadar adam yerine koymamak? Nereden geliyor bu nefret?
Hani kanun, kitap, demokrasi ulkesiydiniz? Yahu ben sizin dost dediginiz ulkenin subayiyim. Emekli demeyin. Yedegim. Belgesiyle, evragiyla 1 Eylul 2008 yilina kadar her an hizmete cagrilabilirim. Siz, Multeci Burosu, bana dokunamazsiniz? Dokunuruz derseniz, size de dokunurlar. Bizim sikintilarimiz elbet biter. Sizin sikintilariniz baslar. Niye? Neden? Iki hiyar, iki kendini bilmez, uc irkci, dort isinden gucunden anlamaz, bes kici kiric, kalin kafali, okuz bakisli adamlar yuzunden!
Benim bildigim bildik, caldigim duduk anlayisindan bizler cok cektik. Biliriz!
Her an bir yerlerde sizin askerinizle omuz omuza olmamiz mumkun. Ne diyeceksiniz o zaman? Sori? Yahu bir sori bu kadar eziyeti silip goturur mu? Bu kadar eziyet, korku, sikinti bir sori ile unutulur mu?
Kim bu adama, ona yalan soyleyenlere, onun amirine, elimden huviyeti alanlara, hesap soracak?
Gecikmeyin. Her geciktiginiz dakika, sizin alehine calisiyor. Benim degil.
Ha aklima gelmisken soyleyeyim. Verin bu INS i elime, adam edeyim. Sisteme insanlik asilayip, tedavi edeyim. Siz de gurur duyun, insaniniz da, dunya insanligi da...
9 ARALIK- MAHKEME 2
Bu sefer saat bir de hepimizi salonda topladilar. Yer yok diye dinleyicileri almadiklarindan Mr. Brazil ve Nancy disarda kaldi. Umut da. Avukatlar basladilar. 6 ay sure. Hakim INS Savcisina donuyor. Ne diyorsun? Kafa salliyor. Olur. Tamam diyor hakim. Kasedini gostererek kaydediciye takiyor. Basliyor sidandart seyleri soylemeye. Adin. Tekrar et. En iyi bildigin dil Ingilizce mi? Yaninda ki avukatin mi? Sana alti ay daha sure verdik. Bu sure zarfinda avukatinla temasini kaybetmeyeceksin. INS sin dedigi zamanlarda kontrola gidip, kendini gostereceksin. Adres ve telefon degisikliklerini bildireceksin. Eger belirtilen gunde mahkemeye gelmezsen, butun haklarini yitirirsin. Seni tutuklar, yaka paca bu ulkeden atariz. On yil bu ulkeye adimini atamazsin. Anladin mi? Evet. Herkes memnun. Hakim mutlu. 6 ay daha zaman alan multeci mutlu. Avukat mutlu. Bir daha ki sefere gorusmek uzere diyip, adamlarini yolcu ediyor. Bizim avukat birinci mahkeme icin 1000, digerleri icin 500 istedi. Bunlar ne veriyordur? Bu mahkeme, bu savci, tercuman, calisanlar, kira? Bunca masraf? Bu musamere icin mi? Ne istiyorsun? Sure. Ne kadar? Alti ay. Ayin 9 u, 13 u? Vallahi bir dusuneyim. Onucu iyi olacak. Geregi dusunuldu. 13 unde gelmezsen, defterini dureriz.
Bu arada gonullu olarak ulkeyi terk etmek isteyenlere de kiyak var. 500 baks beyil odeyeceksin. Ayin sekizine kadar ulkeyi terk edeceksin. Edemezsen? Sen bilirsin...
Salon bosaldi. Mr. Brazil ve Umut salona geldi. Umut yanimiza, Mr. Brazil arkamizda ki siraya oturdu.
Bizim avukat dedi ki: INS in Colonel Mustafa Kemal Ozturk e yonelttigi bir ve ikinci suclamalari kabul ediyoruz. Ucuncu ve dorduncu suclamalari kabul etmiyoruz. Aldi mi bizi bir telas. Ulan ne yaptik ta, neyi kabul ediyoruz? Neyi etmiyoruz?
Bizim kari dayanamadi kalkti. Biz, dedi. Bize yapilanlari hak etmedik. Ne oluyor? Hakim sasirdi. Aliskin degil. Standardin disina cikildi. INS savcisi biyik altindan gulumsedi. Mr. Brazile bu alayci gulumseme yetti. Firladi. Bu is basindan beri yanlis. Daha ilk gun, bu konu INS savcisinin onune gittiginde, gidin basimdan deyip, bu konuyu onune getiren gorevlileri geri cevirmeliydi. Colonel Ozturk un mevcut durumu ne olursa olsun, Uluslar Arasi Organizasyonlar Kanununa gore INS NATO vizesi ile bu ulkede olan kisilere dokunamaz. Burada Colonel Ozturke e yapilan her muamale, dunyanin herhangi bir yerinde bizim subaylarimiza haksizlik yapilmasi icin gerekce yaratiyor. Daha da konustu. Hakim dedi ki. Siz simdi cigerlerinizi bosaltip rahatladidiz. Ama, biz proseduru takip edecegiz. Ocak 27 de bana gerekce anlatilsin. Colonel sizin ve ailenizin o durusmaya gelmesi gerekmez. Isterseniz gelebilirsiniz. Peki dedik her ay INS e gidip, ailece rapor vermemiz ne olacak? O benim isim degil, dedi. O ayri.
Alisilmisin disina cikilmasi, INS savcisini, hakimi ve bizim avukati etkiledi. Sanirim hepsinin sinirleri bozuldu. Belki de simdiye kadar INS Mahkemesinde birileri ayaga kalkip ilk defa, haksizlik yapiliyor, bu yapilanlar bir oyun, dedi.
Bizim avukat disarida goruselim, dedi. Disarida Mr. Brazile birinci ve ikinci maddeleri bulup, acikladim. Avukat dogruydu. Biz ABD vatandasi degildik. ABD de yasiyorduk. Ucuncu madde vizemizin tarihi Aralik 1999 da dolmustu. Avukat buna hayir, diyordu. Dorduncu madde 1999 dan bu gune ABD de kanunsuz yasiyorduk. Avukat buna da itiraz ediyordu. Avukat dogru, ama aramizda ki haberlesme eksikti.
Disarida Nancy avukata cikisti. Gaye bu isi uzatiyorsunuz, demeye getirdi. Avukat benden kendisiyle gorusmelere yalniz gitmemi istedi. Nancy ve Mr. Brazili gorusmelere istemiyor.
Biz kalktik INS e gittik. Rapor vermeye? Orada ki gorevli iyi iyi dedi. Hep beraber gelmissiniz. Sonra, bir gun once gelmissiniz, dedi. Boynumuzu kirdik. Mahkemeye gelmistik de... Hi, dedi. Gitti kagitlarimizin arkasini parefe edip getirdi. Bizim cocuklari Ocak 9 da, beni Ocak 14 de geri istiyor.
Sesimizi cikarmadik. hele o gun gelsin, dedik. Her seyde bir hayir vardir, dedik.
Bir gun sonra, 10 Aralik ta da, Riza Amcamin oldugunu ogrendik.
Bizim ki de dert mi?
Baska Bir Mektup Daha...
Bugun, 14 Aralik 2002, ABD Adalet Bakanligi Multeci Burosundan bir yazi aldik. 4 Aralik 2002 tarihli. Muracatinizi aldik, arastiriyoruz, diyorlar.
Meraklisi icin detay bilgiler Ingilizce olarak
www.air-mississippi.com adresinde var.
Bu site uc bolum: HOME, TURKCE ve MY STORY
SENATOR ISTIFA ETTI.
Mississippi Eyaletinin bir Senatoru var. Senator Trent Lott. Amerikan Senatosunun cogunluk lideri. Amerikada goz onunde olan, guclu politikacilarin en baslarinda. Senato Cogunluk Liderliginden istifa etti. Niye?
Gecenlerde 100 yasini kutlayan baska bir Senatorun dogum gunune katilmis. Iki lafin belini kiralim demis. Kalkmis ihtiyar arkadasina demis ki;
Senator, siz zamaninda Baskan secilseydiniz, basimizda ki bu sikintilar olmazdi?
Hayda!
Bilmem kac yilinda, yarim yuz yil once, Guneyden Amerikan Baskanligina adayligini koymus bu Senatore bu lafi etti diye, ortaligi toz duman kapladi.
Irkci herif istifa diye, uzerine geldiler. Baskan Bush (En yakin arkadasi) bile bunlar edilecek laf degil, dedi. Amerikanin su sira en guclu partisi ve partisinin mensuplari tek tek sirtlarini donduler.
O da, bugun, 20 Aralik 2002, bir aciklama yapti. Senato Liderligine yokum diye.
Bu son birkac gunde olanlar hem icimizi bir tuhaf etti, hem de Amerika ve Dunyanin gelecegi icin umut verdi:
Amerika da herkes dusuncelerini soyleyebilir. Ancak, irkci dusunceleri savunanlar, halka hizmet veren yerlerde gorev yapamazlar!
BOB JONES UNIVERSITESI NE NASIL KAYIT OLUNUR?
Bir saniye once yuregin sevgiyle, ozlemle yanip tutusurken, birdenbire nasil da nefret fiskirabiliyor?
Dun aksam Bob Jones Universitesinin Baskani, sevgiden, anlayistan soz ediyordu, bir ara baktim adamin yuzune, sevgi yerine nefret gordum. Musluman bir ogrenci, diyor, bizim okulumuz da rahat edemez!
Ben Amerikaya geldigimden bu yana, cesitli vesilelerle, kiliselere gidiyorum. Vallahi ve billahi hic de kendimi yabanci hissetmiyorum. Tanri bizi disaridan bilir diye, iceriye girdigimizde de hic yabancilik cekmiyorum. Muzik guzel, ortam guzel, insanlar temiz.
Kac yiliydi? Rahmetli Dr. Uzeyir Garih ile New Yorkta bulusacagim. Bir gun once ora senin bura benim dolasirken baktim buyuk bir bina. Iceri girdim. Kocaman bir kilise. Icimden geldi. Oturdum, bildigimce dua ettim.
1992 yiliydi. Hong Kong da bir ibadethaneye gittim. Her yer mum dolu. Bir de cok guzel koku veren incecik cubuklari yakmislar. Icimden geldi. Dua ettim. Budist Tapinagi oldugunu biliyordum. Icim rahat etti.
1981 yiliydi. Akademi ogrencisiyiz. Selimiye Camisini geziyoruz. Bir guzel kokuyor. Bir guzel esiyor. Bir sessizlik. Bir kosede durup, dua ettik.
Haydar, Haydar diye semah cekenleri seyrederken de ayni hazzi duyduk, katolik kilisesinde org dinlerken de. Guneylilerin kilisesinde coskuyla sarki soyleyen zencileri izlerken de ayni duygularla yuregimiz pirladi.
Gucunden, sevgisinden hicbir suphemiz olmayan yaradanin, degisik donemlerde, Isa, Musa, Muhammed, Ali, Buda vasitasiyla bizlere ulasmasi kadar dogal ne olabilir?
Istedigi zaman, istedigi sekilde bizlere ulasmis. Goktanrisina yakarislarimiz da, Buda ya dualarimiz da, Zencilerin Sarkilari, bizim ezanimiz, turkumuz ayni yerde bulusmuyor mu?
Inanclarin cesitligi; bizim sevgimiz, nefretimiz kadar yurek zenginligimiz. Butun dunya da yalnizca bir din, yalnizca Katolik Kilisesi veya Sinagog olsaydi, icimiz sikilmaz miydi?
Benim Sayin Jones a onerim, okullarina Musluman ogrenci de alsinlar. O da, okulda biryerlere ilisir, istedigin de kendi tanrisina ulasir. Hic merak etmesin!
21 Aralik, 2002, Biloxi
YARBAYIN OYKUSUNE DEVAM
Hani Yarbayi ve ailesini tutuklayip goturdukleri yer vardi. Orada en son tekniklerle parmak izi aliyorlar. Bilgisayarlara aninda kayit ediyorlar.
Her sey merkezi bilgisayarlara isleniyor. Kus ucurtmuyorlar.
Vallahi oyle degil. Bizim Hava Kuvvetleri Komutanligi onca fakirligi ile bunlara tas cikartir. Versinler bu INS dedikleri dev organizasyonu, benim Guvenlikcilerle iki yilda adam edeyim...
Atmiyorum. Anlatayim.
Bunlarin Texas burosu 9 Aralik 2002 tarihinde bana bir yazi gondermis. Mektup adresi bulmamis? Tekrar 19 Aralik 2002 de gondermisler. Benim elime 23 Aralikta gecti. Diyorlar ki;
Muracatinizi aldik. Inceledik. Gecmisiniz, altyapinizla ilgili bize biraz detay bilgi gonderir misiniz? 12 hafta da zaman vermisler.
Hayda!
New Orleans da ki Ajanlari bizi tutuklayip, defterimizi durduler. New Orleans da ki baska bir bolum, her ay kimliklerimizi eline alip, kontrolumuzu yapiyor.
Mahkemeleri dosyamizla hasir, nesir. 27 Ocak da bakalim neyi ne yapacaklar?
Washington, D. C. de ki Ana Merkezin Mufettisleri sizin konunuzu inceliyoruz. Siki durun diye 4 Aralik 2002 tarihinde yazi gondermis?
Cikin isin icinden. Cikabilirseniz?
Bu arada ilginctir, benim avukatta bir telas. Aman kolinil, yapan kolinil, sizinle 3-9 Ocak 2003 tarihleri arasinda muhakkak gorusmemiz lazim. Ne olur?
Niye? Siz ne dersiniz?
Kontrola gittigimiz yerde, bir once ki memur, siz ve esiniz gelin yeter, demisti. Bu adam, coluk cocuk hepimizi istiyor. Niye?
Kim bu adamlar?
Dunyaya kafa tutan Amerika Birlesik Devletlerinin multeci burosu.
Yani biz terorist olsak, burada mahkememiz gorulurken, obur taraf nerdeyse bizi vatandas yapacaklar. Birisi mahkeme karari ile ulkeden atacak. Ulkeyi Amerikan Pasaportu tasiyarak terkedecegiz?
Bizi tutuklayan gorevli, onun amiri sistemi cok iyi biliyorlarmis: YAPIYORSUN OLUYOR. KIMSE ETTIGIN PISLIGI KOLAY KOLAY TEMIZLIYEMIYOR...
Bence, bu buronun duzeltilmesi ile ilgili calismalari da, buronun icinde ki bu tur insanlar engelliyorlar. Kanuna, kitaba uygun calisan, Amerikaya layik, medeni bir sistem istemiyorlar.
Yine diyorum:
Sayin Baskan Bush: Verin bu buroyu elime, iki yilda dunya ulkelerine ornek olacak bir multeci burosu haline getireyim!
NOT:
Baktik Turkce anlattik. Olmuyor. Ingilizce anlattik. Olmuyor. Turk Yarbayi Amerikali Yarbay yaptik anlattik. Anlayan olur, diye. Olmadi.
Simdi de, Amerikali Yarbayin Ingilizce yazilmis oykusunu yazdik.
Meraklilari icin www.air-mississippi.4t.com
sitesinde MY STORY bolumunu okuyun.
Sonra donup, sadrazamin basina gelenleri bir daha (icinize sindire sindire) okuyun...
MAKSAT UZUM YEMEK DEGIL, ADAM DOGMEK!
Benim avukatim bir eposta gondermis. Diyor ki, evvelki gun Multeci Burosunun Savcisini gordum, senin hakkindaki suclamalada degisiklikler isteyeceklerini, bunun icinde mahkeme tarihini baska bir gune atacaklari, soyledi.
Adamlarin niyeti adam atmak degil. Zaten gidiyorduk durdurdular. Adamlarin niyeti ne? Uzerimde ki gurur zirhini cikarip, kucuk dusurmek, yalvartirmak mi? Yoksa, atmak yetmez, aci ceke ceke gitsin, felsefesi mi?
Yakismiyor bu adamlar bulunduklari yerlere.
Konuyu takip edenler icin bilgi. 27 Ocak 2003 deki mahkeme de birsey olmayacak. Ben de zaten gitmiyorum.
ILLEGAL PLAYERS?
Son gunlerde yuregimiz hoplayip duruyor. Illegal Immigrants, Kanunsuz Muhacirler diye. Haberler de bu. Bizim hayatimiz da bu. Bir turlu kurtulamiyoruz.
Dun konu yine Kanunsuz kisilerle ilgiliydi. Bu sefer Kanunsuz Oyuncular. Eveet. Gordugunuz gibi Kanunsuz Muhacir Olursa, Kanunsuz oyuncu da oluyor?
12 yasin altinda ki Kanunsuz Kiz Cocuklari, kanunsuz islemler sonucu takima alindiklarindan takimdan atilmalari soz konusu. Analari suskun, puskun, bir suclu gibi ilegal kizlarinin gelecegini tartisan buyuk yetkilileri dinliyorlar. Neyse sonunda oyunculara dokunmadilar, ama takimlarini bugune kadar yaptigi maclarda yenik saydilar. Olsun?
Herkes ferahladi. Kanunsuz yasamak zor be kardesim. Sevgili Amerikali veliler, yureginizi ferah tutun. Biz sizi anliyoruz. illegal -kanunsuz- olmanin ne demek oldugunu biliriz.
8 Subat 2003, Biloxi
MUTEKEBBIR AMERIKALI
Bizim Amerikalilarla Irak konusunda gorusmelerde bulunan bir UST DUZEY Disisleri Bakanligi yetkilisi, Amerikalilarin Metekebbir davranislarindan rahatsiz olmus, kiriz gecirmis.
Adamlar bizimkilere kara sinek gormus gibi bakiyorlarmis. Kibirli. Kucumseyerek. Bir Powell oyle degilmismis. O da zenci oldugundandir. Zamaninda yaninda ki Amerikalar ile ayni tuvaleti bile kullanamadigindan, halden anliyordur.
Bu adamlarin kendileri gibi olmayan, konusmayan, gulmeyen, yemeyen insanlara tahammulleri yok. Aptal olmadigini ispat etmek icin, onlarin aksani ile Amerikanca konusacaksin. Onlarin futbol yildizlarini bileceksin, NFL le ilgili karsilikli tartisacaksin? Onlarin dilinde kizip, onlarin dilinde kufur edeceksin.
Bizim Disisleri yapamaz mi? Yapamaz. Bunu yapabilmek icin Disisleri mensuplarini, politikacilari, askerleri, burokratlari Ilkokuldan baslatip, once birer Amerikali gibi yetistirip, kendilerine gelip, adam olduklarinda, butun komplekslerini attiklarinda, is teklif edeceksin.
Bu adamlarimiz Amerikali ile oturdugunda onlar gibi kaykilacak, onlar gibi tabanlarinin altini gosterecek, onlar gibi gulecek, onlar gibi kufur edecekler.
Yoksa, bizim adamlarimizi her zaman, akli kit olarak degerlendiriyorlar. Ingilizceniz aksanli ise, kafaniz da aksanli calisiyordur, diye.
Tabi suc hep onlarin degil. Bizim de. Biz burokratlarimizi, politikacilarimizi nasil yetistiririz? Yukarilara cikabilmenin yolu, mahfiyetkar olmak degil midir? Yoksa catir catir inandiklari icin amirleri ile, ustleri ile tartisan burokratlarimiz mi yukselirler? Benim zamanim da elbet gelecek diye, boyun kira kira, ezilerek, buzulerek, yukarilara tam geldigine inanan burokratimiz, politicamiz, birden bire karsisinda kibirli Amerikaliyi bulunca ne yapsin? Bu sefer artik sinirleri, kalbi de dayanamaz. Kiriz gecirir.
Belki de, bu toplantilara giren her Amerikalinin onunde bizimkilerle ilgili bir dosya vardir:
Kucuklerine kibirli midir?
Buyuklerine mafiyetkar midir?
Nasil buralara geldi?
Ezilir mi?
Ezilmez mi?
Ezilse bile, guzel kokmayi mi tercih eder?
Yoksa?
Bizimkilere onerim, Amerikalilarin elinde kendileri ile ilgili hazirlanmis dosyalarin muhteviyatini arastirsinlar. Bizim de o kadar istihbarat kaynagimiz var. Bir dosya da bizim icin ne yazildigini bilmezler mi? Belki de dosyalarinda yaziyordur:
Bu adamlar kendi baslarina karar veremezler. Isemeye gitmek icin bile izin isterler. Dik kafali olani var sa, o nu gecin. Bir yukarida ki amiri ile gorusun. Amirinin hosuna gider?
Benim simdiye kadar gordugum bir tek politikaci var, Amerikalilara ulu orta kafa tutan. Israilin simdiki Disisleri eski Basbakani Netanyahu. Adam koca Amerikan Kongresine kafa tuttu. Sanki Israil degil de, ABD Basbakani gibi.
Helal olsun. Ne diyem?
19 Subat 2003, Biloxi
10 MART 2003, MAHKEME DE
Bugun ki Milliyette (13 Mart 2003), Can Dundar'in kosesinde okudum. Bizim bir Binbasimiz, Bir Amerikali subayi tartaklayarak aradi diye, gorev yeri degistirilmis.
Ben de ayni talebi Amerikali yetkililere yapiyorum. Beni ve ailemi tutuklayan, beni kelepceleyen, asagilayan Amerikali gorevliler gorevlerinden alinsinlar?
Niye mi?
Dun ki mahkeme de beni kelepceleme nedenlerinden vaz gectiler. Yani vizemiz de bir sey yok. Ya ne?
Simdi de diyorlar ki senin statun degisti. Artik ne Turk ne de Amerikan subayi degilsin. Biz seni tutuklariz.
Hayda?
Kendi kanunlari diyor ki, bir kisi uluslarasi bir organizasonun uyesi olarak ABD ye girdi ise, onu ve cocuklarini ulkeden atamazsin. Onlarin durumuna ancak ABD Dis Isleri Bakani karar verir.
Yok kanun ogle dememis. Gidip, gorev yaptigim Keeler Ussunden bir iki yazi alarak, "Artik burada gorevli degil" yazisini, statusu degisti diye hakimin onune koyuyorlar. Bir astsubay arkadas demis ki, "sanirim artik subay sayilmaz."
Sanirimla beni attiniz diyelim. Ya cocuklar? Cocuklar 13 yildir buradalar?
Uc tane uyduruk kagitla; benim huviyetim, pasaportum, vizem, yedek subay belgem bir tarafa atiliyor. Kendi kanunlari da.
Bakalim hakim ne karar verecek?
7 Nisan 2003 tarihini bekliyoruz.
Biloxi, 13 Mart 2003
ATILDIK?
30 gun icerisinde mahkeme kararina itiraz hakkimiz var. Amerikali Yarbay la ilgili dusuncelerinizi Turkce-Ingilizce veya istediginiz dilden;
president@whitehouse.gov
adresine asagida ki mesaji yazabilirsiniz:
"What is happening to Col. Ozturk and his family is an offense not only against history but an offense against humanity, separating families, dividing husbands and wives and brothers and sisters, and dividing a people who wish to be joined together."
Veya; icinizden ne gelirse.
Isterseniz epostanizin Konusu (Subject): "An offense against humanity!" olsun.
8 Nisan 2003
GUN GELIR...
Gun gelir, birileri bizim oykumuzu okur, nedir bu isin asli diye arastirir diye yaziyoruz.
Bana 7 Nisan 2003 gunu mahkeme de avukat, gonullu gitmemi onerdi. O nasil olacak, diye sordum. Hem gonullu gidersin, hem de itirazi yaparsin, dedi. Bugun mahkemeden gelen evraklara baktim, eger bu ulkeden gidersen gidis o gidis. Itiraz bile etmis olsan, Amerikayi terk mi ettin, hakkin gitti?
Avukat, Devletin savcisi, bir suru devlet gorevlisi bir olmus, benim defterimi durmeye calisiyor.
Bu ne nefret ahh?
Bu ne izdirap?
14 Nisan 2003
BELGE
Bu adamlarin mahkemeye sunduklari belgeler soyle:
1994 yilinda ABD ye girdi. 1995-1997 yillari arasinda Keesler Hava ussunde gorev yapti. Sonra? Turkiyeye donmedi bile.
Keesler Hava Ussu 81nci Egitim Grup Komutanindan bir yazi almislar. 3 Mart 2003 tarihli. Albay imzalamis. Diyor ki, 1995-97 yillari arasinda gorev yapti. Ben bu belgeyi elime ancak 9 Nisan 2003 tarihinde alabildim. Yani; mahkeme kararini verdikten sonra. Gecen hafta, Albayin Komutani General Peterson'a yazdim. Bu belge, bu tarihle nasil verilir diye, sordum. Duzeltin! Tam bir hafta sonra, Generalin sekreteri hala konuyu arastirdiklarini soyledi. Kim bu belgeyi hazirladi?
Beni tutuklayan gorevli eski astsubay. Keesler Ussunde de gorev yapmis. Bu belgeyi de beni tutukladiktan tam 7 ay sonra, ne yapip yapip almis.
Mahkeme de bana, karara itiraz etmeden gonullu olarak gitmemi onerdiler! Hayda? Sonradan ogrendik, ulkeden ayrilirsan, itiraz etmis bile olsan itirazin dusuyor. Bizim avukat, multeci burosu, falanca filanca defter durme pesindeler.
Evrakta tahrifat, veya sahte evrak duzenleme var.
Bu adamlardan korkulur. Daha buyuk kotulukler de yapmaya kalkarlar vallahi. Neyse sizler sahidimsiniz?
Haa. Bir sey daha. Oyle kolay kolay, silahlari birakip, donumuzu indirenlere alkis tutacaklardan degiliz.
Temsil ettigimiz insanlar icin, teslim olmak bize yakismaz!
19 Nisan 2003
NOT: Bugun bir ogrencimiz aradi. Ismini yayinlamami istemez diye buraya yazmiyorum. Bize moral verdi. Arkadaslarim da sitenizi okuyor, dedi.
Hepinize buradan selam olsun!
AVUKAT
Biraz once benim avukat aradi. Eski avukat diyelim. Herif benim adamim degil de, sanki karsi tarafin suc ortagi.
Size dedi belgelerin hepsini gondermistim. Hayir, dedim. Mahkeme de gosterilen 11 numarali delili ben mahkemede soyle bir gordum. Sonra yok oldu, dedim. Ben de kopyasi yok, size verdim, dedi once. Sonra, zaten bu karti Steve denilen adama sen vermissin, dedi. Nereden nereye cekti? Sonra, benden memnun degil misiniz, diye sordu. Muracaat -itiraz- yapiyormusunuz? Zamaniniz yok. Biliyor musunuz?
Bu adam benim hayrima aramaz. Simdiye kadar ilk defa kendisi telefon etti. Bundan once de bir gorusme yapmak istemisti. Bana karsi tarafin teklifini getirmek icin. Bakalim simdi bu isin altindan ne cikacak?
Mahkemeye yazdim. Bana numara 11'in bir kopyasini gonderir misiniz, diye.
Nisan 25, 2003 Cuma
"Sefa, cefa, zeka, deha, cehalet, ilm - u fen
Tesadufen, tesadufen, tesadufen..."
Mithat Cemal Kuntay
VAY ANASINI!
Hepiniz izliyorsunuzdur. Amerikali, secilmemis, bakan yardimcisi seviyesinde ki memurlar; actilar agizlarini, yumdular gozlerini, bizimkilere soylemediklerini birakmadilar!
Bu adamlar bizim icin mi agliyorlar?
Neyse. Biz konumuza gelelim. Itiraz ettik. Keesler Ussu daha once yazdigi yazida ki tarihleri duzeltti. Elimizde yeni bir mektup var.
Var da.
Bu adamlarin niyeti kotu!
10 Mayis 2003
CLOS DU BOIS
Baska bir sayfada yazdik. Bulut once yemege sonra da mezuniyet dansina gitti. Umut ve Kanat isteler. Yagmur da bu gece bir arkadasinin evine kalmaya gitti. Kaldik mi evde koroglu ile ben. 26 yillik evliyiz. Bilemedin 10 ay yalniz kalmisiz. Ne yapsak?
Yalniz ne yapilir? O nu da unutmusuz.
Biz gencken cabuk tarafindan kafayi bulmak icin rakiyi kafamiza dikerdik. Ertesi Sabah da buyuk bir perisanlikla uyanirdik. Baktim masada bir sarap duruyor. Umut getirmis. Umut'un patronu bilmem kac paralik sarap satan garsonlarina o aksam bir sise sarap veriyor. Bizde de icen yok. Ona buna veriyoruz. Bu seferki nin uzerinde yukarida ki isim var. 2000 yilindan. Kari bizde sarap acacagi olacak, dedim. He, dedi. Actim. Tadi bana bir guzel geldi. Internette Tanju Okan'in Hasret'i caliyor, ben CLOS DU BOIS iciyorum. Iki uc tane cilek de var. Demeyin benim keyfime?
Gayos,dedim. Ha, dedi. Uc tane daha cilek yikar misin? Nerde ki? Dolapta. Kafasini olur diye salladi.
1991 yiliydi herhalde. Benim kucuk biraderle birlikte Ataturkle ilgili bir kitap okuyoruz. Bir ara, ara verip, disari ciktik. Bizim birader kendini kitaba kaptirmis. Abi, dedi. Bu yollar, bu binalar Ataturk olmasaydi, olur muydu? Olurdu, dedim. Yuzume saskin saskin bakti. Ulan bizim abi, Ataturku nasil kucumser? Guldum. Ataturk'e Biloxi'ye gelmek hic nasip olmamis ki!
Arada bir de olsa kafayi bulmak iyi oluyor.
Haydi vur kendini saraba, diye biri birseyler soyluyor.
Ispanyol Meyhanesinden. Ustelik adam akilli sarhosmus. Daha icelim! Yok arkadas. Daha da icemem. Kirmizi sarap basimi agritiyor.
Kapat kapat kapilari yabanci gelmesin.
Yeter yeter oleceksek olelim.
Hadi vur kendini saraba.
Kedere ve aska.
Yeter yeter oleceksek olelim.
Daha icelim, hey! Icelim, Icelim...
Baska sarkiya gectiler.
Icimde ismin yandi.
Sen gidince.
Hanim sordu. Cilek uc mu? Kiza yarin cilekli sut yapacagimda? Sutu oyle iciyor. Peki uc olsun!
Kuslar bir gun otecek.
Cicek pembe atacak.
Sen donunce.
Gunes nasil da parlar?
Sen bana donunce.
Seni ozledim.
Belki gelir diye.
Bu duayi soyledim.
Arada bir. Yalniz kaldiginizda. Clos du Bois'i deneyin. Iyi oluyor.
10 Mayis 2003
Turkiye saati ile 11 Mayis 2003 sabah 6:37
Kahvalti da sarap iciyoruz!
Muzik dinledigimiz site:
www.turkishmusic.org
ABI SEN VATAN HAYINI MISIN?
Genc bir arkadasimizla vatan kurtariyoruz. Yillardan 1994 gibi. Bizi dinleyen esi, sohbetimizin siddetine dayanamayip, abi sen vatan hayini misin, dedi. Niye, dedi. Neden, dedi. Kim hakliydi. Bunlari bir sonra ki mahkemeye birakalim. Ama bu Amerikalilarin bana iyi bakmadiklari kesin.
Aralik ayinda gonderdikleri bir araci var. Oykumuzu okuyanlar bilirler. Avukatimizin yakarislari var. Aman kolinil, yaman kolinil gel goruselim, diye. Araciyi silkeledik, avukati itekledik. Gitmedik. Gorusmedik. Boyun bukmedik ya! Hepsi agizlarindan kopukler cikararak, sen gorursun, dediler. Vize suresi gecti diye bizi tutuklamislardi. Ondan vazgecip, statusu degisti diye bizi atmaya karar verdiler.
Sahi ben ne diyordum?
Ha! Sevgili gelinim. Agabeyin, vallahi, bir vatan haini olmayi bile beceremedi!
Genclik Bayraminiz Kutlu Olsun!
19 Mayis 2003
BU IS COK SEVIMSIZ!
Mr. Brazil mahkemeye bir mektup gondermisti. Bu mektubunda, Multeci Burosunun mahkemeye sundugu evraklarin, evraklarda ki tarihlerin, bilgilerin yalnisligindan soz ediyordu. Mektubunun sonunda da, buyrun duzeltilmis ve dogru evraklar bunlar. Kararinizi bu yeni dokumanlara gore duzelteceginizi umuyoruz, hem, avukat da avukatligini yapmadi, demisti. (www.air-mississippi.com)
Multeci Burosu 20 Mayis 2003 de bir yazi ile, Mahkemeye, kararinizi yeniden gozden gecirmeyin, demis.
Bana da bir kopyasini gondermisler. Bugun aldim.
21 Mayis 2003
TURKIYE AMERIKA'YA EKONOMIK YARDIM YAPIYOR!
Bu herif atilma korkusuyla iyicene usuttu, sacmaliyor, diye mi dusunuyorsunuz? Vallahi degil. Bu haberimizin basligi dogru. New York Times gibi yalan haber falan da yazmiyoruz. Bu sitede ne diyorsak, dogrudur.
Gelelim haberimizin detaylarina:
Yukarida anlattik ya. Bizim apartiman devletten kira yardimi alanlarin apartimani oldu. Apartmanin sahipleri ve yoneticileri var. Bunlar; devletten takir, takir kiralarini aliyorlar. Kiraciya da karismiyorlar. Kiraci da sikayetci degil? Herkes memnun. Biz haric.
Biz memnun degiliz ama; iki oglanin calismasi ve sag olsun devletimizin verdigi aylik 600 kusur dolar ile bu apartimanin en eline yuzune bakilir kiracisiyiz. Apartimanin kirasini yardimsiz, mardimsiz cebimizden oduyoruz. Ickimiz, cigaramiz, esrarimiz yoktur. Geciniyoruz. Yiyecek alisverisinden geldigimizde, ellerimizin dolu dolu oldugunu komsularimiz da goruyorlar.
Amerikan halkina yardima, sonradan Amerikali olan Meksikali komsularimizla basladik. 20, 30, ihtiyaclarina gore faizsiz ve uzun vadeli kredi veriyoruz. Simdilik gecikmeli de olsa, geriye odeme yapiyorlar. Sonra 501 numarada ki has Afrikan-Amerikan komsularimiz ekonomik yardim isteginde bulundular. Bunlara 1-2 karsiliksiz ekonomik yardimda bulunuyoruz. Daha onceki borclarini da affettik. Bazen de ekonomik yardim yerine, icecek yardimi yapiyoruz!
Daha onceleri karsiliksiz ekonomik yardimda bulundugumuz komsumuza, kahve, seker, sut gibi acil yiyecek yardimlarinda da bulunuyoruz. Mert kari. Simdilik kahve ve sekerimizi iade etme gayretleri gosteriyor. Haa.. bu komsumuz, has be has, Beyaz Amerikali. Bush taraftari. Babasi emekli asker.
Son zamanlarda, mini mini etekler giyen bir Beyaz Amerikali komsumuza kredi actik. 10 la basladik. Yirmiye cikardik. Bugun geri odeme yapiyorsa, yarin yeniden kredi istiyor.
Diyecegimiz, IMF kapimiza geliyor, bize neyi nasil yapacagimizi soyleyip, uc kurus verip gidiyor, diye utanan vatandaslarimiz yureklerini ferah tutsunlar.
Biz burada Turkiye Cumhuriyeti Vatandaslarini temsilen, Amerikan vatandaslarina (Hem de memurlarinin-yoneticilerinin bize yaptiklari bu kalleslige ragmen) ekonomik yardima devam ediyoruz.
30 Mayis 2003
GECEN HAFTA SONU...
Florida'ya gitmek istedim. Destin diye bir yer var. Orada ki plajlarin biri, Amerikanin en iyi on plaji arasinda secilmis. Beyaz kumlar, mavi deniz, ustunu basini degistirecegin kabinler, dus, kendi kizartmani yapabilecegin hazir ocaklar. Hepsi var. Giriste adam basina galiba iki dolar aliyorlar.
Hanim hevesimi kirdi. Cok uzak. Git gel zaman kalmaz. Yanimizda kimsede yok. Yalniz ne keyif alacagiz. Gel Gulf Shore a gidelim. Gulf Shore daha yakin, 1.5 saat. Alamaba sinirlari icinde. Orda da deniz, dus, tuvalet var. Ama isin boyutlarini kuculttuk. Domates, salatalik, valmart'dan hazir bir kizarmis tavuk. Icecek. Buz. Ekmek. Bu valmartin ekmekleri de (Dibirvil denilen yerdeki valmartin) bir guzel oluyor. Kitir, kitir. Hadi. Bizim kizdan bir oneri. Teylir gelebilir mi? Teylir bir haylaz, bir haylaz. Laf dinlemez. Telefonu kulagima uzattilar. Teylir, piliz, diyor. Vallahi ve billahi soz dinleyen, iyi bir kiz olacagim.
Teyliri almaya giderken, Birendi nin evinin onunden gectik. Onu da alsak mi? Teylire soralim. Teylir dunden razi. Birendi goklere uctu. Arkada Bir beyaz, bir zenci, bir de kirma uc kiz, yanimda hanim yola koyulduk. Hanimla supriz yayip, Dauphin dedikleri bir adadan, karsiya arabali vapurla gecemeye karar verdik. Araba vapuru iskelesine gittigimiz de, vapur dolmustu. Beste ki vapuru bekleyelim mi? Zaten gec ciktik. Iyicene gecikecegiz. Hadi arabayla gidelim. Yol gozumde bir buyudu. Bir buyudu. Hic bu adada denize girmemisiz. Kiyidaki plaja surdum. Kizlar bayildilar. Burada kalalim, burada kalalim!
Agaclarin altinda bir masaya yerlestik. Sandalyelerimizi actik. Cocuklara etrafi gosterdik. Yedik, ictik, gulduk. Kumlarda yuruduk. Kizlar cipir cipir oynadilar. Brendiyi kuma gomduler.
Aksam donuste piknigin tadi damagimizda kaldi. Yarinda Flint Creek'e gidelim mi? Kizlar cigliklar attilar.
Ertesi gunu Flint Creeke gidecegiz diye, kizlar bizde kalmak istediler. Yerimiz yoktur? Piliz, piliz? Yattilar.
Flint Creek Mississippi'nin icinde. Bize bilemediniz 50 mil. Siz deyin 70 kilometre. Ormanlarin icinde bir derenin agzini kapatmislar, agaclarin icinde kocaman bir gol olmus. Burada da tuvaletler, dus, izgara, falan filan var. Giris adam basin bir dolar 25 sent. Son zamanlardaki hesaba gore, dokuz milyon odedik. Bes kisi icin. Dunki piknik malzememize karpuz, yine tavuk, icecek, buz uc de ekmek ilave ettik. Ben kendime bir de turp aldim. Tuzumuz, bicagimiz, turpumuz, tam tekmil yerlestik. Aksam dorde dogru bir yagmur, bir yagmur. Arabaya bindik. Parkin icerisinde gidiyoruz. Yalnis sapmisiz. Kendimizi kus ucmaz, kervan gecemez, bir iskelenin basinda bulduk. Bir ikaz levhasi koymuslar. Not more than 7 bass per person. Hic birsey anlamadik. Bass da ne ola? Teylir, balik, dedi. Adam basina bu golden 7 baliktan fazlasini yakalayamazsin.
Bass'in levrek oldugunu ertesi gun ogrendim.
....
Benim bugun midem bulaniyor. Kusuyorum. Yalniz kusma olsa iyi. Bir de alttan bosaliyor. Hem ustten hem alttan gidiyor. Halsiz kaldim.
Bunlari yazarken ter bastirdi. Kafam agirlasti. Bana musade. Daha yazmaya halim yok. Baska bir sefere.
....
Haaa! Iki gun bes kisi kac para mi harcadik? Bir suru yiyecegimizi eve geri getirdik. Hala o gunden elmalarimizi yiyoruz. Toplam, benzin dahil, 6o dolar.
....
2 Haziran 2003
ATTIM DEYINCE OLMUYORMUS!
Mahkeme birini 'attim' diye karar bile verse, bu pilini pirtini topla. Zoraki atiyoruz, anlamina gelmiyormus? Avukatin donup hakime diyebiliyormus. Su su gerekcelerle, sizden sunlari istiyorum. Mesela diyormus ki, on yildan fazla suredir buradalar, bir pislikleri de yok, devamli olarak kalmalarina, Turkcesi Yesil Kart almalarina, karar verin. Veya, aile butunlugu bozulacak. Veya, bu herifi ve karisini atarsak, bunlarin ailesinden Amerika vatandasi olup da, geride kalanlar cok zorlanacak. Boyle yaparsak, biz kendi vatandasimiza ceza vermis oluyoruz. Falan, filan. En sonuncusu da, gonullu olarak ulkeyi terketmek. Gonullu mu terkettin? Mahkeme kararina evet deyip, gitmek icin bilet parani da odedin mi? Mesele yok.
Bizim avukat, butun hepsini birakip, bize gonullu gitmemizi onerdi. Ne demek mi? Hakimin verdigi karar dogru, kabul ediyorum, diyorsun. Senin basina corap orenler temize cikiyor. Bide gonullu memleketi terkediyorsun. Ulan zaten gecen yil sen gonlunle memleketine donerken tutuklamamislar miydi?
Arkandan kina yakip, dalga gececekler: Aptal Turk. Aptal, Turk Subayi. Aptal Colinil. Biz adama boyle geciririz! Esegini alir, epeyce yalvarttiktan sonra, geri verir, insani mutlu ederiz?
Bu bizim avukat? Ne adammis be!
Amerika da olup, basi sikinti da olan insanlarimiz var ve bu yazilarimizi okuyorlarsa, hemen teslim olmasinlar. Bir avukatin dedigi gibi; onlerine koyacak aslari, kafalarini ortecekleri yerleri var ve kalmaya da kararlilar sa, gonullu gitmesinler!
Careler tukenmez!
8 Haziran 2003
AMERIKALI KOMUTANLAR
Amerikan Savunma Bakani, elinin altinda 9 adet orgeneral varken, 2000 yilinda emekli olmus bir generali Kara Kuvvetleri'nin basina getiriyor. Tamam, son soz Baskanin ama, Bush'a danismadan konuyu buralara kadar getirmemistir.
Bana daha ilginc gelen, baska iki generalin Savunma Bakani'nin teklifini kabul etmemeleri! Gelin sizi Kara Kuvvetleri'nin basina getireyim, diyor. Onlar, sag olun, bizden bu kadar, diyorlar. Bunlardan biri Irak savasi'nin komutani.
Sonra Korgeneraller var. Bunlarin bazilarina, mevcut orgeneralerin ustunde gorevler vermeyi planliyorlar. Bu is ekip isi, diye. Bu "YILDIZ" gnerallerden birisini su siralar defterden silmisler. Niye mi? Savunma Bakani'nin Irak'ta yaptigi konusmayi teybe almislar. Bir de bakmislar ki, Savunma Bakani'ni dinleyenlerin arasinda ki Korgeneral, ya-yu diye bakani alkislamiyor. Yani saksakci degil. Bu herif bizim ekipten degil, diye hemen bir kenera birakiyorlar.
Benim adamim biliyorsunuz askeriye de ust duzey sivil memur. Amerika da. Diyor ki, Amerikan Silahli Kuvvetleri'nin ust rutbelerinin arasinda yeni bir strateji gelisti. Nedir? SYA. O de demek? Save your Ass. Turkcesi. Gotu kurtarma. Yeni strateji bu mu?
Butun yukselen imparatorluklarin sonunu SYA gibi stratejiler getirmis. SYA'ciler, saksakcilar, yagdanlikcilar on plana cikarsa?
Fakat, bu arada, ayni Savunma Bakani'nin bir lafi daha var: Ben iyi selam veren degil, attigini vuran komutanlar ariyorum!
Bizim yazdiklarimiz, uzaktan gorebildiklerimiz.
11 Haziran 2003
KIMDEN NE MEKTUP ALDIK? UNUTTUK!
29 Nisan 2003 de bunlarin yeni Homeland Security Department'ine bir mektup gondermistim. Ayni mektubun kopyasini da bizim Houston Konsoloslugu'na gonderdim. Dedim ki, sizin adamlariniz duzmece evraklarla beni kovuyorlar. Dort cocugumdan ikisi kaliyor. Digerlerimizi kovuyorlar. Ben bu arada bu duzmece evraklarin dogrusunu almaya calisiyorum ama, sizinkiler bunu da geciktirmeye calisiyorlar. Istiyorlar ki 30 gun icerisinde itiraz edemiyeyim...
Bu isler niye mi basima geldi? Zamanin da size de gonderdigim bir mektupla izah etmistim. Mississippi'li lere gozunuzun ustunde kasiniz var, dedim. Vay allahin hiyari, gavuru, pulsuzu nasil bize boyle der, diye, sizinkilerle bir olup, defter duruyorlar!
Ben duzeltilmis mektubu alamadan 21 Nisan'da itirazimi yaptim. Ama; sizin bu gozu donmus adamlarinizdan korkulur. Aileme bir zarar vermesinler?
Cevap geldi. Tesekkur ederiz. Bize bilgi verdiginiz icin. 6 Haziran 2003 tarihli. Isim: David J. Venturella, Deputy Director, Office of Detention and Removal.
Yaziyom ki, kayitlarda olsun. Biline. Birgun, bizim de haklarimizi koruyan, cesur insanlar ortaya cikarlar, yazdiklarimiza bakarlar, diye...
14 Haziran 2003
AMERIKAYA YARDIMA DEVAM!
Alisverise gittim. Tam dukkanin kapisinda, elinde gitari, zayif, uzun boylu bir adam, ekskuyuz mi sor, dedi. Yes, diyen gozlerle yuzune baktik. Alisverise mi gidiyorsun? Evet. Sen alisverisini yapsan, ben kartimla odesem, sen bana benim odedigimin yarisini pesin odesen, olur mu? Niye? Iste banka, git para cek? Olmuyor, dort dakika ile kacirdim? Ne olmuyor, ne dort dakikasi diye desmedim. Nasil kart? Banka karti gibi. Sen yirmi dolarlik yiyecek al. Ben odeyeyim. Sen bana on dolar ode. Tamam, dedik.
O elinde gitari, sallana sallana yanimda dolaniyor. Bir ara, dur, dedi. Gitarimi kastimir servise birakayim! Gitti. Kosa kosa geldi. Limon aldim. Aslinda iki de ekmek alip cikacagim. Yirmi dolar etmiyor! Yogurt aldim. Bir kutu da yumurta. Bir duzunelik bir kutu. Benim hesabim, 12-13 dolar tutar. Daha al, diyor. Daha al. Kasaya geldik. Onden firladi. Benim arkadasim, dedi. Zenci kasiyer kari gulumsedi. Oldu, gibilerinden. Ben oduyorum, dedi. Kari basti. Kac para goremedim. Adam kartini makinadan gecirdi. Pin numarasi, dedi, kasiyer. Adam tusladi. Kart gecti. Adam fisi de, bizim paketleri de eline aldi. Kac para dedim. Cok degil, dedi. Fise baktim. Sekiz dolar 76 sent. Ne verirsen, dedi. Ne verirsen. Ben, dedim, sana sekiz dolar verecegim. Tenk yu, sor. Tenk yu. Dedi. Al hadi dokuz olsun dedim. Ellerimi hararetle sikti. Iyi bir adama yardim ettin, dedi.
Herhalde sarhostu. Dokuz dolarla ucuz bir seyler daha alip, kafayi iyicene bulacak. Ne bilirsin? Herkesin bir oykusu var. O da kendi tarihini yaziyor.
Bu sefer ki yardimimiz gordugunuz gibi 24 sentle sinirli kaldi ama, makbule gecme derecesi simdiye kadar yaptigimiz ekonomik yardimlarin hepsini geride birakti.
Bu Amerikalilar hakkimizi nasil odeyecekler?
17 Haziran 2003
SEN SENI BIL SEN SENI; VE KES SESINI!
Associated Press gecen yilin eylul ayinda dunyaya bir haber gecmis. Mississippi'de bir kilisenin kapisina kilisenin papazi bir yazi asmis. Demis ki; yalniz bir tanri vardir, onun adi da allah degildir. Geri zekali bir herif iste. Kelimelerle oynayan bir yobaz...
Icinizden birileri, ulan simdi bu kadar atiyorsun, o zaman da iki laf etseydin ya, diyordur.
Yukari da Turkce soylediklerimizin hepsini, Ingilizce de soylemisiz. Associated Press de tutup, butun dunyaya yaymis.
Bu adamlar beni atmak da hakli degiller mi?
Haberin asli asagi da bilgilerinize sunulmustur.
Arz ederim.
....
LONG BEACH CHURCH SIGN CALLED OFFENSIVE
Associated Press, 9/12/02
LONG BEACH, Miss. - Many say the message on the magnetic sign at Cleveland Avenue Church of Christ is less than spiritual.
It reads, "There is one God, and His name is not Allah." The sign is causing an uproar in this Gulf Coast community. Several residents, including members of the church, are offended by the sign. They see it as an attack on the Islam faith and is inappropriate, especially with the passing of the first anniversary of the terrorist attacks.
The minister of the church, the Rev. Dan Huggins, maintains that he was only trying to challenge people, not antagonize them.
Patti Young lives in Long Beach and saw the sign for the first time Sunday night.
"It was so hurtful and I couldn't believe it," she said. "I feel like it's not showing unity; it's showing division."
Young called Huggins and begged him to take down the sign. She said he refused. Huggins said Wednesday that God and Allah are not the same because Muslims don't believe in the Holy Trinity.
Hoyt White retired as the church's minister three years ago but remains a member. He called the sign "embarrassing."
"It's very upsetting and I think it's in poor taste," he said.
Mustafa Kemal Ozturk has lived in Biloxi since 1990. He is a Muslim.
He said he hasn't seen the church sign, but said whoever put it up is small-minded.
"There is only one God, no matter what you call him," Ozturk said. "These types of things should not be happening. The American people must come together. This is a very small difference."
NOT: Televizyona ciktigimizi biliriz de, bu haberin butun dunyaya yayildigini bilmeyiz. Bugun ogrendik.
18 Haziran 2003
AMERIKA'YI SU SIRALAR KIM YONETIYOR?
Amerika Savunma Bakani, Irak Savasi'nda kendine destek vermeyenlere cok kizgin. Olacak gibi degil ama, Bush'dan gayri, bu adamin bir kizginlik politikasi var. Bush daha yakin bir zamanda gitti Fransiz Baskani ile gorustu. Buzlari eritmeye. Bu adam, Fransada'ki Hava Gosterileri'ne yuksek rutbeli Amerikali Subay gondermiyor. Her yil Amerikan ucaklarinin yaptigi gosterileri yaptirmiyor. Fransizlari Amerika'da ki bir tatbikata (RED FLAG, Nellis Air Force Base, Nevada) cagirmiyor.
Bir de Global Air Chiefs Conference (14-20 Eylul) var ki, Fransa bu toplanti'nin devamlisi. Adamlar dunyada sozu gecen bir hava gucunun sahibi. Katilmasa olamaz. Katilamiyorlar! Pentagon davet etmiyor?
Diyorlar ki; Savunma Bakani'nin, Beyaz Saray ve Amerikan Disisleri'nden ayri bir dis politikasi var!
Diyen de, aman diyor, ismimi aciklamayin!
Bu adam, Bush'a Fransa'yi cezalandirmak icin 11 sayfalik bir oneri getirmis:
*Amerika'da ki 60 Fransiz Irtibat Subayini hemen ulkelerine gonderelim!
*Fransa'daki bizim Irtibat Subaylarimizi geri cekelim.
*Fransiz Limanlarini ziyaretleri durduralim.
*Fransizlar da bizim limanlari ziyaret etmesinler.
*Ortak Projeleri ve Istihbarat Bilgilerini birlikte kullanmayi hemen durduralim...
...
Fransa Dunya'nin en guclu ulkelerinden biri. Fransa, Amerika'nin Bagimsizlik Savasi'nda ki en yakin dostu. Fransa, Dunya'da Hava Gucu olarak soz sahibi bir ulke. Fransa, ustune ustluk, Hristiyan!
Fransa'ya bunlari yaptirmak isteyen Pentagon, Turkiye'ye ne cezalar verilmesini istedi, ne kadari kabul, ne kadari red edildi?
21 Haziran 2003
CILALI KUTUKLER!
Gecen yazdi. Wal-mart'a bizim kavunlardan gelmisti. Pahaliydi ama, canim cekti aldim. Kasiyer kiz, kavun yerine sus kabagi basti. Yok,dedim. Bu kavun. Yuzume bakti. Nasil kavun, diye. Hic gormemis, hic yememis bizim kavunu. Hayir, dedi. Bu kabak. Menegerini cagirdik. O da bize cikisti. Mister, mister, bu kabak! Hayda... Anlatamadik derdimizi, kavuna kabak parasi odedik. Buyuklerine yazdik. Sizinkiler bizim elli yildir yedigimiz kavunu, kabak ilan edip, paramizi gasp ettiler, diye. Telefonlar, ozur mektuplari...
Niye mi bunlar aklima geldi? Star Gazetesi'nde Engin Ardic diyor ki; bunlar kotu kofte, patates kizartmasi, bol sekerli meyan koku sirasi ice ice aptallastilar. O da bu lafi Zulfu Livaneli'den aktariyor. Ozet: Aptal bir Amerikali nesil yetisiyor.
Bu aptallar, sahiden, yuzyillardir yetisiyor. Hatta bizim Amerika bilen Turkler, yazip ciziyorlar. Dalga geciyorlar. Ulan kariya saati soyledim, sekiz kirkalti diye, bana dokuza kac dakika var, diye sordu.
Dogru. Ben benim oglanlara bakiyorum da, Turk kizlari ile iki oturup sohbet etseler, aptal muamelesi gorurler. Hele hele bir de bu fakir Turkce'leri ile!
Herkese katilirim. Bu adamlar aptal! Ama anlayamam?
Bu herifler bizim gibi akilli, uckagitci uluslari nasil onlerine almis guderler?
27 Haziran 2003
BURADA NE YAPTIGI DA BELLI DEGIL!
Bizim dava gorusulurken, Hukumet adina konusan savci, bir ara hakime imali bir seyler soyledi: Yarbayin Amerika da niye bulundugu da supheli!
Ben kendi kendime, bu laflarin anlamini ariyordum.
Sanki bugun cevabi buldum gibi: 3 Subay, 8 Astsubayimizi Kuzey Irak'da tutuklamislar. Gerekce? Bizim askerlerin valiye suikast planlari yaptiklarindan supheleniyorlarmis!
Bu gerekceler samimi olamaz. Dogrusu nedir?
A. Bu adamlar gercekten golgelerinden de korkmaya basladilar,
B. Yonetimde ki kadronun bize karsi derin bir nefreti var!
Cezalandiriliyoruz... Fransa gibi.
5 Temmuz 2003
GUN GELIR SIZI VE COCUKLARINIZI DA KELEPCELER!
5 Subat 2003 tarihinde T.C. Washington D.C. Buyukelcimize tahhutlu bir mektupla boyle demisim. Sizi, ailenizi, calisanlarinizi tutuklar, gerekcesini de sonradan soylerler. Sakin kendinizi guvende hissetmeyin!
7 Temmuz 2003
DAHA DA KOTUSU!
Daha da kotusu olur mu? Amerika kendi yaninda olmayanlari cezalandiriyor. Bunun daha kotusu ne olur? Amerikali memurlarin, Amerikan Burokrasisinin agirligini bilerek, yaptim oluyor havasina girmeleri. Yapiyorsun. Is duzelene kadar, yapan amacina ulasiyor.
Bizim yonetici, Multeci Burosundan herife soruyor. Bu Yarbayin kollarina kelepce takip, iceri atar misin? Kelepceleriz. Kodese de atariz. Ondan sonrasi icin de elimizden geleni yapariz. Gerisini bilemem.
Benim bir Kurt hemsehrim de Amerikali Albay'a soruyor. Bu Turklerin havalarindan gecilmiyor. Vatandas diyor ki, Amerika Turklere bir sey yapamiyor. Su Ozel Timin kafasina cuvali gecirip, ellerine kelepceleri takip, iceri tikamaz misiniz?
Cuvallariz. Kelepceleriz. Iceride tikariz. Tatil sonrasi ne olur bilemem.
Bu kadari da yeter.
Bu daha da kotu. Amerikan vatandaslarinin sorunlarinda hesap soran bir suru sivil kurulus var. Burokratlarin yalnis yapmaya odu patliyor.
Is yabanciya gelince? Bu is goley! Yapariz.
Aklima geldi de yazayim, dedim.
7 Temmuz 2003
BEKIR YARBAY: "ALTTAN BASLAYACAKSIN OZTURK!"
Subay-Komutan sayfasinda yazmistim. Bekir Yarbay, en asagilarda cozume ulasmadan, yukarilarda bir sey yapamiyacagimizi anlatmisti: "Memedcigi iyi yerde yatiracaksin, iyi yedireceksin, komutanlarinin sartlari kendiliginden iyilesir!"
Biz, dunyanin hiperguc dedikleri bir ulkede, hakkimizi aradik, ulkeden atiyorlar! Neredeyse tam bir yil olmus. Derdimizi anlatamiyoruz. Ben diyorum ki; ben ulkeme donuyordum. Iste pasaportum. Iste biletim. Ama bu adamlar yolumu kestiler. Sadece cezalandirmak icin. Onurumu kirip, kuyrugumuz kicimizda, kendileri atmak icin!
Onur? Nasil elde edilir, nasil korunur? Benim onur nasil bir onur ki koruyayim? Kapitalist bir ulke de parasizlarin onuru olur mu? Zugurtsen onurunu nasil korursun? Zor be kardesim!
Beni tutuklayan INS gorevlisi arkadaslarina donup, simdiye kadar hic kolinil gordunuz mu? Bu herif kolinil. Hem de, Turk colinili! diyordu. Kendine paye cikarmak icin mi? (Burada Yarbaya da Albay diyorlar.)
Dunyanin kimbilir neresinde, kimler, caresiz, boynu bukuk, onurlari kirilmis bekliyordur?
Benim dedigim. Bekir Yarbaylari dinlesek. En asagidakilerin onurlarini korumayla ise baslasak?
Ulkenin bir yerinde onur kirici birseyler mi oluyor? Kostursak. Onuru kirilanlar icin, onuru ayakda duranlar didinse, ugrassalar? Kiramazsiniz bu adamin onurunu, diye? Deseler boyle. Kimin gucu yeter onurlularin onunurunu kirmaya?
Beni birakin. Bu adamin okumasi yazmasi vardir. Onur kavgasi vermeye aliskindir. Bir zamanlar komutani demistir. Gonderin bu herifi Amerikaya. Bizimle boylesine kavga eden, onlarin canina okur!
Belli ki cana okuyamayiz ama, kavgamiza devam ederiz.
Siz siz olun! Etrafinizi koklayin! Nerede, kimin onuru kiriliyor, kosturun. Bilinki bugun onlarin onurunu kiranlar, yarin da sizin onurunuzu kiracaklar!
NOT:
Yeni Safak Gazetesi'nde Taha Kivanc imzasi ile "IRAK'DA DEGIL, ABD'de." baslikli bir yazi yayinlandi. 9 Temmuz 2003 tarihli.
Tiklayin: http://www.yenisafak.com/arsiv/2003/temmuz/09/tkivanc.html
12 Temmuz 2003
BASLARINA CUVAL GECIREMEZLER MIYDI?
Saddam'in ogullarinin makyajli vucudlarini televizyonda gosteriyorlardi, kendimi gormus gibi oldum? Bir insanin, obur insanin olusunu gostererek gurur duymasi? Ibreti alem olsun, diye. Saddam'in ve bunlarin yontemi arasindaki fark ne?
Baslarina cuvali gecirmis, ellerini arkadan kelepcelemis, kafalarini tutarak arabaya bindirirken cekilmis fotograflari daha etkili olmaz miydi? Ifadelerini alirken camli bolmelerin arkasindan cekilmis filimlerini yayinlasalardi daha inandirici olmaz miydi? Saddamin ogullarini sorgularken onlara su, sigara ikram eden bir Amerikali gorevlinin goruntuleri insanlarin gonlunde yer etmez miydi?
Bir iki sene once bizim eski bir bakanimizi Amerika da tutuklamislardi. Bir yuregim burkuldu. T.C. nin bir bakani Amerikan mapuslarinda! Asilmistim telefona. Hic bilmedigim, etmedigim eski bir bakanimiza ulasip, hic olmazsa kendine telefon etme cesareti duyan birilerinin oldugunuda bilmesi icin.
Simdi de, bu isi buralara kadar getiren Amerikali yoneticilere ulasabilsem. Siz, orada, gonullerde yer etmesini beceremiyorsunuz, diyebilsem? Niyetiniz ne? Nereye gidiyorsunuz? Irak halkina sizin gosterdiklerinizin Saddam'in gosterdikerinden ne farki var?
Oluye sakal trasi ve makyaj yaptirmak mi?
27 Temmuz 2003
'BIR' DILER, BIN OLDULAR...
Ustumuze geliyorlar.
Demistim ki; "Hanim efendi. 10 yildir kirami oderim. Ama son bir yil her yeri bok goturuyor. Her sey dokuluyor. Kira odemem. Hatta kirami geri isterim!" suratima hain hain bakmisti...
Mahkeme salonunda da patronu, bana hain hain bakiyordu. Sonra hakim: "Atalim mi?" diye sormustu. Kirami vermezsem. Evet, demisti.
Sonrasinda iki gorevli evimizi basmisti. Evimizi aradilar. Kelepceleyip goturduler. Dedim ki, bunlar da cahildir, NATO, MATO bilmezler. Mermer kafalidirlar. Ama buyukleri halden anlar.
Buyukleri atilmamizla ilgili islemleri baslattilar.
Avukat, bu hakim yeni, dedi. Hakim "NATO da ne?" "Iyi bir sey mi?" diye sordu. Gulduler. Ayni iyi hakim, bizim avukat, INS avukati bir olup, kararlarini verdiler. Hem de isin icine kimleri sokarak? Koca Albay, yanlis-yunlus duzmece mektup imzalayarak, hakkimizda yalan yulan konusarak. Birdiler, bir de ne gorelim ac kurt gibi her yerden saldiriyorlar?
Ben mi cok kotu adamim? Iyi ya gidiyordum! Hayir, sen istedigin zaman gidemezsin! Biz isteyince atariz, dediler. Dogru olan, dogru oldugunu bilen ve dogru oldugunu bar bar soyleyen beni mi sevmiyorlar?
Senatorlerine yazdik, milletvekilelerine, Ic Guvenlik Bakanlarina, Adalet Bakani'na hepsinden ayni cevap. "Carklar donuyor!"
Bunlarin gicik kaptigi ben; Sivas'in Zara kazasi Danisik Koyu'nden Mubasir Huseyin'in oglu Mustafa Kemal Ozturk muyum?
Bunlarin gicik kaptigi, hakkini arayan herhangi bir yabanci mi?
Bunlarin gicik kaptigi, muslumanlar mi?
Yoksa bunlarin gicik kaptigi, "olmaz" diyebilen, Turk dostlari mi?
Anladik. Bizim apartman yoneticisi hanimefendi "Sadece bana" gicik kapmisti. Ya gerisi?
Birdiler, bin oldular. Karinca gibi de cogaliyorlar.
Sesimizi duyurmak icin donup bizimkilere bagiriyoruz. Tis yok. Onlar niye sessiz?
Korktuklari birseyler mi var?
Yigitlik ele kilici alip, sefere gidendeydi. Yeni yigitler kalemi alip, yazanlar oldular. Bakiyorum da bu yigitler korkmuyorlar. Ister benim davam, ister baskasinin davasi olsun. Inaniyorlarsa, kalemleri kusanip, dusman ustune yuruyorlar. Korkmadan.
Benim bu ulkede kalmak gibi bir hevesim yoktu. Artik iyicene bitti. Ben ulkeme donecegim.
Ama onlar istediler diye degil. Ben istedigim zaman donecegim.
Bize simdiye kadar destek veren, eli kalem tutan kahramanlarin bizim ovgulerimize ihtiyaclari olmadigini bildigimizden, isim vermedik.
Hepsine buradan selam olsun!
Biloxi
28 Temmuz 2003
BIZIM SARISIN KUCUK DEV?
Bizim oglanlarin on yillik bir arkadaslari var. Beraber buyuduler. Iki metre boyunda, guclu kuvvetli, sari saclari omuzlarinda bir dev! Bizim cocuklugumuzda ki Amerikali tarifine tam uyuyor. Dedelerinin bir kismi Irlanda'dan gelmis. Diger yarisi belki de ucyuz yillik Biloxi'li.
Aksam oturmuslar. Bir sofra kurmuslar. Cilingir sofrasi. Bizim apartmanin ust katinda. (Nedendir bilinmez, gencler bizim bu kucucuk yere gelip, yukarida ki o odada sikis tepis oturmaya bayiliyorlar!) Once bir sise sarabi devirmis. Sonra on saniye de kac bira icersin deyip yarismislar. Bizim kucuk oglan diyor ki, baba bu herife bir sey olmuyor. Hic kusmuyor! Aman dikkat, dedik. Bizim evde basiniza bir sey gelmesin! Demistik ya? Biz ayidan da, ayinin bokundan da, her seyden korkar olduk. (Simdi gulumseyerek ulan biz senin gencligini de biliyoruz, diyenleri duyar gibi oluyorum!)
Biz dediler arkadaslara gidiyoruz. Senin su Yeni Raki'yi alabilir miyiz? Yine "Aman" dedim. Dikkat. susuz icmesinler. Hem bu sarisin deve de artik icirmeyin!
O na birsey olmaz deyip gittiler. Dokuz bucuk gibi gelip, yukari ciktilar. Birazdan bir patirti, bir gurultu. Hanimi odadan kovmuslar. Babama haber verme demisler. Dayanamadim yukari ciktim. Bizim sarisin devin uzun sacli kafasi plastik bir kovanin icinde. Tas yarisina kadar kusmuk dolu. Oglan gitmis. Kendi kusmuklari ile bogulacak. Benim oglanlar saskin!
Is sarhosluktan cikmis. Sarisin dev alkol komasina girmis. Yuregimiz kalkti. Herseyi unuttuk. Devi hayata dondurmek icin ugrastik. Koca adam, nasil da caresiz kollarinin arasina yigiliyor, onu gorduk.
O caresiz, biz caresiz!
Uzun sozun kisasi, sabahi ettik.
Sari kucuk dev ayaga kalkti.
29 Temmuz 2003
IKI DOLAR ICIN?
Karsi komsunun kizi Misel geldi. Yagmur'u sordu. Yok dedim. Anasi? O da yok. Caresiz bana soyledi. Iki dolar verir misiniz? Ben niye diye sormadim. O soyledi. Abisi Bernardi okula yazdiracaklarmis. Okul uzakta. Otobusle gidip gelecekler. Iki dolara ihtiyac var. Verdim.
Bizim de okula kaydini yaptirdigimiz bir tek Yagmur kaldi. Gelirimizi hesap ettik. Yazdik. Alti kisilik ailenin geliri bilmem kac bin dolarin altindaysa, sabah kahvaltisi oglen yemegi bedava. Parali olursa, bir oglen yemegi iki dolar? Karsi komsu Misellere verdigimiz para ile oglenleyin okulda bir yemek yersiniz?
Amerikada 8 milyon kanunsuz muhacir var. Cogu dil, dis bilmez. Kanundan ve polisten korkarlar. Nasil korkmasinlar? Miselin babasi, evimi tamir etmezseniz kirami odemem demis. Ertesi gunu kapisina multeci burosu dikilmis. Ayni menecer, ayni gorevli!
Bundan uc-dort yil kadar once apartmanda Cekoslavak, Macar kiracilar vardi. Bir apartmanda neredeyse yirmi kisi kaliyorlar. Yatak yok. Mobilya yok. Bunlardan bazi genc delikanlilar bizim oglanlarla samimi olmuslar. Detlerini anlatip, yardim istemisler.
Bunlari saati dort-bes dolara bir firma otellere goturup, temizlik yaptiriyormus. Apartman icin diyelim aylik ucretlerinden adam basi 200 dolar kira kesiyor. Apartmandan ise goturup getirmeye para aliyorlar. Kisacasi adamlar bogaz tokluguna calisiyorlar. Bu isin adi BEYAZ ESIR TICARETI. Buyuk suc. Oyle boyle bir is degil. Cocuklara baska seyler de anlatmislar. Sikintilarini. Biz yetkililere soyledik! Bir Multeci Burosu ajani bizi telefon edip sordu. Bildiklerimizi anlattik!
Biz taa o zamanlar, birilerinin yuvasina comak mi soktuk?
Gelelim konumuza. Bu sekiz milyon kanundan, kitapdan, polisten kacan insanlar kime yanasir? Kimden yardim alir? Nasil yasar? 8 Milyon insan. Yillik gelirlerini ortalama 20 bin dolardan hesaplayin. 160 milyar dolarlik vergisiz, kontrolsuz bir ekonomi. Kendi polisleri, kendi jandarmasi, kendi kanunlari, kendi kurallari olan bir ayri Amerika?
Iste bu 160 Milyalik gelire sahip bu toplumu, ABD'nin icerisinde en az hesap sorulan Multeci Burosu kontrol ediyor!
Istemiyorlar, birileri mevcut duzene comak soksun!
30 Temmuz 2003
VAY ANASINI?
Diyelim ki CNN'e cikmisiz. (Kendimden soz ediyorum.)Spiker soruyor. Bu basiniza gelenler? Herhalde heyecandan hirildiyarak cevap verirdik... Biz cok iyi insanlariz... Bunlar niye basimiza geldi?
Dermiyiz? Deriz. Kendimize acinmasini istermiyiz? Isteriz. Karekter sinavindan zayif alir miyiz? Niye yalan soyleyeyim, aliriz!
Vay anasini!
Bugun CNN'de belki de dunyanin en meshur eski Cumhurbaskani'nin kizlari konusuyorlardi. Ulkeleri isgal altinda. Babalari kose bucak kaciyor. Iki kardasi kursunlanmis, cesetleri dunya televizyonlarinda gosterilmis. Ulkelerinde kalacak yerleri yok. Kacmislar.
Babaniz? Cok iyi bir babadir. Cok severiz.
Kardaslariniz? Cok uzulduk.
Babaniz kocalarinizi oldurdu mu? Babamiz bu sartlar altindayken bunlari tartismamiz abes olmaz mi?
Ulkeniz? Birgun geri doneriz insallah!
Babanizin durumu? Yine gorusuruz insallah!
Aglamayan, kendilerini acindirmayan, sizlanmayan, dikkatli, gururlu iki hanim. Iki "erkek" hanim.
Raghad ve Rana Hanimlar; Irak'li, Arap, musluman, hem de dunya kadinlarini cok iyi temsil ettiler. Hele hele Raghad Ingilizceyi ne kadar rahat, acik, secik konustu? Tam onlarin ve bizlerin anlayacagi gibi!
Boyle bir gorusmeyi CNN benimle yapsaydi; gozlerimi siliyor, titrek bir ses, kotu bir ingilizceyle kendimi acindiriyordum:
"vatz hepinid tu as?"
1 Agustos 2003
AMERIKALI GENERAL?
Eger Yahoo gibi arama motorlarindan birisine 'Mustafa Kemal Ozturk' diye yazarsaniz, bu site pat diye karsiniza cikiyor. Benim en son biraktigimda 'Binbasi' rutbesindeki bir Amerikali arkadasimiz da ayni seyi yapmis. Karsisinda bu site. Gokden Agabeyi yillar once beraber gorev yaptigi bir Norvecli arkadasi aramis. 'MUBASIR HUSEYIN' karsilarinda! Turkce bilmeseler bile, eposta adresimize usenmeyip kaleme aldiklari mektuplarini gondermisler. Sinan Bey gibi. Icten. Sevgi dolu.
Neyse. Bizim Amerikaliya sordum ne zaman emekli oldun? Olmadim, dedi. Gorevdeyim. Iki yildizli general olmus. Yahu bayagi erken iki yildiz almissin dedim. Yo, dedi. Normal. Dusundum. Bizim devrelerde seneye iki yildizli general olurlar.
Asker neden konusur? Askerlikten. Askerligin nesinden? Neyimiz ortaksa. Guncel konu ne? Cuval gecirme!
Gulustuk. Kimler daha 'siki' asker diye konustuk. Siz. Hayir siz! Yok vallahi degil! Askerin de demokrat oldugunu vurgulamak nedense on plana cikti.
Biz dedi, Amerikada ki askeri birligimizin etrafindaki vatandaslarimizi suphelendik diye baslarina cuval gecirip tutuklayamayiz. Buna emir verebilecek yurekte komutanimiz yoktur.
Bir sifir one gecti. Sessiz kaldim. Bizde de Amerikali askerin kafasina cuval gecirip tutuklayin diyebilecek komutan var midir,diye kendi kendime soruyordum.
Firsat vermedi. Ne var ne yok?
Keyfim bir kere kacmisti. Amerikali Yarbay'in oykusunu anlatmadim. Niye anlatacakmisim? Ya bir iki yere telefon eder, benim bir yildir cozumleyemedigim bu karmasayi iki gunde temizlerse?
Bizim ne hukmumuz kalir?
Acik farkli yenilmekten baska?
5 Agustos 2003
AGUSTOS
Gecen yil 21 Agustos'ta elimizi kelepceleyen gorevliye buyuk oglum Umut, benim muracatim var, deyip, belgesini gostermisti. Umut'a dokunmadilar. Benim de muracatim var. Bu da belgesi, demistim. Seninkini red edecekler, demisti. Sayilmaz!
Umut'u bugun gorusmeye cagirdilar. Bizim atilmamizla baglanti kurmazlarsa, yesil kartini almasi lazim. Kurarlarsa?
Bu arada benim "begenmedikleri muracatima" da henuz kimse bir red cevabi vermedi? Hatta ilave belgeler istediler. Obur taraftan bizi atanlar bunu hic dikkate almadilar?
Izmir'de ki NATO Karargahinda konusan Amerikali amiral demis ki; dunyanin bir yerinde bir kargasa varsa, o hepimizi ilgilendirir. Ataturk boyle diyor.
Kendi liderlerinden Martin Luther King'in de benzeri bir sozu var. Dunyanin en ucra kosesinde ki bir kisiye adaletsizlik yapiliyorsa, dunyada adalet var denilemez!
Burada sozunu ettigimiz adaletsizlik bize yapilanlar degil. Bizim ki, dunyanin gozu onunde aleni yapilanlar yaninda hicbirsey!
17 Agustos'ta Marmara Depremi binlerce kisinin yuvasini yikti. Neredeyse 40 yil once 17 Agustos'ta "Kemil" dedikleri bir firtina da Biloxi ve cevresini yerle bir etmis. Bir suru insan kaybolmus.
Bizim de bir Firtina tecrubemiz var. Resimli, renkli ERGUNLER sayfasinda yayinladik.
Umut'a ne mi dediler? Yarin sonucu yazariz!
18 Agustos 2003
AYIP?
Umut diyor ki, ya on haftaya kadar "hayir" derlerse?
Kartimi cebime koydum, diyelim. Ya ben okula basladiktan iki yil sonra, biz sana yalnislikla izin vermisiz, derlerse?
Amerika'da orta okul, lise ve universite bitirmis Umut, omrunun yaridan fazlasini bu ulkede gecirmis buyuk oglumuz, Amerikan Hukumetinden korkuyor?
Nasil korkmasin?
Analarina ait pasaportla Umut, Kanat ve Bulut bu ulkeye girmisler. Vizeleri NATO-2. Hepsinin kartinda ayni tarih. Sure yok. D/S diye yazmislar.
Umut'a bu ulkede devamli kalmasi icin "He" diyorlar!
Diger ikisine gulegule demek icin ellerinden geleni yapiyorlar.
NOT: Umut'a senin isin tamam, Yesil Kartini postadan 2 ile 10 hafta icerisinde alirsin dediler!
22 Agustos 2003
ONEMLI OLAYLAR!
Bu site de tarihi oneme haiz konulari kaleme aliyoruz!
Bunlardan "es" gecemiyecegimiz bir olayi, okurlarimiza aktaralim istedik.
Baskanlik Secimleri. Hayir 2004 degil... 2003 Baskanlik secimleri...
Bizim kiz Baskan olmaya karar verdi? Sinif Baskani. Kocaman Biloxi Popps Ferry Ilkokulu'nun Baskani. Kampanya Menegerini secti. Ekibini toparladi. Konusmalarini tiyatro uzmani bir profosyonel hazirliyor? (Abisi Bulut.) Afisler hazirlandi. Sekerler alindi! Evet seker. Sekerleme. Tam tamina ucyuzon kisiye yetecek kadar sekerleme aldik.
Bugun arkasinda dualarimiz okula biraktik. Ne mi olacak? Konusmasini yapacak. Oylama yapilacak. Kim fazla oy alirsa, Baskan secilecek.
Bizim Yagmur aslinda oyle onune gelene gulumseyip, sohbet eden bir kiz degil. Bir baktik. Herkese siritiyor! Bu ne hal kiz, diye sorduk. "Politik" dedi.
Rakipleri de gulumsuyormus. ozellikle zenciler diyormus ki, "Biz onlari taniyoruz. Gulumsemeleri hep sahte!"
Eger Baskan secilirse aciklariz. Secilmezse?
Kendimizi tatmin edecek gerekceler bulur, burada size aktatiriz.
3 Ekim 2003
BASKANLIK SECIMLERINI KAYBETTIK!
Bizim kiz Baskanlik secimlerini kaybetti. Aron denilen bir arkadasi kazanmis!
Niye mi kaybettik?
Bizim kiza sorduk. Ben yabanciyim, anam babam dogru durust Ingilizce bile bilmiyor, zaten sizi de bu ulkeden atacaklar, beni niye secsinler? DEMEDI...
Dedi ki; "Aron benden daha hazirlikliydi. Cok iyi bir secim kampanyasi yuruttu..."
Biz ailece bu secim islerini sevdik. 1995 Yilinda da, Umut Biloxi Lise'si Baskanligi icin yarismisti. VOTE FOR TURK -TURK'E OY VERIN!- diye dagittigi kartlari hala duruyor. Vallahi ve billahi ucbin kusur mevcutlu okulda 40-50 oy farkla kaybetmisti. Yagmur (Rain) kac farkla kaybetti? Ogrenemedik. Bulut'da ogrenci temsilciligi icin yarismisti!
-Umut, Bulut ve Yagmur ucu de birer yil Ogrenci Temsilciligi yaptilar.- Onlar secimlerle ugrasirken, Kanat'ta Ekonomik Sorunlara Care bulma pesindeydi...
Biz ailece bu secim isini sevdik. Heyecanli oluyor. Bakarsiniz, 25 yil sonra, Yagmur Bu sefer de hem bir Bayan, Hem de bir Turk-Amerikan'i secin diye Baskanliga kosar. Abilerinin destegi ile.
Ne Baskanligi mi? Birlesik Devletler? Hangi Birlesik Devletler mi? Amerika Birlesik Devletleri.
Siz gulun gulun...
6 Ekim 2003
ARNOLD, IBRAHIM, CALIFORNIA, ISTANBUL...
Arnold'u bilmiyeniniz de vardir. Arnold Avusturyali. Zamaninda Amerika'ya gelmis. 1985 de Vatandas olmus. Kennedy Ailesi'nden bir hanimla evlenmis. Artist olmus. Meshur olmus. Ingilizce'yi o konustugunda, cogu bizim gibi anlamaz. Gulumser, ne de iyi konusuyor, derler. Yani, sozun kisasi, Arnold meshurdur, artistdir, zengindir, guzel karilar etrafinda dolanir, ama Arnold kirodur!
Olmadi diyenler, kizanlar, yapma yahu diyenlere...
Ben kendimi bu ulkede hep kiro hissettigim icin, Arnoldu da biraz kendime benzetirim. Bilenler vardir. Gecenlerde Arnoldla dalga geciyorlar. Problemler neler? Bunlari nasil cozeceksin?
Arnoldun benim gibi Ingilizcesi cok degil. Arnoldun belki cozumu var da, Ingilizcesi anlatmaya yetecek kadar kivrak degil.
Ekonomi, diyor. Onemli. Uzerinde calisacagim.
Muhacir sorunu onemli, uzerinde duruyorum.
Issizlik onemli, uzerinde calisacagim.
Vergiler cok onemli. Azaltacagim.
Cok konusmuyor. Cok konusamiyor. Kisa kesiyor. Bazilarida saniyor ki, konusmasi gibi, akli da kivrak degildir!
Arnold, bilmeyenler icin tekrar ediyoruz, California gibi dunyanin en buyuk besinci ekonomisi olan bir Eyaletin valisi oldu...
Kendi Partisinden olanlar bile bu isten memnun degiller? Iki ay once politikanin p'si ile ilgisi olmayan, bir dan-dun herif, vali secildi!
Benim diyen politikacilar, ulan bu is ya bizim basimiza gelir se diye telasa dustuler...
Valla, Arnoldun secilmesi gizli gizli hosuma gitti. Hele hele demez mi, muhacirlerin haklarini koruyacagim! Len kiro! Afferin len!
Kendi kendime soruyorum: Ibrahim Tatlises Istanbul Belediye Baskanligi icin adayligini koysa, secilir mi?
Sadece bu yaziyi okuyanlar;
Vay irkci herif...
Vay insanlari dili disi icin kucumseyen ayirt eden irkci!
Vay namussuz!
Demeden once, bu site de bizi iyicene tanisinlar.
Bizim aslimiz kiro, dedemiz babamiz kiro, kendimiz kiro oldugumuzdan, kirolugun ne deme bir sey oldugunu bilir; Arnoldu yurekten kutlar, Ibrahime basarilar dileriz...
9 Ekim 2003
BRIFING HAZIRLIYORUM...
Board of Immigration Appeals dedikleri, mahkeme kararina itiraz ettigimiz yerden bir yazi aldim. Brifinginizi hazirlayin, bize 27 Ekim 2003 tarine kadar gonderin, diyorlar. Yaziyorum. Gonderecegim. www.onlyinturkey.com sitesinde de yayinlayacagim. Ne mi yazacagim?
Istiyorum ki, aglamayayim. Yalvarmayayim. Kuyrugu dik tutayim. Internet meraklilari bilirler, bu kurulun karari ve benim yazdiklarim Internet'te butun dunyaya acik olacak. Oyle seyler yazayim ki diyorum; yillar sonra, okuyanlar utanmasinlar! Gurur duysunlar...
Avukatimiz yok. Istemiyorum da artik. Bana avukat degil, Ingilizce'ye hakim, dusunduklerimizi gurul gurul yazacak, haykirabilecek biri lazim.
Ingilizcenize guveniyorsaniz; mustafakemalozturk@hotmail.com adresine yazin. Taslak metni gondereyim. Uzerinde calisin.
12 Ekim 2003
TELEFON?
Bugun Department of Homeland Security (Ic Guvenlik Bakanligi) den aramislar. "Yarbayla gorusebilir miyiz?" Umut not almis. Aradim. Ajan falanca. "Konunuzu arastirmaya karar verdik. Sizi ziyarete gelmek istiyorum." "Nereden geliyorsunuz?" diye sordum. "Atlanta'dan." dedi. Ayin 21'ne sali gunu saat bir icin sozlestik. Evimize gelecek.
Sizi haberdar ederiz.
16 Ekim 2003
HIC OMRUNUZDE GORMEDIGINIZ BIRISI ICIN GOZYASI DOKTUNUZ MU?
Biraz once televizyonda ABD Baskan Aday Adayi General Wesley Clark ile konusuyorlardi. Kosova'da soguktan olmus bes aylik bir bebegin resmini sunucuya gosterdi. Bu arada goz yaslarini da tutamadi.
Oldum olasi baskalari icin aglayabilen insanlara sempati duydum. Ama boylesini gormemistim. Koskoca ordulara kumanda etmis, savastan savasa kosmus bir general hic mi hic gormedigi bir bebek icin yillar sonra goz yasi dokuyordu. 19 Kasim 2003
BASKALARININ HIKAYELERI:
Bu siteyi ilk actigimizda, BIZIM HIKAYEMIZ, diye baslamistik. Baskalarinin hikayelerine pek yer vermeden. Baktik bu boyle olmayacak...
Baskalarinin Hikayelerine "NERMIN HANIM" la basladik. Ama, yerimiz yer verdigince, Kamilin, Nezihin, Osmanin, Fidanin hikayelerini de anlatacagiz.
Nermin Hanim ve esi, iki cocuklari ile birlikte bundan 12-13 yil once Amerika'ya gelmisler. Turist olarak. O zamanlar ortam musait. "Biz size ehliyet alalim, sosyal sigorta numarasi alalim. Is cok. Calisin. Cocuklarinizda Amerika'da okusun.." demisler. Kari kocanin akillarina yatmis. Baslamislar calismaya. Cocuklarini okutmaya.
Gun gelmis. 11 Eylulden once mi, sonra mi bilmiyoruz, Nermin Hanimin oglu buyumus. Buyumuste, Nermin Hanimin haz etmedigi arkadaslarda edinmis. Birgun bir telefon. Nermin Hanimin oglunu tutuklamislar.
Nermin Hanimin oglu birbucuk yildir hapiste. Hapis cezasi bu gunlerde bitecek. INS delikanliyi alip, baska bir yere goturecek. Delikanlinin INS'le ilgili mahkemesi devam edene kadar, bir nezarethane'de tutacaklar. Nermin Hanim bir telas icinde. Oglunu nereye goturecekler? Ogluyla gorusturecekler mi?
Omrunun buyuk bir cogunlugunu Amerika'da gecirmis, Amerika'da delikanli olmus Nermin Hanimin ogluna ne yapacaklar? Nermin hanim kara kara dusununur.
Diyorum ki; biz Amerika'da yasayan hemsehrilerimiz, bir araya gelip, Amerikada Yasayan Anadolu ve Trakyalilar Mudafai Hukuk Dernegi (AYATMHD) gibi bir dernek kursak. Dernek, bu ulkeye hayatini kazanmak icin gelmis tum hemsehrilerimizin yasal sikintilarina cozumler arastirsa, bulsa. Insanimiz ortalikta ser sefil, boynu bukuk kalmasa? Hicbirsey beceremedik mi? Dertlessek. Tecrubelerimizi birbirimize anlatsak!
Onerilerinizi bekliyoruz: mustafakemalozturk@hotmail.com 23 Mart 2004
AMERIKALI POLISIN OYKUSU
Atalay'in gonlu Amerikali bir hanimda kalmis. Evlenmisler. Atalay islemlerini tamamlayip, yesil kartini alip Amerika'ya yerlesmis. Polis Akademisi'ne gitmis. Mezun olmus. Amerika'nin bir yerinde Polis Memurlugu yapiyor. Bu arada bir de kizi cocuklari dunyaya gelmis. Gule oynaya gecinip gidiyorlarmis.
Birileri araya girip keyiflerini sondurmus. Demisler ki: "Sen yesil kart aldiginda, doktor raporu da almistinya... Iste o doktor raporunda, doktorun KASE'si yok. Seni Amerika'dan atiyoruz..."
Atalay'da simdi mahkeme kararini bekliyor.
KARADENIZLI KAMIL
Kamil 19 yasinda gemiden atlamis. Yakalamislar. Geri gonderecekler. Avukati akil vermis: "Iltica et!" Dil yok, dis yok. Sorduklarina avukat cevap vermis. Karadenizli Kamil o gun bu gundur bekliyor. Bekliyor ama, haldir haldir da calisiyor. Bazan Uc ayri iste. Karadeniz'in bilmem ne koyunde ki babasina, anasina aydan aya ikibin dolar gonderiyor. Ikibin dolar!
Kamil simdilerinde otuzuna dayanmis. "Abi" diyor. "Birgun memlekete doner miyim?"
YOZGATLI SAMI
Yozgatli Sami; "Abi en cok bizim Turklerin arkamdan bana asker kacagi demeleri dokunuyor."
Sami Turkiye'de acik ogretimden mezun olmus. 27 yasinda Amerika'ya gelmis. Bir Amerikali hanimla evlenmis. Coluk cocuk yok ama, devletin askerlik icin istedigi onbin kusur dolari da bir turlu denk getirememis. Anasina, kardasina yardim etmis. Simdilerde kirk kusur yasinda. "Memleket duman duman ama, arkamdan konusulunca nutkum siyriliyor."
GAZIANTEPLI TURHAN
Turhan Siyasal Bilgiler mezunu. Turkiye'de calismis cabalamis. Askerligi 8 aylik Kisa Donem Cavus olarak yapmis, atlamis gelmis Amerika'ya. "Yil 1991. 33 Yasindaydim." diyor. Kafayi oraya buraya vurmus. Bir Turk kizla evlenmis. Bir kizi var. "Kizima Turkce ogretmek icin, biz Ingilizce ogrenemedik!" Kizi 11 yasinda. Gurul gurul Turkce okuyup yaziyor. Derslerinin hepsi de "A" pekiyi. "Kizim herseyim!"
Turhan'in esi universitelere gitmesini, okumasini istiyormus. O, yillardir yaptigi isinden memnun. Kendi arabasi var. Taksi soforlugu yapiyor. Amerikan Vatandasi olmus. Musterileri ile politika konusuyor. "Ben halimden memnunum abi!" Turkiye, Turkiyeliler? Abi, diyor. Turkiye'den olanlar kendilerini sevmiyorlar ki, beni sevsinler! Pek kimseyle gorusmuyorum. Turkiye'ye de artik gezmeye gideriz...
MALATYALI GURSOY
Gursoy Veteriner Hekim. Kizini okutmak icin Kaynbiraderinin yanina gondermis. Kayinbiraderin kurulmus duzeni, isi gucu var. Emekli ol gel abi, demis. Gursoy otuz kusur yildan sonra emekli olmus. Almis emekli ikramiyesini dusmus yola. Dil yok. Dis yok. Kayinbirader var.
Gelmis Amerika'ya turist olarak. Ne olmussa olmus. Kayinbiraderle anlasamamislar. Valla ne sen sor, ne ben soyleyeyim diyor. Bir apartman kiralamis. Simdilik telefonu bile yok. Bir benzin istasyonunda is vermisler. Haftada 40-50 saat calisacak. Amac kizi okutmak. Okutacagiz diyor...
30 Mart 2004
OYKUMUZUN DEVAMI MI?
Baktik Turkce anlattik olmuyor. Buraya kadar olanlari, sonrasini Ingilizce anlattik. Oglum Umut Ozturk kitabini yayinladi. Basit bir Ingilizceyle. Kelime hatalarini bile duzeltmeden. Ne de olsa yabanci degil miyiz?
Kitabin adi: "America Hates Me But I Still Love Her!" www.amazon.com sitesine girer, "Umut Ozturk" ismini ararsaniz kitaba ulasabilirsiniz. Almayi da sakin unutmayin. Bakarsiniz avukat masraflarimizi cikaririz!
1 Nisan 2005