SITE COK, IS YOK...

Biraz ordan, Biraz burdan...

Issiz ve gucsuz oldugumuzdan, habire "siteler"le ugrasiyoruz! Bunlardan bazilarina asagida yer verdik:

........................
Mustafa Kemal Kaplan devre arkadasim. Benim gibi piyade. Ama o Piyade okuluna benden bir yil sonra gitti. Ucus Okulundan "kendine cok guvendiginden" ayirmislar. Sen oglum, demisler, bir gun basini yersin.


Kaplan Komando. Kaplan dalgic. Kaplan Parasutcu. Kaplan Kayakci. Dagci. Ne derseniz var. Tam asker. Bembeyaz disleri var. Inci gibi. Dislerim hasta, derdi.


Kaplan Ankara'dayken ben Kutahya'da, o Kutahya'dayken ben Istanbul'da, o Izmir'deyken ben yine Istanbul'daydim. 1974 de mezun olduk. 1985 yilinda Kutahya'da bulustuk. Esi Sukran. Burdur'lu. Kizlari Sila ve Ozlem.


Bayram oncesi. Kaplan'lar Burdur'a Sukran yengelere gidiyorlar. El opmeye. Anami ve Babami da Burdur'a kadar goturduler. Yolda bir yerde mola vermisler. Piknik yapmislar. Allah ne verdiyse. Babam, hayatimda yedigim en lezzetli yemekti, demis.

 Babam o aksam, Alanya'ya varir varmaz, oldu.
..................
Kaplanlar!
Biz sizi unutmadik. Sadece adresinizi unuttuk.
Kizlar merak eder de YAHOO Search Engine de bizim, ya da sizin isimlerini kazara ararlarsa, bu sayfalara ulasabilirler.
Bakalim, nerede, ne zaman, nasil.

YUKARI DA BAYAN KAPLAN VE KIZI

Not: Kanat dedi ki, Kaplanlar eposta adresini istediler. Hangi Kaplanlar? Bizim Kaplanlar mi? Galiba evet, dedi.

Kaplanlar! Ve Kaplan olmayanlar!
Eposta adresimiz:
mustafakemalozturk@hotmail.com

2 Haziran 2003

MustafaKemalAtaturk.org
Olacak sey degil. Mustafa Kemal Ataturk org. ismini kimse almamis. Iki laf, bir resimle Mustafa Kemal Ataturk sitesi olur mu?

Avusturalya'lilarin bir sitesi var. Canakkale Savaslari ile ilgili ne isterseniz buluyorsunuz. Mustafa Kemal den de soz ediyorlar. Resimler, belgeler, kitaplar, haritalar, akliniza ne gelirse. Benim gibi kopya etmemisler. Calismislar, uretmisler. Belli ki, maasli epeyce insanin gorevi o siteyi canli, guncel tutmak.

Biz, Mustafa Kemal Ataturk.org sitesini gonullulere actik. Ben yaparim diyen kim, kimler olursa veririz.
Simdilik tiklayin. Eliniz bos donmeziniz.

MustafaKemalAtaturk.net
Abdul Azim abi Hava Harp Okulu mezunu. Deniz Piyade sinifini secmis. Piyade Okulunda beraberiz. Pokerde eline iyi bir kagit mi geldi, hemen masaya dirseklerini koyuyor, bacaklarini basliyor sallamaya, evet beyler, diye masadakilere bakiyor. Masadakiler, pas, benden de pas, diyorlar. Azim de uc as var... Azim Abi bazen bulof yapmak icin kendisinin taklidini yapmaya calisiyor. Evet beyler, diye. Inandirici degil. Kimse yutmuyor.

Azim abi Kartalda bir ev tutmus. Nisanlisiyla evlenecek. Para yok. Bana sordu, pasam ne yapalim, diye. Hallederiz, dedim. Diyelim ki 50 kisilik yemekli, ickili bir dugun yapacagiz. 50 bildigimiz arkadasa, epeyce iyi bir parayla, dugun davetiyesi sattik.

Fenerbahce Orduevi ile anlastik. 50 Kisi icin Yemek. Biz orduevine yemek parasini odiyecegiz, ickiler, icenlerin cebinden. Olur dediler. Parada anlastik. Orduevine dedik ki, bize bir de balayi odasi. Verdiler. Paramiz cok. Gelinlik, kuafor, araba.

Orduevi Lokantasinin bir kosesinde 50 kisi, kah, kah, dugun yemegi yiyoruz. Herkes zil zurna. Cebinden oduyorlar. Rahatlar. Keyifliler. Bir buyugumuz geldi masamiza. Ben falancayim, dedi. Boyle icten dugun, boyle guzel eglence gormedim, dedi. Gelin, damadi kutladi.

O gece, fazla gecikmeden, Azim Abilerin odasinin kapisini caldim. Bir zarfta, harcamalarimizdan sonra kalan paralari verdim.

Azim Abi Ankara ya gitti. Anitkabir'e. Yenge beni krallar gibi misafir etti. Aman pasam soyle, aman pasam buraya, aman pasam kahveniz nasil olsun, diye.

Azim Abi Anitkabir'de beni Ata nin kabrine goturdu. Mozolenin altinda. Kutuphaneyi dolastirdi. Mozolede ki Memedlerin yuruyuslerini, nobet devir teslimlerini izledik.

Gecenler de baktim. www.tsk.mil.tr  sitesinde ANITKABIR bolumu var. Bu adres kolay bulunmaz diye, www.mustafakemalataturk.net "adi" ni satin alip, Anitkabir sitesine yonlendirdim. Bizim yaptigimiz, postacilik gorevi.

Sivas Milletvekili

EN COK NEDEN KORKUYORUM?
Kucukken babamin cebinden para calardim. Korkmazdim. Eti, Sekeri, unu bakkaldan hep eksik alirdik. 250 gram kiloda. Korkmazdik. Ayaklarimizi yikamadan yataga girerdik. Korkmazdik. Diyelim ki bir yerde olur olmaz bir sey dedik. Vay essoglu esek!

Okulda derslerimize calismazdik. Korkmazdik. Zayif alirdik. Korkmazdik. Okuldan kirardik. Korkmazdik. Ogretmenin basina cuval gecirip zavalliyi esek sudan gelinceye kadar sopaliyanlar da korkmazlardi. Iki laf ederdik. Seni gidi seni?

Sesimiz cikmazdi. En azindan terbiyeli, saygili cocuktuk. Bu boyle olmaz diye konusmaya gor. Disiplin kuruluna.

Hava Harp Okulu nda bir Cuma aksami 10 kisi kactik. Askeri Okuldan bile kacmaktan korkmazdik. Pazartesi savunmalarimizi yaziyoruz. Kivirtmadik. Alttan almadik. Dogruyu soyledik. Ne? Sen misin diyen? Arkadaslara izinsizlik, bize oda hapsi.

Isten kaytarmaktan korkmadik.  Affedersiniz, dedik. Oldu. Usulsuzlukten korkmadik. Bir yanlislik oldu iste! Kaytarmaktan korkmadik, Oldu bir kere. Devletin malini kotuye kullandik. Herkesin basina gelir canim... Rusvet? Hic korkmadik. Yolsuzluk? Herkes yapiyor.

 Konustuk. Aha! Ulan sen kim oluyorsun da?

Dr. Necip in arkasindan, daha once yazdigi bazi epostalari internette yayinlamislar. Korkmadan. Kahraman arkadasimizi vurdular, diyorlar. Ama eposta da yazilanlardan fikir yurutup konusmaya korkmuslar. Konusanlar bile konusmaya korkuyor?

Tayyip Erdogan'in kim, ne oldugunu, politik dusuncelerini herkes biliyor. Olur. Idare ederiz. Demokratik ulkeyiz. Konusuyor! Hayda! Ulan sen kim oluyorsun da?

Adam anasini olduruyor, bacisinin basini tasla eziyor. Namus ugruna. Ucbes yilda hapisten cikiyor. Irza geciyor. Tahrik var, diyorlar. Kurtuluyor. Seks mi daha kotu, savas mi diye soru soran yayinciyi, dunyanin en zengin ulkesinde, kursunluyorlar. Adam tekerlekli sandelyede dolasiyor.

Bankalari dolandiriyorlar. Milyarlarca dolarlar goturuyorlar. Milletveki seciliyorlar. Oburu konusuyor. Yasakli.

Yanliz bizde mi? Amerikanin en guclu ucuncu adami. Irkcilarin harman oldugu Mississippi Eyaletinin Senatoru. Kimse dokunmamis. Buralara kadar gelmis. Bir konusuyor. Hayda! Hapise, mapise atmiyorlar ama, Amerika ayaklaniyor. Vay irkci herif, diye. Sen Senatonun Cogunluk Lideri olamazsin. Cekil oradan... Sanki kimse daha once kimse bu adami tanimiyormus ayagina yatiyor. Simdi konustu ya: Sen kim oluyorsun da?

Amerika, Amerika. Hani konusma ozgurlugu? Konustu. Icindekileri doktu. Gule gule Senator...

Adam neredeyse en populer programlardan birinin sunucusu. Bir programda icinden geldigi gibi konusuyor. Yahu ucagi alip gokdelene vurmak mi, yoksa gidip orayi burayi bombalamak mi daha fazla cesaret gerektiriyor, diye. Aha! Herifin programi elinden gitti. Simdi onun bunun programina misafir oluyor, kitap yaziyor. Bir daha konusur musun?

Konusmak ozgur ulkelerde suc degil. Konus konusabildigin kadar. Kimse konustun diye ne hapise atiyor, ne de iskence yapiyor. Ama konustugun icin, konustun diye degil de kilifina uydurup cezalandiriyorlar?

Biz de Amerika da konustuk. O kadar kahramanca konularda degil. Nerede bizde o yurek? Bizim ki sidik zoruyla, ufak tan bir is...

Dedik ki; siz apartman yonetimi, paranin karsiligi hizmet vermiyorsunuz. Kira vermiyorum. Kira vermesem, sessiz kalsam birsey olmayacak. Konustugum icin cok bozuldular. Kira vermedim diye mahkemeye verdiler.

Siz dedim. Devletten aldiginiz paralari, halkin vergilerini bu apartman da amaca uygun kullanmiyorsunuz. Konustuk diye bir sey demediler. Bu dil dis bilmez, esmer, allahin hiyari nasil hem hakli olur, hem de hak arar, diye delirdiler. Buldular Mississippi den bir adami. Yapar misin? Yapariz. Kelepcer misin? Kelepceleriz. Iceri tikar misin? Bakariz. Atar misin? Belki...

Etrafi kokladilar. Bu kanunsuz isi yaparsak, bu herifin sesi cikar mi? Yok, dediler. daha once mahkemeye aldik. Dut yemis bulbule dondu. Ne ses, ne soluk. Ne karekter...

Yabancidir. Vizesi bitmistir, diye elimize kelepce taktilar. 12 yil sonra ulkeden atmaya calisiyorlar. Niye? Konustuk.

Iyi vallahi. Sus diyince susmuyor, atalim. Apartmandan atalim. Olmadi. Sehirden atalim. Olmadi. Mississippi Eyaletinden atalim. Olmadi. Amerikadan atalim.

Demokrasiler de care tukenmez. Bir yolunu bulup, atacaklar.

Konusmaktan o kadar korktuk ki, yazarken ufluyoruz.

Her bolumde, guncel, aman kimseyi kirmayalim diye, odumuz bokumuza karisa karisa yazdigimiz yazilar bulacaksiniz. Bos bogazligimiz afola!

22 Aralik 2002.

..................................................

Sivas tan Bagimsiz Milletvekili Adayi olmaya karar vermistik. Biletimizi aldik, paramizi hazirladik. Kendime sicak tutsun diye Trift Stordan iki ayakkabi, bir de gocuk aldik.

Hevesimizi kursagimizda biraktilar. Konustuk, diye. NEYSE...
Biz secime gidemedik ama, sitemiz kaldi yadigar!

AKLIMA GELMISKEN!
Bakalim bizim Milletvekilleri, secimlere girmek isteyip de girememis, hem de haklari falanca ulkenin filanca memuru tarafindan, sirita sirita gasp edilmis, Sivas Bagimsiz Millet Vekili Aday Adayi icin ne yapacaklar?

Elleri varip ta, taa uzaklarda ki meslekdaslarina, yahu bu nedir, diye soracaklar mi? Yahu bu ne arkadas. Bize her gun demokrasi dersi veren bir ulke de bu olur mu?

Ingilizce bilmemek te bahane degil. Turkce yazsinlar. Bir kopyasini da bana gondersinler.

Aklima gelmiyor degil: Sivas tan Milletvekili Secimlerine katilmamin engellenmesi, Sivas Milletvekillerimizin mesruluguna golge dusurmez mi?

Torba degil ki agzini buzesin. Aklimiza geldi, sorduk...

Milletvekili.org
Bir arkadasim var. Is ortagim. Secimlerden once konusuyoruz. Tayyip Erdogan, dedim. Iyi tanirim,dedi. Iyi tanirim. Nereden? 7-8 yil birlikte calistik, dedi.

Secimler gecti. Biz secimlere gidemedik. Burnumuzu surttuler. Ama inanin, secime gidememe, bile bile, goz gore gore, demokratik gecinen bir ulkenin neden olmasina da memnunum? Demek ki diyorum, bu demokratlik hikayesi hep ayni. Elinden aldiklari zaman bagiriyorsun... Olur mu, olur mu, diye. Baskalarina oldugunda, hadi len ordan?

Bizim Buyukelcilige durumu bildirdigim de, gorevli, biraz da alaylica -bana oyle gelmis de olabilir- sizi secimlere yetistirelim, dedi. Sonra kayip. Hayda?

Nereden nereye atladik. Recep Tayyip Erdogan yasakli ya. Biz de yasakli sayiliriz. Onu secimlere Turk, bizi de secimlere Amerikan Makamlari sokmadi!

Bir daha ki secimlere kadar hosca kaliniz?



HAVAYOLU
Biz bu siteyi, uzerinde calistigimiz bir proje icin acmistik: AIR MISSISSIPPI
Bulundugumuz sehirden, yakin meydanlara 20-30 kisilik ucaklarla sefer yapan bir havayolu sirketi. Planlamasini yaptik, uzmanini bulduk. Sirketin kayitlarini yaptik. Dev sirketlerin zarar ettigi bu ortam, tam kucuk sirketlere goreydi. Kendimize parasi olan birilerini ariyorduk. 21 Agustos 2002 de susduk!

Sirket duruyor. Sirketin planlari da. (www.havayolu.4t.com) Aslinda Amerikan Vatandasi olmus Turkler, bizim Turk Isadamlari ile bir araya gelseler, biz gitsek bile bu isi canlandirsalar?
........
Biz isi gucu biraktik. Kendimize gore, basimizda ki sikintiyi Ingilizce anlatiyoruz. (www.onlyinturkey.com sitesinde iki yeni sayfa actik.)  Ingilizce dediysek, Ingilizcemizin de oyle sakir sakir oldugunu sanmayin. Sakir sakir sakirdiyamiyoruz. Sakirdiyamiyoruz diye de susmuyoruz. Onlar Turkceyi bizden daha mi iyi sakirdarlar sanki?

Sayin Baskan deye basladik, sevgili halkim diye devam ediyoruz. Sevgili halkim? Zenci, Beyaz, Alman, Sikoc, Koreli, Vietnamli, Cinli, Japon, Kurt, Turk, Fransiz, Rus, Hintli, Pakistanli, Sudanli, Irakli, Cingene. Hulasa, benim sevgili halkim. Amerikalilar...

Okurlar mi?

Biz yaziyoruz.

Tiklayin. Sizde okuyun.

TURKCE bolumunde bir de aile resmimiz var. Mahkeme gunu cekildik. Ustune tiklarsaniz, resim buyuyor. Kasimizi gozumuzu daha iyi gorebiliyorsunuz.

12 Mayis 2003 de de Mr. Brazil'in mektubunu yayinladik.

Bugunlerde de genel olarak bizimle ayni sikintiya dusenlerin haklarini anlatacagiz. Ingilizce. Amerika da olup da, hala bu ulkede kalma sorunu olanlara yardimci olacak bilgiler. Bunlardan en onemlisi: Mahkeme karari ile bile atiliyor olsaniz, bu muhakkak ulkeyi terkedip gideceginiz anlamina gelmiyor!
10 Haziran 2003
Alanya
Alantur Kulubu hep duyariz. Gidemeyiz. Bizim koyun icinde. Iki adim otede. Uc kardas, mayolarimizi giydik. Sahilden yuruduk. Maksat Alanturu biraz yakindan gormek. Alanturun kumlarina sezlonglar sermisler, semsiyeler acmislar. Biz sezlonga oturmadik, bir kenera oylesine ilisip, turistleri gozluyoruz. Yanimiz da ki sezlongta ki hanim belli ki Turk. Bizim de Turk oldugumuzu anladi. Bizden rahatsiz oldu. Gavurlar Turk gormeye gelmis, bizim Turkler Turk istemiyor. Bize dedi ki, burada oturamazsiniz. Biz kibarca, hanimefendi dedik, sezlongda degil, kumda oturuyoruz. Hirslandi. Otelin calisanlari geldi. Kolumuzdan tuttular. Jandarma bolgesi. Jandarmayi aradilar. Biz kucuk kardasimiza, sen eve git, biraz para, bir de kimliklerimizi getir, dedik. Kostu, gitti. Biz komutani bekliyoruz. Komutan cikisti. Niye insanlari rahtsiz ediyorsunuz? Etmedik, komutan. Olur mu, mudurun karisi diyor. Hem siz kimsiniz, ne ararsiniz, ne yapiyorsunuz? Kimlik? Yok dedik. Geliyor... Karakolu aradi. Yuzbasiya rapor verdi.

Bizim kardas cabuk geldi. Ellerinde kimliklerimiz. Uzattik komutana. Biri kirmizi. Oteki yesil kapakli bir defter. Birinde Yuzbasi, oburunde T. C. Hakimlerine Mahsustur, yaziyor.

Komutan ozur diledi. Biz boncuk satin alip, havuzun kenarina oturduk. Bira ismarladik kendimize. O hanim bizi gordu. Adamlari cagirdi. Bizi gosterdi. Kulagina birseyler soylediler.

Alantur guzel yerdedir. (www.alantur.com.tr) Dim cayinin denize karistigi yerde su hem sicak, hem soguktur. Hem tatlidir, hem tuzlu. Yuzmeye doyum olmaz.
KAS

ELINI TUTTUGUNDA TITREYECEK, ERIYIP KAYBOLACAK KADIN NASIL BULUNUR?
Marry 1.70 boylarinda, siyah sacli, incecik, ip gibi, bembeyaz bir guzel. Universiteyi USM de bitirdi. Haberlesme uzmani. Simdi de TV konusunda master yapiyor. Benim standartlarima gore fistik mi fistik, bizim kariya gore agzi cok buyuk. Hav ar yu duing, dediginde agzini cok yayiyormus. Neyse. Marry Umutun Universiteden arkadasi. Gecenlerde suslenmis, puslenmis, mini mini giyinmis Umutun calistigi yerin barina cokmus. Umutu bekliyor. Umutun isi bittiginde, sahilde yatak-kahvalti veren eski kosklerden birinde kalacaklar. Umutun patronunun kiyagi. Gecesi ikiyuz kagit. Umu'tun isi de o gun cok bir turlu bitmiyor. Marry basliyor barda kafayi cekmeye. Barmenle sohbete. Barmen Homoseksuel tecrubeli biri. Mali iyi biliyor. Insani iyi taniyor. Kiza diyor ki, buldun malin iyisini, pesini birakmiyorsun?

Ertesi hafta Umutu yakaliyor, nasihat ediyor. Bak arkadas. Burasi Amerika. Karinin her cesidi, erkegin de her turu var. Sana nasihatim, sakin ola onune cikan herhangi biri ile evlenme. Ne zaman bir kadina dokundugunda titredigini goruyor, ellerinin altinda eridigini hissediyorsun, onunla evlen. Ama emin ol, bu titreme, erime bir defaya mahsus olmasin. Elini her uzattiginda, her dokundugunda titreyecek, eriyecek. Umut guluyor. Nerede, nasil bulunur oylesi? Bulunur, bulunur, diyor. Herkes icin titreyecek, eriyecek birisi muhakkak var. Yeter ki beklemesini bilesin. Ya bulamazsak? Evlenme. Niye evleniyorsun?

Umut bana anlatti. Aklina yatmis. Ben dusundum. Benim bildigim, kocasinin eli kendine uzandiginda titreyen, eriyen kadin var mi? Oyle sevgi ki, sevdiginin sevdiklerini de seviyor? Anam? Yok. Anam cocuklari icin olurdu. Halam? Teyzem? Ih, Ih. Kimler yahu? Ablam? Benim kari? Yok. Yok.

Barmenin dedigi gibi, erkegi alip, sevdiginden, sevdiklerinden koparip, paspas gibi kullanan kari ornekleri cok. Dokunuldugunda titreyen, eriyen turunu bilmeyiz.

Hayir hayir. Haksizlik etmeyelim. Yengem Gulusan. Dayimin etrafinda dolasirken gozlerinin ici gulmez miydi? Dayimin sevdiklerine onun kadar yakin olani var miydi? Dayim baska evde yasardi. Yeniden evlenmisti. Biz Gulusan Yengeme giderdik. Deli divane olurdu. Ben inaniyorum. Dayim yengeme dokundugunda, Gulusan yengem titriyordur. Kim bilir?

Benim cocuklugumda bizim icin titreyen iki yengem daha var. Surmeli ve Cevahir yengeler. Kocalari icin tiremeseler, kocalarinin kardaslarinin cocuklari icin bu kadar icten, yurekten davranabilirler miydi?

Umuta bu nasihati babasi verseydi dinlemezdi ama, belli ki bu barmen Umutu iyi etkilemis. Elimi degdirdigimde tireyen kadini ne zaman bulursam, o zaman evlenecegim diyor. Olursa olur, olmazsa olmaz.

Sevgili Oglum. Bu da Baba nasihati: Akilli karilarin da, bir bakisinda titreyecek, eriyecek erkekler aradigini unutmadan etrafi kolacan etmeye devam.

15 OCAK 2003
.................................................

Kas'da Club Capa isimli cok guzel bir tesis var. Web Siteleri'de cok sade ve guzel. Bizim tanidigimiz iki hanimefendi de Kas'ta pansiyon isletiyorlar. Adreslerini alirsak, onlara da yer veririz.


Club Capa'nin web sayfasi kapanmis. Niye? Bilmiyorum. 23 Mayis 2003

SITE TEKRAR FAALIYETTE: www.clubcapa.com

Antalya
Yesilkoy Havaalaninin askeri tarafinin guvenligi bize ait. Ben de muhafiz Bolugunde takim komutaniyim. Gullerin icerisinde bir boluk binamiz var. Bahcede de bir cardak. O da gullerin icerisinde. Misafirimiz olursa orada agirliyoruz.

Piyade Okulunda tanistigimiz Ismail Hakki ziyaretime geldi. Antalya ya gidiyormus. Bana dedi ki, gel seni de gotureyim. galiba Cuma gidip, Pazar donulecek. Sen Antalya da gezersin. Ben Alanya ya gider gelirim. Antalya yi ilk defa gorecegim. Olur dedim. Antalya da ilk isim, iskeleye yurumek oldu. Eski, beyaz evlerin arasindan dar bir yol, sizi iskeleye dogru goturuyor. Vay anam, babam! Ne goreyim. Bir derya. Deryanin otesinde heybetli daglar. Daglarda karlar. Oylesine baka kaldim. Anamlarin niyetini biliyorum. Bir kart gonderdim. Burasi bir cennet ana, diye.

Orduevinde kis ayi oldugu icin yer de buldum. Iki Sivasli hemserim de Ordueveinde asker. Bana etrafi gosterdiler. Arkamizda Toroslar ve Akdeniz, birlikte siyah beyaz bir fotografimiz var. Antalya parkinda cektirmisiz.
..............


Simdi bu sitede bizim gorduklerimizi baskalari da gorsun istedik. Internet'i yaygin olarak kullanan Amerika, Kanada ve Avrupali'lara bazi kolayliklar saglayabilsek iyi olacak. Adamlarda para, biz de gezilecek memleket var?

Turkey2002.org
Cennet neresi?

Bu soru insanin aklina oyle sik gelmiyor.

Bu aksam, Altinci kattan korfeze bakiyorum. Gokyuzu isil isil. Mavi, yesil, kahverengi, beyaz, istediginiz butun renklerin arasinda gunes yanarak yavas yavas alcaliyor. Deniz bir mavi, bir yesil. Aksam uzeri sokak lambalari yanmis. Aralik sogugu sanki havayi temizlemis. Her yer, her sey piril piril.

Cennet gibi bir yer?

Yedi sekiz yil once Bolu Dagindan iniyoruz. Bir sis bir sis. Birden otobus sisin ustune cikti. Altimiz katmer katmer bulut oldu. Daglarin yesili, bulutlarin beyazi, gokyuzunun mavisi. Cennet orasi miydi?

Okuldan eve geliyoruz. Gokce Bostan Mahallesine girisde solumuzda kocaman bir bahce var. Igde agaclari kafamiza dogru egiliyor. Igdelerimizi avucluyor, cekirdeklerini agzimizda iyice temizledikten sonra yerlere atarak yuruyoruz. Aradan kirk yil gecmis ben hala ruyamda bu cennetin igdelerini yiyorum.

Mehmet Amcalarin evinin arkasinda ki bahce de Erik, armut agaclari vardi. Yesil yesil erikler kutur kutur, kitir kitirdi. Cennet Mehmet Amcanin Bahcesi miydi?

Degirmene giderken, Hasan Huseyin Amcanin Bahcesini gecerdik. Yolun ustunde kus burnu agaci vardi. Durur toplardik. Cennette gibi sessiz, sedasiz, hisirtilar icinde karnimizi doyururduk.

Biraz ilerde de Esref Dayinin bahcesi. O da yolun ustunde. Bostan da derdik. Havuclarin yerin ustunde ki yesil dallarini kavrar, cekip cikardigimiz kucuk havuclarin ustunde ki islak topragi elimizle silkeler, bir de oylesine ufurur, tozla toprakla karisik haliyle yerdik. Topragin tadi, tatli havuclara karisir, zevkten dort kose olurduk. Cennet Esref dayinin Bostani miydi?

Alanya da kis gunu magaranin etrafinda dolaniyoruz. Dalgalar gelip, gum gum diye hem bize, hem kayalara vuruyor. Kisin gobeginde siril siklamiz. Ama usumuyoruz. Cennet?

Kestelden Alantura dogru yuruyoruz. Koyden gelen bir araba bizi de alir diye sahil yolu yerine, bahcelerin icinden geciyoruz. Musmulalar yerde. Sari sari. Sulu sulu. Yiye yiye gidiyoruz. Muz kocanlarini kesmisler, duvarlarin ustune koymuslar. Olgunlassin diye. Biz bunlarin birini bese bolup tatmistik, kucukkken. Cennet Kestel mi?

Yillarca once Monte Kristo Kontu romanini okumus, buyuk zevk almistim. Oglum Monte Kristo Filminin Kasetini getirmis. Hep birlikte seyrettik. Birlikte zevk aldik. Cennet birlikte olmak mi?

Yoksa Cennet yanimizda, etrafimiz da, bizimle, biz nereye gidiyorsak orada mi? Talatin Balkonundan karin yagisini , Korfez de gun batimini seyrederken, Gokce Bostanda igde, Danisikta erik, Tekkeonunde salatalik tadarken de cennet orada degil miydi?

Gokden Agabey bize geldiginde dememis miydi? Cennette yasiyorsunuz Kemalcigim. Kiymetini bilin, diye.
....................
Abi cennet Anadolu olmasin?


ANADOLU CENNET DE, YA ICINDE YASAYANLAR?
Gecenler de bir arastirma yapmislar. Turkiye Cumhuriyeti Vatandaslari'nin yuzde doksan kusuru mutsuz. Hayatlarindan memnun degil. Bilmem yuzde kaci firsat bulsa, yurtdisina kacacak. Peki yurtdisinda ki insanlarimiz mutlu mu?

Mutlusu da, mutsuzu da vardir. Ama benim on kusur yillik gozlemim, bir turlu kendimize ve gecmisimize ne saygi, ne de sevgi duymayi beceremeyiz. Bilirim; Washington'da gorevli, Turkiye Cumhuriyeti'ni temsilen degisik kurumlar tarafindan gonderilmis Turkler, birbirlerini uzaktan gorunce yonlerini degistirirler! Birazcik bir araya gelmeyi, birbirimizle gorusmeyi, karsi tarafin zaaflarimizi bulacacagi bir mekan olarak degerlendiririz. Korkariz birbirimizden! Kacariz birbirimizden.

Baska? Diyelim ki, tesettur kiyafetli birinin resmini gosterirler, hemen savunmaya geceriz. Bu aslinda tarafsiz bir fotograf degil! Bizim plajlarimizda karilar, amerikadan daha cis ciplak dolasirlar! Gulumseyip, dogrudur, diyemeyiz. Dogrudur, ama bizim kari memlekette de bakin boyle giyinirdi. Biz Anadolu'yuz. Kapalisi, acigi, testturlusu, mini eteklisi. Biz genc bir demokrasiyiz. Biz ogreniyoruz. Diyemeyiz.

Gece Yarisi Ekspiresi filmini gosterirler. Sorarlar? Kizariz, kizararak. Daha da beteri var. Ama duzeltiyoruz. Yavas, yavas. Bakin sizin Teksas'da olum cezasi var. Tavuk gibi adam asiyorsunuz. Biz; daha dun, idam cezasini kaldirdik! Diyemeyiz.

Birbirimizden neden bu kadar cekiniriz? Ulan bana bunlar kiro, Laz, Kurt, Kizilbas, Konyali, Cingene, onu, bunu derler diye mi? Yoksa nasil geldin, niye geldin diye sorgu suale baslarlar korkusu mu? Yoksa, esin musluman oldu mu, diye sorarlar sorusu mu? Ne ise, birbirimiz den kacariz.

Halbu ki; Zeki Muren'i hepimiz dinleriz. Halbu ki hepimiz, Turk Bakkali bulup, visne receli ismarlariz. Halbu ki hepimiz, bogaz da bir balik ekmek yemegi ozlemisizdir. Kiro da olsak, tahsilli de olsak, ayran ve etli ekmek burnumuzda tuter. Hepimiz kariya kizdigimizda oramizla kufrederiz.
Ortak yanimiz, ortak olmayan yanimizdan coktur. Ama kendimize, kenarindan kosesinden yakin saydigimiz dostlar arariz. Bizim gibi esmerdir, bizim gibi kiskanctir, bizim gibi bir pire icin yorgan yakandir, bizim dolmadan yerler, pilavlari da bizim plava benzer, muzikleri? Aynen bizim gibi. Vallahi bizim erkeler gibidir. Billahi bizim karilara benzerler!

Iyi hos da, taklitleri ne bu kadar yakinlik, aslindan neden uzak dururuz?

Gurur duyulacak birseylerimiz mi yoktur? Bizim Falanca'da oskarda odul aldi, diyemedigimizden mi, birbirimizden utaniriz? Ronensasta biz de murakkebi bulmustuk mu diyemeyiz? Neye utaniriz? Atalarimizdan mi? Hapishanelerimizden mi? Gobek dansindan mi? Neye utaniriz?

1980 yilinda Almanya'ya kursa gidiyoruz. Italya'nin Milano havaalaninda, bir Yuzbasimiz, hem de benim gibi kara kuru degil, beyaz, Avrupai tipli bir Yuzbasimiz, birseyler alacak. Kasiyer kizla bir turlu anlasamiyor. Gencce bir bey araya girip yardimci olmak istedi. Parlo de firans? Dogrusu bu mu bilmiyorum. O dogrusu ile, Firansizca biliyor musunuz, diye sordu. Bizim ki kafasini hayir anlamida salladi. Almanca sordu. Ih mih? Almanca biliyormusun? Hayir. Du yu sipik inglish? Ingilizce? Hayir. Adam bizimkinin suratina galiba bir on saniye kadar dikkatle bakti. Sonra sordu: Abi sen Turkmusun?

Sorulari soran genc adam Almanyanin Luftansa Hava Yollarinda Ucak Muhendisligi yapan, sarisin fistiklarla Italya'ya tatile gelmis, Anadolu'lu bir iscinin ogluymus!

Benim gibi buraya gelmis arkadaslarimiz var. Merhaba demeye urkuyorlar. Acabalar kafalarda o kadar cok ki, kotu tecrubeler o kadar fazla ki, birbirimizden kaciyoruz.

Cok degil, bir yil kadar once, Kanat Internet'te birileriyle, Amerikada ki Turklerle sohbet ediyor. Bir bagirtiyla yerimizden sicradik. Telefonda bagiriyor. Oyarim ulan seni! Ulan gecenin bu saatinde oyacak hangi Turku buldu, diye firladik. Karsi tarafa laf yetistirmeye Turkcesi de yetmemis. Oyarim, koyarim diye yirtiniyor. Aldim telefonu elime. Karsidan bir sessizlik. Sonra alo. Hayirdir, dedim. Abi, dedi. Iyi iyi yaziyorduk. Senin ki telefonumu istedi. Simdi de kufur ediyor.

Birbirimizi sevmemiz lazim. Nasil mi? Once kendimizi sevmekle baslayalim. Derlerki butun insanlarin DNA lerinin yuzde 99.8 ayniymis. Rakamlar uzerinde durmayin. Iki asagi uc yukari, yuzde doksan kusurumuz ayni. Geriye kalan farklarimiz; dilimiz, dinimiz, disimiz, kulturumuz, sevdiklerimiz, nefretlerimiz, su, bu. Dusunun, Anadolu'dan gelen insanlarin benzerligini? Su bile yuzde 99 saf degil. Anadolu'dan gelen bizler, nerdeyse yuzde doksan dokuz, biziz.

Bizi sevmeyi ogrensek, birbirimizi sevecegiz.

Siz cekinmeyin. Bize yazin. Biz, size benzeriz.


OnlyInTurkey.com
Dunya da yalniz Turkiyede bulup, baska yerde bulamiyacagin ne var? Ne var sahiden? Hali, kilim, bakir, baklava, peynir? Bunlar heryerde var...
Peki ne yok? Peki ne yalnizca Turkiyede bulunur? Dunyayi gez, dolas. Yanliz Turkiye de?

Gokce Bostan! Vallahi ve billahi. Dunyanin baska bir yerinde Gokce Bostan Mahallesi yoktur, bulamazsiniz!

67 Evler! nerede simdiye kadar 67 evli bir mahalle duydunuz? Hem 67 evler olsun, hem Avni li olsun! Mumkunu yok bulamazsiniz.

Hukumet konagi? Konaklar cok. Hukumet konaklari da coktur. Derler ki Baskan Saddam in, yuzlerce konagi, sarayi vardir. Ama hicbiri, Sivasta degil?

Dunyanin hicbir yerinde, Hicbir hukumet konaginda Mubasir Huseyin Gorev yapmamis. Avukat Ali Yeke diye hic bir konak, adliye, mahkeme salonu, USA Supreme Court dahil, Mubasirin sesiyle cinlamamistir!

Dunyanin hicbir yerinde hicbir evin zerzesi, bizim evin zerzesi degildir. Dunyanin hicbir yerinde, hic bir kimse, kapinin zerzesini, Mubasir Huseyin gibi calmamistir.

Dunyanin hic bir kosesinde, hic bir tren Istasyonunda Koreye giden Danisikli Caferin turkusu, trenin pof poflarina karisarak, daglardan, tepelerden yansimamistir. Kardas Kislalar doldu bosaldi bugun turkusunu, dunyanin hicbir yerinde, hicbir kisi, bu kadar icten, yurekten, duygu dolu cagirmamistir.

Dunyanin hicbir yerinde, hicbir kosesinde, Gokce Bostan da ki bizim kosede oturanlar gibi,Turku, Alevisi, Yahudisi, Ermenisi, Sunnusu, Kurdu bir otekinin bayramini, kendi bayrami gibi dort gozle beklememis, Bizim mahalleli gibi birbirine sarilarak icten kutlamamistir.

Dunyanin hic bir yerinde Sivasin tekkeonu salataligi yoktur. Bulamazsiniz.

Bunlar yanlizca (ONLY) Turkiye de (IN TURKEY) Sivas elinde bulunur.

YADIGAR'I KIM VURDU?
Sivas'ta, Gokcebostan'dan bahsedip, Yadigar'i anlatmayinca, kendimi yalan soylemis gibi hissettim.

Mahalleli karilardan, anam dahil, o kadar hikayesini duydugumuz Yadigar'i ben gordum mu, yoksa Yadigar duyduklarimla kafamda canlandirdigim benim kahramanim midir, bilmiyorum.

Yadigarin bildigimiz evi iki katli ahsap bir ev. Kose basinda. Bahcesini neredeyse iki metre yuksekliginde kerpic duvarla cevirmisler. Biz iceriyi goremezdik. Bildigimiz, kabadayi Yadigar o evde yasardi.

Cok sik giyinirdi. Belki de elbiselerini Terzi Nesimi Usta yapiyordur? Sivri burun, topuklu ayakkabilar giyerdi. Ayakkabilarini hangi esnaf yapardi bilmem. Bicagi, tabancasi? Belinde bicagi ve tabancasini tasirdi. Vurdugunu devirirdi. Cok cevikti. Kursundan bile kacardi.

Ne yapar, nasil yapar da boyle formda kalirdi? sabahlari komsulardan gizli kosarmiydi? Mezarlikta tabanca talimi mi ederdi? Pasa Cayirinda yuzmeye mi giderdi?

Yadigar'a karilar hastaydi. Yavrum, canim, guzelim, diye arkasindan konusurlardi. Evliler, barklilar, nisanlilar. Birine kizmis, bir tokat atmis. Sonra cebinden cikarip ipek mendilini vermis. Kanayan dudagini silsin diye. Mendili saklarmis. Iki gogsunun tam ortasinda. Oburu, Yadigarin sacini yastigini altinda tutarmis.

Yadigar ne is yapardi? Nasil gecinirdi? Cifter cifter fotinlerinin parasini nasil oderdi? Terzi Nesimiden nasil Ingiliz kumasina ustune takim diktirirdi? Bana oyle gelirdi ki, Yadigar olduysan, bunlar sana verilir. Yadigar belki de para bile tasimazdi.

Yadigar'i Pasa Cayir'inda kahbe karilar gibi pusuya dusurmusler. Dort taraftan kursunlamislar. Yadigar kursunlar nereden geliyor bilememis.

Bizim mahalleli karilar gunlerce Yadigar icin gozyasi doktuler. Sonrada o nun hikayelerini anlattilar. Sokaktan geciyormus. Kafasini kaldirip, pencereye bakmis. Goz goze gelmisler. Isaret etmis gel, diye. Dayanamamis. Dayanamazmis. Gitmis. Yadigar'in kollarina.

Dedim ya. Ben Yadigari bildigimi bile bilmiyorum.


IstanbulConnection.com

Istanbul, Sivas kadar hayatimizi etkiledi. Hatirasi cok. Baglantimiz da cok. Sefik oralar da bir yer de, Sefigi bize tanistiran Zekai oralarda. Zekai'ye ozel ayakkabi yapan Carsambali hemsehrisi kunduraci nerelerde?

"Biliyon mu Zekai, senin hemsehrinin bana yaptigi ayakkabinin burnu cokmustu?"

Istanbul da kimler yok ki? Kenan Abi orda. Leman orda. Hasan Amca, Elif Yenge. Kizlari, torunlari.


Baglarbasi'nda Gaye'nin babasinin evi ve hatiralarimiz duruyor. Umut orda, Kanat orda dogdu. Kanat'a araba orada carpti.

Ismet Bacaksiz da Istanbul da.

Dedemle Gayenin Babaannesi hic tanismadilar. Ikisi de Istanbulda yatiyor.

Dedem Nuri Ferikoy de, Dedemin Ismet Pasasi, agabeyimiz, Kadikoy dedir. Yengem Yurdanur, Kizlari Pinar da.

Bakirkoy Evlendirme Dairesi, Tarabya Oteli, Kalender Orduevi, Aksaray, Fatih Kilim Pastahanesi Istanbul dadir. Yenikapi'yi bilmeyenin Sirkeci'ye, Halkali'ya baglantisi zordur.

Dayim Ziya Bakirkoy de oturur, Amca Oglu Rifat Divan da calisir. Taksim de Ilk Yardim Hastahanesi vardir. Hastahanenin arka sokaginda bir yerlerde Sivaslilarin Kahvesi bulunur.

Cicek Pasaji, Fitas Sinemasi, Galatasaray Hamami Istanbul'dadir. Tarlabasi'nda, Sisli'de dilini disini bildigimiz insanlarin islettigi Randevu Konaklari vardir.

Fatih de gencligimiz dolasir. Ablamizin evinden kirmizi beyaz gomleklerimiz, beyaz pantolonlarimiz ile Fatih'e kendimizi Bulent'le birlikte attigimiz gunler hatiralardadir.

Hakki Abi Istanbuldadir. Ismet'in dolmusuna Istanbul'da muavinlik yapmisimdir. "Yakacik... Yakacik..." diye cigirarak. Istanbul'da Hikmet'i siyah resmi elbiseleri ile hatirlarim. Gulusan Yenge'nin beyaz peynire karistirdigi tereyagini Istanbul'da tatmisimdir.

Piyade Okulu Istanbul'da, Kozyatagi da Istanbul dadir. Istanbul'da Uskudar'dan Besiktas'a en cabuk motorla gecersiniz.

Arkadasimiz, dostumuz, sevdiklerimiz, sevgililerimiz, buyuklerimiz, hatiralarimiz, gonlumuz, ceyrek ekmek icine balik Istanbul'dadir.

Istanbul bizsiz ne yapar diye, kara kara, Istanbul icin uzuldugumuz gunler olur?

Istanbul bizim Istanbulumuzdur ama, biz Istanbullu degilizdir.

Bizim tasrali oldugumuz her halimizden bellidir...
..........

BIZIM MEMLEKET ISTANBUL'DAN MI YONETILIR?
Buralara bizim yaslarda gelenler, benim gibi kafalarini saga sola vurmuslardir. Silahli Kuvvetlere Land Rover marka araclar aliyorduk. Hele hele zirhli olanlari ates pahasi. Amerikaya geldigimde arastirmistim. Niye Amerikalilarin o meshur Hamvilerini Silahli Kuvvetler almaz diye? Sormus, sorusturmus, bu araclari yapanlara ulasmistik. Karsimiza Turkiye temsilcisi kocaman bir Turk firmasi cikmisti. Ne gorelim. Hem Land Rover'in, hem de Humvi'nin temsilcisi ayni firma!

Boing'e ulasmistik. Temsilcisi ayni. Diyelim ki bir Turk Firma 100 milyon verip, bir Boeing ucagi mi alacak, belki de 20 milyonu bizim temsilcinin cebinde. Olsun. Alsinlar. Alsinlar da, Laila'ya yatla gidenlerle birlikte, Laiala'da calisanlar da ayni yerde eglenebilseler? Kapitalist duzenin sarti bu. En asagida ki, en yukariya cikabilecegini gorecek! Laila'nin kapisinda calisan guvenlik gorevlisi, sevgilisini koluna alip, bilmem ne isadami ile yanyana yemek yiyemiyor, cilginlar gibi dans edemiyor sa, bir gun de kizar, Laila'nin kapisini beklemez!

Hukumetler de degisse, devlete satis yapan yabanci firmalarin temsilcileri ayni. Onlar degismiyor.

Aslinda, diyelim ki falanca kurulusumuza su kadarlik ucak alacagiz. Diyelim ki iki milyar dolar. Bu ucaklar da bilemedin 20, sik disini kirk yil sonra elden cikacak. Bilmem kac yil sonra servisten kalkacagini bile bile, bir satista, bir kalemde, temsilci firma yuzde bilmem kactan, ne kadar komisyon alacak?

Ben biraz hiyarim. Ama icimde kalmasin, diyeyim. Bu parayi falanca kurumun calisanlarina, ikramiye olarak odesek! Ne mi olur? Bir, bu insanlar mutlu olur. Iki, bu para ulkede kalir. Uc, bu parayla araba, bilgisayar alacak vatandaslarin paralari yine o komisyonu alacak firmalara gider. Gider ama, daha uzun yoldan. Daha zahmetli. Belki de daha az karli...

Ben diyorum ki, hukumetler degisse de, Ankara'yi Istanbul'dakiler idare ediyor. Ben derim ki, artik onlar da, gavur meslekdaslari gibi olmaya calissalar. Kanun, kitap yok, buyuklerimiz arkalarinda diye, har vurup, ufurmeseler! Hukumetleri zorlasalar. Bize kolay para vermeyin, diye.

Yoksa, sekilde goruldugu gibi, duzensiz bir ulkenin duzensizligi, sonunda gelip sizi de buluyor. Siz kurtardiniz diyelim. Ya cocuklariniz? Torunlariniz?

Haydi Istanbullular?

ISTANBUL'LU IS ADAMLARNIN BASINA GELENLER!
Bizim uc buyuk ve onemli (gercekten onemli) uc is adamimiz Macaristan'da uc saat bekletilmisler. Bu uc is adamimizdan, Yilmaz Ulusoy'un Macaristan vizesi yokmus? Erdogan Demiroren ve Sakip Sabanci'da arkadaslarini yalniz birakmamislar!

Bizim gazetenin biri de atmis basligi: Bizim is adamlarimiza, hele hele bunlara, bu yapilir mi, diye.

Yapiyorlar. Ulusoy, Demiroren, Sabanci, Mustafa Kemal demeden bu isi yapiyorlar. Bugun Macaristan, Yarin Cek, Oburgun Amerika. Niye?

Bizim oturup, sakin sakin, Sivasin Korkut Koyunden Osman Aga'nin Avrupa'da, Amerika'da, Hindistan'da nasil saygi gormesi gerektiginin cozumlerine bakmamiz lazim. Butun kuruluslarimiz seferber olup, "benim vatandasima yad ellerde hurmetde kusur edilmemesi icin ne yapalim?" diye kafa yoracaklar. Bu isi nasil yapariz? Nasil?

Peki bana gore ne yapalim mi? Once kendi vatandasimiz saygiyi kendi ulkesinde gorecek! Osman, Memed, Hamdi, Sivasli, Kayserili, Siirtli, Hamal, Ciftci, Basbakan, cahil, okur yazar, profosor, pulsuz, orta halli, zengin, cocuk, kadin, erkek. Turkiye Cumhuriyeti vatandaslari; saygiyi, siz deyin hurmeti, kendi ulkesinde, kendi insanindan, kendi devletinden gormuyorsa, size niye elin gavuru saygi gostersin?

Hani Bekir Yarbay demisti ya? En alta! En alta inin... En altin sorunlarini cozerseniz, bir yukardakiler kendiliginden yucelirler...

En alta! En alta, sayin gazeteci! En alta!

20 Haziran 2003
...

Ingilizce hazirladigimiz bu siteyi ziyaret edecegini dusundugumuz Amerikalisi, Kanadalisi, Ingilizi bizim Istanbulla bu kadar icli disli, baglantili oldugumuzu bir bilse, elimizi tutar ve birakmazlar!

FOTO: Istanbul'un tepelerinin birinde Ninem (Anne Annem) Arife, Gelini Gulisan ve torunlariyla birlikte bu fotografi cektirmis. Ninem ve Gulusan Yengem rahmetli oldular. Torun Sazimet, Gulbeyaz, Guler ellilerinde genc hanimlar. Saziment'in onunde duran cocuk? Kac yaslarindadir?

VisitTurkey.org

Turkiye nere, Sivas nere, Bursa nere, Biloxi nere?
Kuru kuru sitelerle, nasil anlatabirsin Sabah vapurunda yedigin simidin tadini, damaklarini buran kirmizi cayi... Nasil anlatacaksin?

Nasil anlatacaksin, siz bu siteyi ziyaret ederken, Danisiktan Riza Bursa da bir hastahanede kendinden gecmis, yasamla olum arasinda gidip geliyor. Eger, kendi kendine yeter bu kadar, derse gidecek. Surmelisini arkasinda birakip gidecek. Kimbilir simdi neler neler kafasindan gecip gidiyordur?

Bu siteleri ziyaret edecek kim bilecek ki, Riza Bursa da, Yegeni Kanat Biloxi de, dunya ile iliskilerini simdilik askiya almis, oylesine yatiyorlar. Rizanin Agabeyi Huseyinin torunu Kanat ve Riza ayni zamanda ama birbirlerinden milyonlarca metre uzakta yatiyorlar.

Turkiyeyi gormeyenler Turkiyeyi ziyaret etsinler diye bu siteyi hazirlamistik. Buyursunlar. Gezsinler, gorsunler.

Ama bizim derdimiz odur ki; Ne yapariz da, Amerikalarda, Kanadalarda, Nijeryalarda, Sililerde yasayan insanlara, Danisigi, Riza Emmi mi, Surmeli Yengemi anlatirim?

Geldikleri ve gittiklerini kimse bilmesin, kimse hatirlamasin, bugun, yarin, yarin dan sonra kimseler onlardan konusmasin...

Olur mu?

Olmaz... Olmaz... Olmaz...

NOT: Riza Emmi'min evi de dahil, Danisk'in fotograflarini www.visitturkey.org sitesinde VISIT DANISIK sayfasinda yayinladik. Fotograflari cekip gonderen Amca Oglu Semih.

SAKIP SABANCI

Yillardan 1994 mu, 1995 mi? Bir komutanima telefonda sordum: "Komutanim Sakip Sabanci'yi tanir misiniz?" "Senin kadar tanirim Kemal. Ama bilirim ki insan evladidir. Yazarsan cevap verir."

Oturmus, o donemde dusunduklerimizi, yapmak istediklerimizi el yazisi ile kaleme almis, kendisine gondermistim. Cevap aldim. Tek tek, her konu icin kendi dusuncelerini yazmisti.

Komutanim genc yasta rahmetli oldu. Sakip Sabanci'da 71 yasinda vefat etmis. 10 Nisan 2004'de ben Birmingham denilen Alabama Eyaleti'nin bir sehrindeydim. Haberimiz bile olmadi. 71 yas genc degil mi?

Arastirdim. Sabanci ile ilgili ne bulurum diye. Bizim bir Ingilizce sitemiz var ya! (www.onlyinturkey.com) Orada Sabanci ile ilgili ingilizce birseyler yayinlayayaim istedim. www.sabanci.com.tr sitesini buldum. Sakip Sabanci neler yapmis diyenler, bu siteyi ziyaret edebilirler.

Bu tur olumleri duyunca, sanki bende gizli bir kendine guven olusuyor. Sabanci, Garih, Irak'taki 9 yasinda ki Ahmad, Baskan Bush, Tayyip Erdogan, siz, biz, onlar sonunda hep ayni yere gidiyoruz. Buna esitlik denmez de ne denir? 

Biloxi, 12 Nisan 2004

Bu kadar siteden sonra, bir de kitabimiz olsun dedik. Dedik'de ben degil bizim buyuk oglan Umut yazdi. Ingilizce. Kitabi satin alip, okuma zahmetine katlanacaklar, asagida ki linki tiklayin:

"America Hates Me But I Still Love Her!"

1 Nisan 2005