GOKCE BOSTAN MAHALLESI

Kesirikli Fadime

Gokce Bostan Mahallesi'nde sokaklarda toz toprak icinde oynarken; akan sumugumuzu yalar, kendi bokumuzdan oyuncaklar yapardik!
Bu fotograf dolu dolu bizim cocuklugumuzu hatirlatiyor...
Gokce Bostan da ki bizim ev tam kosede idi. Kerpic ev iki katliydi. Dik bir tahta merdivenle bizim eve cikilirdi. Merdivenin bitiminde bir bosluk vardi. Anam burayi cok amacli (!) kullanirdi. Merdivenin saginda ve solunda birer oda vardi. Solda ki oda Seher Teyze lere, sagdaki ise Osman Efendi lerin evine bakardi. Banyo yapmak icin anam bir yerlerde su kaynatirdi. En son hatirladigim yontem POMPALI GAZ OCAGI idi. O siralar gaz lambasi nin yerini, yine POMPALI LUKS LAMBALAR almaya baslamisti.
Biz cocuklarin en buyuk temizlik sorunu kulaklarimizlaydi. Bazen kulaklarimizin icinde biriken pisligi cikarabilmek icin kulaklarimizin icine SIRINGA ile tazzikli su fiskirtirlardi. Eger suyu direk olarak kulak zarina dogru tutarlarsa buyuk aci duyardik.
Bir seferinde bir arkadasimizin kulagina bugday tanesi kacmis. (Bugday tanesi, Ilik ve nemli bir ortam, toz, toprak.) Bugday Tanesi arkadasimizin kulaginda yesermisti.

Resmi Tiklarsaniz altindan guzel bir yazi cikacak:
KUCUK SEYLER!


YARALI SURAT!
Ben kendimi bildim bileli, suratimin sag tarafinda bildigim bir yara cikar. Tam burun hizasindan, suratin sagi. Bu yara hicbir zaman, sol tarafta cikmadi. Sag gozumde, sag burnumda, dudagimin saginda. Hic sola gecmedi. Ciktigi yerde de hep iz birakti. Oyle Diyarbakir cibani gibi degil ama, dikkatli bakildiginda belli olan izler. Dahasi, suratimin sag tarafi tam hissetmez! Elime aldigim bir igneyi rahatlikla suratimin sag tarafina batiririm, derinlemesine degil, hissetmem.

Kucukken, Gokce Bostan Mahalleli iken, koltuklarimin altinda da, yumurta buyuklugunde bezeler cikar, sonra patlar, icindeki irinler (Cerehat) bosalir, kendi kendine iyilesirdi. Ama bu suratimizda ki yara, hic gitmedi.

Anam doktorlara goturdu. Care bulamadi. Beni taa Sivas'tan Tokat'a bir erenin turbesine goturdu. Ismini dogrumu hatirlarim: GAT. Bu Gat, bildigimiz God olmasin? Doktorlar gibi, bu turbede yatan Erenin de bu yaraya gucu yetmedi.

Anam israrla; artik askeriyedesin oglum, bir askeri doktora goster, dedi. Harp Okulu revirinde bir doktorumuz vardi. Ona anlattim. Ciktiginda gel bir goreyim, dedi. Bizim yara cikar cikmaz kosturduk. Dedi ki; senin derinin altina bir cesit mikrop yerlesmis. Vucudun zayifladiginda, elektrik sigortasi gibi atiyor. Bu senin cicegin mi, sigortan mi, ne dersen de, seninle kalacak.

Bir gun, sevdigimle Taksim Meydaninda kavga ettik. Beni terkedip gitti. Suratimda bir ates. Elimi ustune koydum. Sanki bizim yara, topraktan fiskiran filiz gibi, elimi ittiriyor. Bizim elektrik sigortamiz o gun de atmis!

Elli yildir, bizim yara, arada bir benimle beraber olur. Gelecegi gunleri uc asagi, bes yukari bilirim. Geldiginde gizli bir memnunluk da duyarim. Sigortamiz atmis, ariza fazla buyumeden kendini tamir etmistir, gibi hissederim.

Benim sigorta bu gunlerde yine atti! Dudagimin tam sag tarafinda. Hafiften hafife zonkluyor. Ben kendi kendime gulumsuyorum.

Iyiye isaret!

17 Haziran 2003



SU
Gokce Bostan da evimizin tam karsisinda, Osman Efendilerin duvarinin dibinde Cesme vardi. Cesmenin Suyu gece gunduz akardi. Mahalleli kadinlar cesmenin etrafinda kab, kacak yikarlar, sularini siraya girerek alirlardi. Sik sik da sira kavgasi ederlerdi. Ciglik cigliga. Umuzlarinda kalinca bir sopa, sopanin iki ucunda cengeller, suyla dolu sitilleri cengellere takip, evlerine su tasirlardi. Anam merdivenden yukari su tasir, hic de suyu dokup, ziyan etmezdi.

Yagli kab kacaklari toprakla yikarlardi. Kille. Kil dedigin Koyu camur. Vallahi ve billahi sanki sabun gibi kopururdu.
Anam bizi evde legenin icinde "Iki Tas Su Isitip" yikardi. Kirlendigimizde de hamama gotururdu. Beni kadinlar hamamina, yaninda gotururdu. Kurna basinda bir suru kari. Ellerinde taslar. Ayni kurnadan su alip dokunecekler. Su dokerken, eksi eksi kokarlardi. Hamam da eksi eksi kokardi. Anam sicak suyu bulmus. Ilistirmadan dokerdi. Yandim anam... Temiz oldugumuza karar vermesi icin suratimizin kipkirmizi olmasi lazimdi. Hah, derdi. Simdi elin yuzun parladi.
Anamin hamamlari dayanilmaz oldu. Sicak suyu dokunce kendimden gecer oldum. Beni hocalara goturdu, muskalar yazdirdi. Hamamda bayiliyor, diye. Muska yazdiracagina, babamla erkek hamamina gonderse bu is olacak. Neyse, sonunda hamamda ki karilar, bu cocuk artik buyumus, dediler. Daha cocuk, dedi. Dinlemediler. Olmaz.

Babam, kirlendigimize karar verdiklerinde, Kale Ardi ndan Koprulu hamamina gotururdu. Ben diyeyim bir, siz deyin iki kilometre eve uzak. Belki dort, bes. Hamamdan sonra sarinmis, elin yuzun kapali, karlarin icerisinde yuruyerek eve gelirdik. Bir sicak, bir soguk. Babamla gittigimiz hamamlarda ne kurna basi kavgasi, ne sicak su ayari. Keyfimize gore yikanir cikardik. Babam bizi bir kere keseler, bir kere de sabunlar, hadi kendiniz yikanin derdi.
Erkekler hamaminin suyu sanki daha boldu?

Bizim koyde cesme yoktu. Suyu gozelerden alirlardi. Su, fikir fikir topraktan fiskirirdi. Elinin ustuyle yavasca birikmis suyun ustunde ki tozu, yapragi, pisligi temizlersin, sonra gozenin kenarina diz cokersin, iki elin gozenin iki yaninda. Namaz kilar gibi, husu icinde suya egilirsin. Dudaklarini durgun suyun ustune kondurur, husst, diye icine cekersin. Marifet, durgun suyu bozmadan, kendinden sonrakine, tertemiz teslim edebilmede. Icme suyunu yengemler gozeden alirlardi. Ellerinde ki bakir taslar, suyun goletine oyle nazik, oyle yumusak dokunurdu ki, suyun altindan toz, camur kabarmaz, su kimildamaz, oyle berrak, obur yengemize siranin gelmesini beklerdi.

Yikanmak icin dere kenarinda ates yakarlardi. Koca koca bakir kovalarda su kaynatirlardi. Soyunur, bir tasin uzerine comelirdik. Yengem sacimizi kille kopurtur, elindeki kece keseyle vucudumuzda ki kirleri kat kat edip doker, pesinden tasla sicak suyu boca ederdi.

Ben, simdi bazen o gunleri ozluyorum. Kuvete oturuyorum. Pencereyi aciyorum. Temiz, serin hava gelsin diye. Bir kovaya sicak su dolduruyorum. Tir tir titrerken, sicak suyu kafamdan asagi boca ediyorum. Sicak suyu kafamdan asagi dokerken de bagiriyorum. Sicak su derimi kizartiyor. Benim cocuklar, saskin saskin bakiyorlar. Bu herif niye kendi kendine iskence yapiyor, diye.

Sicak Suyun lezzeti, bir turlu dere basinda ki gibi olmuyor.

Hediyelerin evinde otururken de cesme yakindaydi. Orda da cesmenin suyu devamli akardi. Sivas ta bazi cesmelerde zincirle taslar asiliydi. Kepenek suyu derlerdi. Kepenek Suyu, iyi icme suyu. Yumusak. Kepenek suyu da gece, gunduz akardi.

Anama ruyami soyledim. Yukaridan akan sularla yikaniyordum, diye. Anam bilmis kadin. Hem evi supurur, hem elinde bir kitap, kendi kendine okur. Okuma yazmayi, kendi kendine ogrenmis. Belli ki, buyuk adamlar nasil yikanir, biliyor. Buyuk adam olacaksin, dedi. Buyuk, adam. Yukaridan akan sularla yikanacaksin. Hep sicak akacak. Bikana kadar. Ben anama inanamadim. O kadar sicak su nasil bulunur, diye.

Yesilyurt ta Harbiyenin 6 katli kogusunu, denizin karsisina dikmisler. Iki adim oten derya. Her yer su. Koguslarda su akmaz. Sicak su anamin dedigi gibi hesapsiz degil. Tuvaletler de ibrikler var. Alafranga tuvaletler, yarim dolu plastik ibrikler. Niye? Su mu yok. Yoksam, once bina yapip, su nasilsa gelir mi, dediler? Yine de yikaniyoruz. Dort kat asagiya iniyor, buyuk sinif abilerimizin duslarini kullanmak icin izin istiyoruz. Bazen he diyorlar. Bazen, olmaz.

Piyade Okuluna gittik. Tuzlaya. Etraf su dolu. Koguslarda su yok. Helalar neyse ki alaturka. Helanin ortasinda, demir ayaklarin ustune dikilmis, altinda muslugu olan kocaman variller var. Birer hortum, lavabolardan bizim varillere geliyor. Gece su akarsa, variller dolsun diye. Plastik Ibriklerden teharet iyi oluyor da, yuz yikamasi zor. Bir elinle plastik ibrigi tutacaksin, su dokmeye. Tek elle sabun kullan, yuzune sur. Zor is. Tuzla da da, su su diye inliyoruz.
Bizimkiler suyu pek ciddiye almiyorlar demek ki?

Kutahyada erleri hamama sokuyoruz. Daha soyunup, musluklara gidene kadar sular kesiliyor. Tras olanlar var. Saskin saskin etrafa bakiyorlar. Hamamci Memed tamam diyor. Bu kadar. Hamamci Acemi Erlerden kidemli. Usta Er. Kimse birsey diyemiyor. Su bitti. Sira obur bolugun. Caresiz, pestemballarini toplayarak disariya kosturuyorlar. Kutahya? Kutahya ovasi. Durdugum yeri kaz. Su cikacak. Su yok. Yoksam var mi?

Bakirkoy de kocaman apartimanin alt katinda iki bekar kaliyoruz. Gunduz evde yokuz. Gece yok sayiliriz. Eve bir uyumaya geliyoruz. Sabah yataktan iniyorsun. Cap, diye suyun icine. Halil abi, yine yagmur yagmis, diyor. Allah kahretmesin. Bizim evin yerleri bir karis su. Kanalizasyon tasiyor. Cektiginde bir koku, bir koku. Suyumuz bol.

Gecenlerde bir gazetecimiz kosesinde yazmis. Kendisiyle birlikte asansore binenlerin kokularindan sikayetci. Ne olur sabahlari bir dus alsalar?

Biz kazara yikanip, elimiz yuzumuz temiz, sacimiz yagsiz disari cikarsak, arkadaslarimiz anlamli anlamli gulumser, kulagimiza egilip sorarlardi. Cenabet misin, diye.

Umraniye de Hasan Amcalardayim. Pazar sabahi. Su yok. Erken uyananlar su birakmamislar. Tuvalete gitmem lazim. Kostum carsida ki camiye. Su bulurum, diye. Su yok. Bindim dolmusa. Dolmus soforu musteri bekliyor. Bekliyor da bekliyor. Uskudara vardik. Kostum. Su yok. Kadikoy dolmusuna atladim. Alti Yola giderken sagda, tam yolu agzinda bir cami var. Kostum. Sular akiyor...

Baglarbasindaki evin termosu komurle calisiyor. Komurun ustune, cas, cas su damliyor. Delik gittikce buyudu. Artik damlamiyor. Akiyor. Kazanimiz bakir bir kazan. Gittik sorduk. Sok getir, dediler. Kazanin deligini kaynakla kapattilar. Bir ay gecmedi, yine akiyor. Senin kazanin omru bitmis, dediler. Gazli bir temosifon aldim. Taksitle. Balkona da bir varil. Orta boylu. Ne keyif be?

Tugaya ikinci gidisimiz. Yanimizda eski bir hangar var. Simdilerde spor salonu olarak kullaniyorlar. Buz gibi, gurul gurul soguk su var. Bir tane termosifon. Sicak su spor yapanlara yetmiyor. Dusun oldugu yerde isitma sistemi yok. Buz gibi. Bir de su soguk olursa, yandin. Hayir, dondun. Istihkam Kita konutani halimizi gordu. Bir sofben koydu. Suyu akarken isitiyor. Sicak su derdimiz kalmadi. Etraf kar, buz. Biz sicak suyun altindayiz. Dustan sonra sobanin oldugu odaya kosuyoruz. Sobanin ustunde bir caydanlik. Sicak cay. Tarcin. Limon. Ne keyif be? Sicaak suyumuz var... Sag olasin Komutan!

Yesilyurt lojmaninda balkona bir varil yerlestirdik. Banyoda sicak su icin gaz kullaniyoruz. Gaz her zaman bulunmuyor. Bulunsa paramiz olmuyor. On gundur yikanamadik. Bizim Sekiple konusuyorum. Doldur bizim bidonu, dedim. Para demedim. Basustune, dedi. Aksam eve gittim. Karinin eli yuzu parliyor. Hayirdir? Sekip Bey, bir tanker dayadi balkonun altina. Varili agzina kadar doldurdu...
Ulan Sekip. Kim ne derse desin, buyuk adamdin!

Alanyadaki yazligimiz (!) susuz. Babam korletilmis kuyu yu yeniden acti. Su geliyor. Biraz kumlu, mumlu ama olsun. Buz gibi su. Kuyunun yanina da koca taslarin uzerine kocaman bir varil yerlestirdik. Ici su dolu. Altinda atesi sondurmuyoruz. Odunlari babam, denizden topluyor. Anamla birlikte. Ocagin yani odun dolu. Bazen, etrafta kimse yoksa, denizden geldigimiz de, kazanin icine giriyorum!

Epey sonra babam eve su baglatti. Su evin icine kadar gidiyor. Banyoda bir odunlu termosifon varmiydi? Vardi, vardi. Ama disarida banyo yapmanin keyfi karanlik banyo da yok. Alanya da ben diyim bes, siz deyin on kez yikanirdik. Gunde. Haftada degil. Denize gir cik. Yikan. Kapinin onunde, bahcede sicak su.

Bol suyu, yine babadan gorduk...

Su icin, hele hele sicak su icin neler etmedik.
Kimlere yalvarmadik, neler bulup yakmadik.
Iki tas suyu nasil gidim gidim kullandik.
Kizilirmagin, Degirmenin, Akdenizin, Karadenizin suyunda yuzduk. Kepenek suyu ictik. Toroslardan gelen suyla yemek yaptik.

Suya oylesine bagliyim. Oylesine saygiliyim ki sormayin. Heba olmasin, bosa gitmesin diye, babam gibi, bardaklarda cocuklardan kalan sulari iciyorum. Kiyamiyorum dokmeye. Alafranga tuvaletlerde, kalkana kadar bekliyorum, sifonu cekmek icin. Kokutuyorsun tuvaleti, ceksene sifonu diyorlar. Kiyamiyorum, diyemiyorum. Anlamazlar, diye. En fazla, ne pis herif, derler. Bok kokularinin arasinda oturuyor. Olsun. Desinler.

Not: Bugunlerde "suya sabuna dokunmayan" yeni bir is edindim. Oglumun kitabinin tanitimini yapiyorum. Kitap Ingilizce: "America Hates Me But I Still Love Her!" Yazar: Umut Ozturk. Turkiye disinda yasayanlar;

www.amazon.com,

www.amazon.de,

www.amazon.fr,

www.amazon.co.uk,

www.amazon.ca,

www.buch.de,

www.barnesandnoble.com

gibi sitelerde kitabi gorebilir, satin alabilirler. "Kitabimizi satin alin!" demesi biraz zoruma gidiyor ama, kitabi satamazsak, sesimizi duyuramiyacagiz. Kitap'da 1990'dan bu yana yasadiklarimiz anlatiliyor. Ingilizce bilmiyorsaniz, kitabi alin, Ingilizce bilen esinize, dostunuza, akrabaniza hediye edin. Olmadi, evinizde hatira olarak tutun. Evde tutmak mi istemediniz? Sokakta gecen birine hediye edin!

Istediginiz bir kutuphaneye de hibe edebilirsiniz...

Ikinci kitap "Three Lions Roar, A Novel of World Cup 2006" de yakinda piyasaya cikiyor!



Komsumuz Kesirikli Fadime Abla
Yan komsumuz Kesirikli Fadime Abla duldu. Kocasindan kalma iki katli bir evi vardi. Hatirladigim alt kat bana esrarengiz geliyor. Sanki sonradan filimlerde gordugumuz sarap mahzenleri gibi kap karanlikti. Korkarak hemen merdivenlerden ust kata cikardim.
Ust katta ki oda kos kocaman bir seydi. Kapiyi acip iceri girdiginizde, solda ta uzaklarda bir tahta sedir, sagda da dolaplar vardi. Tavan agac islemeliydi. Bana oyle gelirdi ki; kapidan girdigimde sedire -biz bu sedire Sivas dilinde baska bir sey derdik- yuruyerek ancak uc gunde ulasirim.
Kesirikli Fadime Abla'nin bahcesinde baska bir ev daha vardi. Sinif arkadasim Ismail'ler burada kirada otururlardi. Ben alti mi, yedi mi yasindaydim bilmiyorum. Bu bahce de, bir sunnet dugununde, ilk rakimi Mubasir'in elinden ictim. Ilk defa sarhos oldum. Rakiyi ictikten sonra yuz ustu camurun icine dusmustum!
Kesirikli Fadime ablanin iki kizi vardi. Sultan benden buyuk, Guler benimle ayni yaslardaydi. Anamlar Kesirikli Fadime Abla'ya Halil Abi'yi tanistirdilar. Evlendiler. Cocuklari oldu.
Bugun (25 Temmuz 2002, Persembe) Naile ile konusuyordum. Lafi ordan burdan actik sonunda Kesirikli Fadime Abla'ya getirdik. Kesirikli Fadime Abla, bir yil kadar once, Halil Abi'de ondan once olmusler.
Cocuklugumuzdan geriye hizli-hizli kimseler kalmiyor.

BIR PARCA EKMEKLE BIRAZCIK PEYNIR!
Anam birimizi bakkala gonderirdi. Bir ekmek, 100 gram beyaz peynir alirdik. Yanina cay. Peynirden ufak bir cimcik, ekmekden buyuk lokma, caydan bir firt karnimizi doyururduk. Bazen kacamak yapip, peyniri biraz buyukce bir parca almaya calisirsak, hakki yenen biri elimize vururdu.

Bu arada okulda bize bir sarki ogretirlerdi:

Bir parca ekmekle birazcik peynir,
Ikisi beraber ne guzel yenir,
Mideni hic yormamalisin,
Biraz da perhiz et hic fena olmaz?

(Mideni hic yormamalisin) bolumunde, MIIIII-DEEEEEE-NIIII diye uzatirdik.

Bu sarkiyi ya Ziya Gokalp Ilkokulu veya Ataturk Orta Okulunda ogrendik. Okul arkadaslarimizin hemen hepsi bizim mahalllelerden. Bilemedin en kabadayisinin evinde 100 degil de, 150 gram beyaz peynir sofraya konurdu. Peki bu sarki neyin nesiydi? Ulan; biftekler, pirzolalar yiyip de, asiri kilodan hastahanelerde tedavi mi goruyorduk? Hepsi ip gibi, suzum suzum suzelen insanlara sen nasil (biraz da perhiz et hic fena olmaz) der, hem de bunu sarki olarak ezberletirsin?

Herhalde buyuklerimiz, cocuklarimiz uzulmesinler diye, bizim ne kadar saglikli buyudugumuzu bize sarkilarla sazli-sozlu anlatiyorlardi.

Biraz once karpuz ve peynir yedim. Bir dilim de ekmek. Kimse lokmami saymadan. Aklima sarkim geldi:

Bir parca ekmekle birazcik peynir,
Ikisi beraber ne guzel yenir,
Miiiii-deeeee-niiiii cok yormamalisin.
Biraz da perhiz et hic fena olmaz.

25 Nisan 2003

INDIM BINDIM KOMUTANIM!
Kesirikli Fadime abla, bizim yakin akrabamiz Ahmet Abi ve karisi Zohre yenge'yi muhakkak tanirdi. Ahmet Abi Halamlara yakin bir yerde otururdu. Bana gore 1.60 boylarinda ki ahmet abi, tiknaz, gucluydu. Ahmet Abi hamaldi. Faytoncularin at ve arabalarina gosterdigi ilgiyi, Ahmet abide yuk tasima icin kullandigi selesine gosterirdi. Ise gidip, gelirken bize gulumseyerek, isi olan birinin gururuyla selam verirdi. Bizi selamlamadigi zamanlar arkasindan el sallardik. Ahmet Abi, Ahmet Abi!

Ahmet Abiye askerlik oykulerini anlatmasi icin yalvarirdik. Daha dun anlattim, ya! Nolur bi daha?

Ahmet Abiyi askerde suvari yapmislar. Boyu kucuk oldugu icin ata binmekte zorlaniyor. Kazara talim sirasinda attan duserse, bir turlu binemiyor. Atin kuyrugundan, selesinden, kulaklarindan, boynundan tutarak nasil uzerine cikmak istedigini, ballandira ballandira anlatirdi. Ata binmek icin ugrastiginda kendisini izleyen komutanina da, ata tekrar bindiginde tekmilini yapistirirmis:

"Indim bindim komutanim!"

Biz butun oykuyu bu sonu duymak icin sabirsizla dinlerdik. Ahmet abi sag elini kaldirir kasinin ustune getirir, atin ustunde nasil dimdik durdugunu gosterecek sekilde dikilir, sol eliyle de atin yularini kavradigini bize gosterir, gozlerimizin icine bakarak tekmilini yapistirirdi:

"Indim bindim komutanim!"

Ne iyi, ne sevimli insandin sen be Ahmet abi?

Mayis 2003

SIVAS HUKUMET MEYDANINDA BAYRAK TORENI
Kim Sivasta Hukumet Konaginin oldugu meydanin ismini degistirirse degistirsin, biz hukumet meydani derdik. Galiba Cumartesileri ve Pazar gunu aksami heykelin onunde bayrak toreni olurdu. Biz zamanini bilir, toren alanina gider, yerimizi alirdik. Yalniz cocuklar degil, buyukerimiz de. Belki de o gunun, o saatinin en bilinen, en izlenen olayiydi.

Yukarilardan bir yerden, yokus assagi, bando ve arkasinda pacali guvercinler gibi beyaz pacaliklar giymis, beyaz baslikli, tufeklerine de beyaz kayislar gecirmis askerler rapa rap diye bize dogru gelirlerdi. Bandonun da trampeti, askerlerin ayak seslerine uygun tikirdardi. Tirrt. Tirrt.

Askerlerin basinda belinde kilici olan bir subay vardi. Hafif gobekli, tiknaz bir subay. Basinda ki migferinin kayisini tam cenesinin altina yerlestirirdi. Sanki bu kayis, kafasini daha da dik tutmaya yariyordu. Hic etrafina bakmazdi. Hic bizimle goz goze gelmezdi. Cok vakur yururdu. Konusulanlari duymamazliktan gelirdi: Masallah masallah. Cok da heybetli. Cok da gur sesi var.

Hani 18 tekerlekli kocaman kamyonlar var ya. Onlari dasdaracik bir yere geri geri park eden soforlerini gordunuz mu? Bizim komutan; cark, mars, say, kita dur diyerek, koca bolugu ve bandoyu bayrak direginin altina ip duzeni yerlestiridi. Sonra gecer birliginin basina, bir eli gotunde, sag elinde saatine bakardi. O saatine bakarken, saati olanlarda kendi saatlerine goz atarlardi. Benim saat ileri gitmis, diye saatlerini ayarlarlardi.

Zaman gelince komutan yuzunu birligine doner, ayak topuklarini birlestirir, kendini yay gibi gerer, gurlerdi. Toren Bolugu... Butun meydan susar, komutani dinlerdi. Faytonlar durur, suruculeri atlarindan iner, beklerlerdi. Zaman geliyordu.

Selam dur! Askerlerin elleri tufeklerine hep birden vurur, sirak, sirak diye tufeklerini omuzlarina gotururlerdi. Sonra da selam vaziyetine gecerlerdi. Bando da istiklal Marsini calmaya baslardi.

Buyukerimiz sapkalarini cikartir, biz cocuklar topuklarimizi birlestirirdik. Da, daa... diye bandonun nagmelerini dinlerdik.

Esas durus! Sakirtilar. Saga don. Ziizt. Pat. Tufek Omuza. Mars. Giderken bando mars calarak giderdi.

Biz de, gerdan kirarak, ufuklara baka baka yuruyen komutanin yanina birikirdik. Inzibatlar gelir, uzaklasin, derlerdi.

Omuzumuzda kilic yerine tasidigimiz sopalar, ayagimiz da kirden vicik vicik olmus naylon ayakkabilar, dim dik, gururlu, komutan gibi, komutanla birlikte yururduk.

Komutanin cipi hareket ettiginde bize doner, cok ciddi bir sekilde bizi selamlardi. Biz de onu, ellerimiz kasimizin uzerinde, topuklarimiz birlesik, goguslerimiz disari firlayacakmis gibi heyecanla ugurlardik.

Mayis 2003


BIZE YAZMAK ICIN TIKLAYIN!

TURKIYE SITEMIZ



Kesirikli Fadime Abla'dan:

Asagida ki mani Kesirikli Fadime Abladan. Bugun (25 Temmuz 2002 Persembe) Naile aktardi:

Derin Derelerde Ince Ot olur
Sevdaya dusen de akil kit olur
Bir guzeli bir cirkine verirsen
Gelene gecene malamat olur...

Bu Kadin Ne Kesirikli Fadime Ne de Anam:
Anamin bu site de bir yerlerde fotograflari var. Bir bakin...Sanki bu fotograf; Anamin, Kesirikli Fadime Abla'nin, Sultan Teyzenin, Sirri'nin anasi Senem Teyze'nin, Fatte Ninemin, Yasa ve Avgul Halalarin, Senem Ananin, Arife Nine'nin, bizim analarimizin, bacilarimizin, kadinlarimizin ortak fotografi.
Kesirikli Fadime Abla'nin kendi resmini bulana kadar da burada tutacagim.

NOT:

Kesirikli Fadime Abla'nin oglu Ahmet, annesinin 1973 yilinda cekilmis bir fotografini gonderdi. www.turkey2002.org sitesinde yayinladim. Baska sayfalarda da yazdim. Bu site de yerimiz kalmadi. Diger sitelere kucuk kucuk notlar yaziyorum: www.visitturkey.org, www.istanbulconnection.com, www.onlyinturkey.com

22 ARALIK 2004, Bloomington


BU SIIR KIME AIT?
Gozumuz saatte soylestik hep,
Kosusur gibi sevistik, yarisir gibi calistik.
Hep yetisilecek bir yerler vardi.
Aranacak adamlar, yapilacak isler...
Bir sonraki gunun telasi, bir oncekinin terine bulasti;
Baskalarinin hayati, bizimkini asti.

Kor karanlikta calar saat sesi yerine,
Kusluk vakti, kizarmis ekmek kokusu
Veya yavuklu busesiyle uyanma duslerini
Ha babam erteledik.

20'li yaslardayken 30'lara kurduk saatin alarmini,
30'larimizda 40'lara, belki sonra 50'lere...

Lakin oyle yanlis kurgulanmis ki hayat,
Kuslukta uyanma firsatini sundugunda size,
Artik uyku girmez oluyor gozlerinize...

Doyasiya soylesmek
Telassiz sevismek icin bol zamana kavustugunuzda
Soylesecek, sevisecek kimsecikler kalmiyor yaninizda...

Ozenle yarina sakladiginiz bir SARI LIRA gibi omrunuz;
Vakti gelip sandiktan cikardiginizda
Bir de bakiyorsunuz ki,
Tedavulden kalkmis...

NOT:Bu siiri sahiplenenler cok.
Kimi Orhan Veli diyor, kimisi baska isimler altinda internette yayinlamis.

Biz duyduk ki, bu siir CAN DUNDAR'a aittir.
Sairi ve siirin dogrusunu bilen varsa bize yazsin.

Bugun (7 Kasim 2002) Sayin Can Dundar'a gonderdigimiz epostamiza bir cevap aldik:

Sayin Ozturk,
Sitenizde yer alan siir-yazi Can Dundar'a ait ve kitaplarindan birinde son yazi olarak yer almaktadir. Sanirim (Benim Gencligim) kitabinda vardi. Gazetedeki kose yazilarindan biri olarak yayinlanmistir. bilgilerinize sunariz,
Nazan Gezer

BINDIRMISLER BIR ALAMETE, GIDIYORUZ KIYAMETE!
Bizim kari bugun dedi ki: Ne olacak halimiz? Anam ne olacak halimiz herif, derdi. Babama. Bizim ki herifli mi, herifsiz mi konusuyor, siz karar verirn.

Halimiz ne olacaktan kasit, atildik ya. Nereye gidecegiz, kimler gidecek, kimler kalacak. Yahu kimse gitmiyor dedim. Hepimizi bindirmisler bir alamete, gidiyoruz kiyamete. Bunlarin bizi atacaklari falan, yok. Dostlar alisveriste gorsun misali, mevkimizi degistirmeye kalkisiyorlar.

O nasil oluyor,dedi. Elime aldim kagit kalemi, basladim dokturmeye. Aha bu dunya. Biz bu dunyanin icinde hep beraber aha bu gunesin etrafinda dolanir dururuz. Bu guneste 3 Milyar yil sonra sonecekmis. Bizim yaptigimiz, binmisiz alamete, gideriz kiyamete? Bu heriflerin dunyayi biraz frenlemeye bile gucleri yok, habire yolcularla ugrasirlar. Ne kaptan bellidir, ne kazan dairesi. Bastirir gideriz. Yolcular birbirini yerler. Ama kimse, simdiye kadar kimseyi bu alametten atmayi becerememistir. Ne yapsalar da, ne etseler de, dunyanin super gucuyuz deseler de, dumen kimin elindedir kimse bilmez.

Kimseyi atamazlar ama, arada sirada yolcularin mevkilerini degistirirler.

20 gun once birinci mevkide giden birini alip,onca kavga dogusten sonra, ucuncu mevkiye atabildiler. O kadar.

Durdurun dunyayi inecek var, diyenine de pek rastlamadim!

Sevgili karus. Gonlun ferah olsun. Kimse seni atamaz. Mevki? Eh, eyi mevki de seyehat edebilmeniz icin elimizden geleni yaptigimiz bilinir.

23 Nisan 2003

KUYRUKLU "S" LER, NOKTASIZ "U" LAR!
Yukarida bir cumlemiz var:
Galiba bir degil iki cumle. Cumleden de sayilmaz ya, siz kusura bakmayin:

Sevgili karus. Birinci cumlemiz.
Gonlun ferah olsun. Ikinci cumlemiz.

Birinci cumlede ki karus un "s" i kuyruklu olacak. Kuyruklusunu bulamayinca, okuyucunun kabiliyetine birakiyoruz. Karus da ne? Kuruklusu "she" sesi veriyor. Sevimli bir uyduruk laf oluyor. Ama anlami var. Kemos, gibi. Yine burda ki "s" kuyruklusundan.

Gonlun de ki "U" larin uzerinde iki nokta oldugunu siz benden daha iyi biliyorsunuz. Biz de biliyoruz. Ama Klavyemiz de yoktur.

Diyelim ki "Beni SIKISTIRMA!" diye yazacagiz. Akla karayi seciyoruz. Bazan da; amaaaan olsa da, olmasa da deyip, parmagimiza ne geldiyse dokturuyoruz.

Siz halden anliyorsunuz.


BIZE YAZMAK ICIN TIKLAYIN!

TURKIYE SITEMIZ



IRZ DUSMANLARI!
Evvelsi gunki gazetede bir haber vardi. Okudum. Anlamadim. Ingilizcemiz oyle dereler gibi saril saril akan cinsinden degil. Bir daha okudum. Dogru anlamisim yahu, dedim. Sonra pek isime gelmedi. Haberi unuttum. Haberi okudugumda, daha dogrusu anladigimda, kendimi biraz suclu hissetmistim!

Yeni bir kanun cikarmislar. Hem de benim begenmedigim, Irkcilar Diyari dedigim Mississippi de. Bu kanuna gore, gencsiniz, Amerikaya hele hele Mississippi'ye gelmissiniz, felekten bir gece calayim diye karar verdiniz, basiniza bakin neler gelebilir.

Bara gittiniz. Cok guzel bir sarisin size havdi dedi. Hello, deyip gevsediniz. Mey ay bay yu e dirink, diye sordunuz. Hell yes, dedi. Bir, iki,uc. Kari kafayi buldu. Pistte size yapismis dans ediyor. Dudaklari azginizin icinde. Beni eve gotur, diyor. Kosa kosa evine gidiyorsunuz. Kadin kendinden gecmis. Siz oksarken, ay em tayrd, diyor. Fazla da bir sey diyemiyor.

Ertesi gun, veya daha ertesi gun kapinizda polisi goruyorsunuz. Sizi irza gecme sucundan tutukluyorlar. Yahu ben zorla bir sey yapmadim, diyorsunuz. Soruyorlar. Kadin kendinde miydi? He, ho, falan, filan. Icerdesiniz. Kac ay, kac yil? Orasi harcayacaginiz paraya bagli. Ama kodesi boylayacaginiz kesin.

Bu yeni cikan kanuna gore bu isin adi, Pasif Irza Gecme. Isin icinde zorlama yok. Ama karsilikli keyif alma da yok.

Bu yaziyi buraya kadar okuyup, sinir olanlar bundan sonrasinda deli olacaklari icin, devamini okumasinlar.

Bu Pasif Irza Gecme, evliler icinde gecerli. 30 yillik esiniz yorgunum, dedi. Orada duracaksiniz. Durmadiniz. Kodese. Veya sabah baslayacaksiniz kariniza yalvarmaya. Ben ettim, sen eyleme hatun! Elini etegini opeyim.

Bu herifler nelerle ugrasiyorlar yahu?

Haziran 2003

RUYAMDA NELER GORUYORUM?
Babami gordugumde, cogunlukla, sen oldun baba, bu ne istir, diye soruyorum. Bazen de, oldukten sonra kalkmis, canlanmis. Hepimiz de, daha once oldugunu bile bile, gayet rahat yeniden olecegi zamani bekliyoruz.

Cocukken kendimi cis cibil gorurdum. Utancimdan kacacak bir yer arardim. Fare de cok gorurdum, cocukken.

Ruyalarimda hep iki agabey olur. Ikisi de birbirine cok benzerler. Karistiririm. Son zamanlarda, ikinci agabeyi goremiyorum. Gecenlerde, agabeyimle bir yerlerde beraberdik. Uzun uzun anlatiyordum. Beni dinliyor diye, sevinmistim. Allah, allah!

Ogullarimi hep alti gorururum. Kenan, Talat, Saffet, Umut, Kanat ve Bulut. Niye alti oglan?

Ruyalarimi uyandigimda bir yere yazayim demisimdir. Hep boyle demisimdir. Elimizi yuzumuzu yikadiktan sonra unutmusumdur. Aslinda, olup bitenle birlikte, ruyalarimizi da yazabilsek, ikisinin bir ortasini bulacagiz.

Benim en cok gordugum, askere yeniden baslamaktir. Ya acemi egitimine, ya da Harbiyeye yeniden basladigimi gorurum. Etrafimdakilere anlatmaya calisirim. Ruyamda. Ben yirmi kusur yil askerlik yaptim, diye. Ne garip.

Ruyamda, cocunlukla, anami ve hanimi karistiririm. Ikiside anam gibi gelir. Konusurken kivirttiririm. Yalan soylerim. Izin isterim. Ruyamda.

Elliyi vurduk ama, bazan, az da olsa, burada anlatilmayacak, ama sizlerinde gordugu, baska ruyalari da gorururum. Hala, bu yasta, hic birisinden uyanmak istemem.

Haziran 2003


BIZE YAZMAK ICIN TIKLAYIN!

TURKIYE SITEMIZ