KARTVIZIT

Huseyin Ozturk
Asliye 1. Hukuk Mahkemesi Mubasiri
Sivas

ASAGIDA KI KARTVIZIT'I DOSYALARIN ARASINDAN BULDUM. UZERINDE NE TELEFON, NE FAKS, NE DE E-POSTA ADRESI VAR!


BELKI BILMIYENLER VARDIR: BU ADRES HEM MUBASIR'IN, HEM DE BIZIM POSTA ADRESIMIZDI:

Huseyin Ozturk
Asliye 1. Hukuk Mubasiri
Sivas



SIZIN HIC BABANIZ OLDU MU?
Sizin hic babaniz oldu mu?
Benim bir kere oldu kor oldum
Yikadilar.
Aldilar goturduler.
Babamdan ummazdim bunu,
Kor oldum.

Cemal Sureyya

BABAM OLDU DEDIM
Babam oldu dedim.
Uzuldu.
Basin sagolsun.
Var mi yapabilecegimiz bir sey?

Uc gun sonra aradi.
Babam dedi.
Babam oldu.
Basin sagolsun, dedim.
Dur dedi.
Bir sey daha.
Simdi,
Kim bizimle gurur duyacak?

Ben utanip, soramamistim.

26 Subat 2003


Babalar gunu de, anneler gunu gibi, biz burada dururken gelip gidiyor. Yarin degil oburgun, babalar gunu. Uzun etmeyip, yukarida ki iki siire, iki siir daha ilave ettik.
Babalarin gununu kutlariz!
13 Haziran 2003


BABADAN OGUT!
Elin, ayagin, basin
Annenin, arkadasin
Suyun, topragin, tasin
Gogun kiymetini bil
Oglum benim, bir dusun
Degeri var mi dunun
Yarin cok gec omrunun
Bugunun kiymetini bil.
UMIT YASAR


BABAMI SEVDIM
Hayatta en cok babami sevdim
Kara calilar gibi yerden bitme bir cocuk
Cirpi bacaklariyla ha dustu, ha dusecek
Nasil kosarsa ardindan bir devin
O capkin babami ben oyle sevdim.

En son teftise cikana degin
Kostururken ardindan o ucmakta ki devin
Daha baska bir asklar, genis sevdalar icin
Acildi nefesim, fikrim, canevim
Hayatta ben en cok babami sevdim.
CAN YUCEL

Asagi da Yeni oykuler ve eposta adresleri var:

YAGMUR YAGDI
Dun cok yagmur yagdi. Yagmurla birlikte hortum tehlihesi de var dediler. Sonra duyduk biraz kuzeyimizde hortum bir magazayi yikmis. Yagmurun hortumlusu insana korku veriyor.

Dun ana kiz disari gittiler. Paralari yokmus. Istediklerini tamamliyamislar. Yagmur illa sinifta ki bazi arkadaslari ve ogretmenine hediye almak istiyor. Ben diyeyim Noel, siz deyin yilbasi hediyesi. Okullar bugunden Ocak 3 gelecek yila kadar tatil.

Beni kandirdi. Araba kapida. (Cok sukur?) Yuruduk valmarta. Ogretmene bir sabunluk aldik. Beyaz Sakalli, kirmizi beyaz elbiseli bir noel baba. Kafasina basinca sivi sabun akiyor. Yagmur bir timsah aldi. Sanki sahici. Dokunuyorsun. Derisininin islakligini hissediyorsun. Daha once aldiklari anahtarliklari sarmak icin ambalaj kagidi, hediyelerin uzerinde meri kirismis veya hepi holidey yazan kartlar aldik. Kimden kime yazilacak.

Donduk evde ki kitaplari, anahtarliklari, ogretmenin hediyesini paketledik. Hazir fiyonglarla susledik. Yagmur kartlarin uzerine isimleri yazdi. Bir torbaya doldurdu.
Ben,dedi, simdi Noel baba oldum.

Bu sabah da, annesi okula birakirken buyuk keyifle okula yurumus. Ben Noel babayim, diyormus.

Noel Babanin sirri; varlikli olup birazini vermesi mi, yoksa, bulup bulusturup dagitmasi mi?

(20 Aralik 2202, Cuma)

ALMAN HASTAHANESI

Emmim Haydar'in unutamadigi isimler var. Boluk Komutani Selahattin. Askerlik arkadaslari. Sivitza Berta. Sister Berta. Berta Baci. Berta Kardes. Sivitza Berta Alman Hastahanesi'nin koridorlarinda dolastiginda, yerleri silen Haydar memleketinde ogrendigi turden saygi gosterisi icin ayaga kalkar yol verir, basini da one egermis. Sivitza Berta Haydar'in bu tavrindan hoslanmazmis. Haydar gunun birinde Sivitza Berta'nin odasini temizlerken, masanin uzerinde bir gozluk gormus. Ilk defa bir gozlugu eline alacak. Heyecanlanmis. Gozune goturmus. Evirmis, cevirmis. Tam o sirada Sivitza Berta odaya girmez mi? Zaten emmimden hoslanmiyor. Bu adam hirsiz diye bas hemsireye sikayet etmis. Emmimi atmaya karar vermisler. Devreye agzi is yapan, bos zamanlarinda santrala da bakan dayim girmis. Anlatmis. Haydar ilk defa gozluk goruyor! Ya demisler koridorda yerlere bakarak yol vermesi? Saygidan. Sizlere saygisini gosteriyor...

Babamin, Dayimin, Emmim Haydarin calistigi, Dedem Nuri'nin burada oldugu Alman Hastahanesi Almanlari Tedavi etmek amaciyla 5 Nisan 1846 yilinda acilmis. Ilk Bas Hekimi Dr. Mordmann. 1848 yilinda dort alman isci hastahaneye gelmis. Ucu 14 gun sonra olmus. Kurulusundan tam 100 yil sonra da, 1946 yilinda dedem Nuri bu hastahanede gozlerini kapamis. 1851 yilinda Kudis'den donerken Istanbul'a ugrayan Pastor (Papaz) Thedor Fliedner buraya hemsire gondermeye soz vermis. Sivitza Berta taa o zamanlardan itibaren Alman Hastahanesi'nde gorev alan hemsirelerden birisiymis.

Hem ekmegini yedigimiz, hem de Dedemiz Nuri'ye omrunun son gunlerinde hizmet vermis Alman Hastahanesi'ni sizlere birazcik anlatalim istedik. Asagi da bir de fotografi var. 12 Kasim 2003

 

BENIM KARTVIZITIM:

Emekli Hava Piyade Kurmay Yarbay. Bir hesaba gore de Emekli degil, 2008 yilina kadar Yedek Subay'iz. Harb, darp olur da, bize ihtiyaclari olursa askere cagiracaklar. Eylul 2008 kadar. Bu unvanimiza bakip da, "Ne yaptin?" diye sorarsaniz, cevabimiz "Hec birsey!" olacagi icin, niye hicbirsey yapamadigimizi buralara yaziyoruz. Niye bir baltaya sap olamadik? Niye birseyler uretemedik? Niye kalici bir sey yapip da baskalari yaralansin diye bir kenera koyamadik? Bunca tahsil, bunca tecrube, bunca emek ve sonucta bir sey yok!

1994 yilinin Subat ayindan bu gune neredeyse on yil olmus. On yildir kavga etmenin otesinde birsey yapamamisim. Yapmak dan cok yikmak, sevmek den cok kavga etmeyle son on yili gecirmisim. Halbu ki bir dogrusunu bulsak, neler yapilmazmis ki?

Anthemius ve Isidore isimli iki mimar 6 yilda Ayasofya'yi insa etmisler. 537 yilinda yaptiklari Ayasofya binbesyuz yildir ayakta. Onlardan neredeyse bin yil sonra Mehmet Aga yedi yilda Sultan Ahmet Camii'ni insa etmis. Sultan Ahmet'de dortyuz yildir ayakta durur.

Bugun, 15 Kasim 2003 gunu, Istanbul'da bir saniye de 23 kisiyi havaya ucurmuslar. Birileri hayat vermek icin, birileride aci vermek icin varlar.

Ben bunlarin arasinda neredeyim? 

Not: Bugunlerde kartvizitimi yeniledim: "M. Kemal Ozturk, Uluslararasi Kitap Pazarlamaci" Uluslararasi lafini kattim ki unvanimiz daha fiyakali olsun! Oglumun kitabinin tanitimini yapiyorum. Kitap Ingilizce: "America Hates Me But I Still Love Her!" Yazar: Umut Ozturk. Turkiye disinda yasayanlar;

www.amazon.com,

www.amazon.de,

www.amazon.fr,

www.amazon.co.uk,

www.amazon.ca,

www.barnesandnoble.com

gibi sitelerde kitabi gorebilir, satin alabilirler. "Kitabimizi satin alin!" demesi biraz zoruma gidiyor ama, kitabi satamazsak, sesimizi duyuramiyacagiz. Kitap'da 1990'dan bu yana yasadiklarimiz anlatiliyor. Ingilizce bilmiyorsaniz, kitabi alin, Ingilizce bilen esinize, dostunuza, akrabaniza hediye edin. Olmadi, evinizde hatira olarak tutun. Evde tutmak mi istemediniz? Sokakta gecen birine hediye edin!

Ikinci kitap "Three Lions Roar, A Novel of World Cup 2006" de yakinda piyasaya cikiyor!
 

ESKIDEN
Cember cevrilir,
Su musluktan icilir,
Agaclara tirmanilirdi.
Bebekler bezden
Silahlar tahtadan
Resimler komur karasindan yapilirdi
Kizlara ninelerinin,
erkeklere dedelerinin
Isimleri konulur
Saatli maarif okunurdu
Komsuda pisen
Bize de piser
Bizde pisen komsuya duserdi
Geceler ayaz
Sokaklar karanlik
Yildizlar parlak olurdu
Tursu, salca, manti
Evde yapilir
Karpuz kuyuda sogutulurdu
Erik agacinin cicegi
Pencere camimiza yaslanir
Guz yapraklari bahcemize duserdi
Kardan adam yapilir
Evlerde soba yakilir
Kis gecelerinde masal anlatilirdi
Merdiven cikilir
Aidat odenmez
Yonetici secilmezdi
Evler badanali
Sokaklar lambasiz
Mahalleler bekcili olurdu
Ajans radyodan dinlenir
Cizgili roman okunur
Defterlere kenar susu yapilirdi
Hayat
Arkasi yarin gibiydi
Kesintisizdi
Her gun yasanacak bir sey vardi
Herkes kendi dusunu kurar
Kendi hayatini oynardi
Simdi
Hayat tek perdelik bir oyun
Stand-up bir yalnizlik gibi
Simdi
Herkes
Yogun
Yorgun
Ve
Tek basina

CAN DUNDAR

NOT: 3 Haziran 2003 Tarihli Milliyet'te Can Cundar yukaridaki siir icin; " ...uyduruk bir siir. Ve bana ait degil..." diyor. Bu siiri yayinlayan www.candundar.com da Can Dundar'in adina, fakat onun bilgisi/izni olmadan acilan korsan bir siteymis.


YENI YILIN SIZLERE MUTLULUKLAR GETIRMESINI...
Hicbirimiz birbirimize tipatip benzemiyoruz. Guya simdilerde tipkimizin aynisini yapacaklar. Olabilir. Yaparlar.

Ben diyorum ki, madem bu kadar farkliyiz, ayni seye ayni yerden iki ayri insan baktigimizda farkli goruyoruz. Fakat, farkli gordugumuzun farkinda degiliz. Dusunun, birimizin icini kaldiran bir guzel, digeri icin soguk geliyor. Guzellik kavrami bile farkli. Kucuk burunun uzerinde kocaman gozler, kalin dudaklar mi guzel, yoksa, ince ve yayvan olani mi?

Benim gordugum denizi, sen de benim gordugum renkte mi goruyorsun? Benim mavim, senin icin de mavi mi? Vucudumuzdaki en ufak bir parcada bile bu kadar detaya giden bir yaradan, renklerimiz de, kokumuz da, zevkimiz de ayni detaylari cizdi de farkinda degil miyiz? Renk koru olan kopeklere, renk koru olduklarini, denizin mavi, bulutlarin beyaz, cimenlerin yesil oldugunu nasil anlatacaksin?

Bugun Umut dedi ki, annem halaya ne kadar da benziyor? Ben, evet, dedim. Ama halan anan gibi suslu degil. Hic denememis de. Belki ananin yemek yedigi lokantalarda yemek yememis, luks bir otelin barinda bir kadah cin tonik icmemistir. O da oyle mutlu olmustur, dedi. Mutluluklar bile birbirine benzemiyor. Yoksa benziyor mu? Babam nelerle mutluydu? Mutlu oldugu zamanlar, mutlu oldugunu hissediyor muydu? Bilirim, bir keresinde, cok mutlu adamdim, demisti. Demek ki, mutlu oldugunu biliyordu. Veya, elinden gittiginde anlamisti...

Yoksa mutluluk paylasmak mi? Ne kadar paylasabiliyorsan o kadar mi mutlu oluyorsun? Mutlu olmak sevilmek mi? Sahip olmak mi? Karin varsa mutlu, yoksa mutsuz musun?

Bu aksam, Yagmurun piyesine gittik. Fotograflarini cektik. Sahneden bizi gordu, gulumsedi. Mutluydu. Mutlu olmak anne ve baba ile birlikte olmak mi?

Babamla ben ayni miyiz? Ben babam gibi yasayip, babam gibi olseydim, mutlu bir hayat yasadim dermiydim? Umutun garsonluk yaptigi lokantaya Gokten agabeyi goturmustum. Umut bize servis yapti. Oglum oranin garsonu diye gurur duydum. Mutluluk evlattan gurur duymak mi? Oyleyse, Babam bayagi mutluymus! Bir zamanlar Sivastan Diyarbakira sirf Pilot Usttegmen ogullarini yerinde gormek icin gitmislerdi. Mutluluk oradaymis, mutluluga gitmisler. Vay be! Mutluluk Ismet mis. Ismet agabeyimin mutlugu da her hal ceylan gozlusu...

Bir general komutanimiz Kutahyaya asker oglunu ziyarete gelmisti. Baska bir general Tugay komutani, onun oglu Tugay da askerdi. Baba icin, general olup er oglunu ziyaret mi, yok sa siradan biri olup, pasa oglunu uzaktan da olsa gormek mi mutluluk? Yoksa farketmiyor mu? Ikiside mi?

Babam olmustu. Babami taniyan arkadaslardan biri telefon edip bassagligi dilemisti. Iki uc gun sonra yine aradi. Babasi olmus. Simdi, diye sordu. Simdi kim bizimle gurur duyacak?

Mutluluk senden gurur duyan bir babanin etrafta olamasini bilmek mi? Yoksa, Mutluluk seni dusunen bir ananin varligi mi?

Yoksa mutluluk arzu edilmek mi? Birileri seni yanlarinda, etraflarinda gormek istiyorlar, sen de bunu biliyorsan mi mutlu oluyorsun? Yolun gozlendiginde mi mutlusun? Yoksa sana muhtac olanlar olursa mi mutlu oluyorsun?

Agzimda dislerim tamamken bayagi mutluymusum. Yoksa agrilar kesildin diye cektirdigim gun mu mutluydum?

20 Mayis 2003 de 365 carpi 50 onsekizbinikiyuzelli gun yasamis olacagim. Yuzellisekiz gun sonra yani. On sekizbin gunden hangileri mutlu, hangileri mutsuz gunlerimiz? Hic hatirlamadigimiz, kaybolup giden gunler mi? Yoksa hatirladigimiz gunler mi?

Babami abimle mezarina yerlestiriyoruz. Ensesinin altina toprak yigiyorum. Rahat yatsin diye. Onsekizbin gunun icerisnde gozumuzun onunde olan bir gun. Mutlu gun mu?

Saskin saskin evlendirme memuruna evet dedigim gun mu mutlu gunum?

Tayyerenin kapisinda disari bakiyorum. 600 metre yuksekte. Atla demelerini bekliyoruz. O gun mutlu muydum?

Mutluluk gurur duymak sa, geriye baktigim da ezilmedigim gunlerden gurur duyuyorum. Kavga ettigimiz, hayir diyebildigimiz gunler, mutlu gunler mi? Hele hele baskalari icin gogsunuzu araya koyup, olmaz diyebilmisseniz?

Mutluluk baskalari icin savasmak mi? Gandi mutlu muydu? Ataturk mu daha mutluydu, Kanuni Sultan Suleyman mi?

Fatih Sultan Mehmet Istanbulu niye feth etmisti? Sahiden niye o kadar ugras? Karinlari mi doymuyor du, ekonomi mi bozuktu, terorist tehlikelerden mi korkuyor du? Avrupa Birligine girmenin onemini kucuk yastan kendisine asiliyan mi olmustu?

Yahu yirmibir yasinda ki bir adam, top oynayip, ata binmek, kizlarin pesinde kosmak varken, Istanbul kapilarinda ne ariyordu? Mutlu muydu? Yoksa mutlulugu mu ariyordu?

Neyse. Biz bunlari yazarken Kanat ta isten geldi. Disarisi soguk. Icerisi sicak. Evde her birsey bol. Nufus tamam. Rahat rahat yatariz artik.

Mutluluk, bir arada olmak mi?

Surmeli Yengem iki gozu gormezken, Rizam yanimda ya diye mutlu muydu?

................................................

Yeni yilda hepinize mutluluklar dileriz...



BIZE YAZMAK ICIN TIKLAYIN!

TURKIYE SITEMIZ



GREGORY PECK, BABAM VE ISMET ABIM!


Abim, babamin gencligini Gregory Peck'e benzetirdi. Ben de abimin yuzunu. Isterseniz, Mubasir'in Ailesi sayfasinda abimin fotograflarina, bir de yanda ki fotografa bakin. Dogru muyum?

Gregory Peck'in bir filmi vardi. Belki uc, belki de bes kere seyretmisimdir. Simdi o filmin gectigi yerlerde, benzeri olaylarin icinde yasadigimiz icin, filmi yapanlarin ne kadar cesur olduklarini daha iyi anliyoruz.

Filimde genc bir beyaz kiz, bir zenci delikanliyi sucluyor. Irzima gecti, diye. Bir beyaz, o zamanlar, bir zenciyi sucluyorsa isi bitik. Ne savci, ne hakim. Ne de juri. Hepsi beyaz. Hepsi zencilere hayvan gibi bakiyor. Adami asacaklar. Iki cocuk babasi, dul bir avukat, bu zenci cocugu savunuyor. Her seye ragmen. Adam iki cocugunun hayatindan bile korkuyor. Ama, sonuna kadar da zenciyi savunuyor. Avukatin ismi Atticus Finch. Oglu babasini ilk ismi ile cagiriyor. Edikis...

O kadar bela, pislik, tehdit altinda bu isi nasil yapiyor? Hem de o donemde? (Filim 1962 de cevrilmis. Avukatin oglu ile ben yasitiz!)

Avukatin cocuklari babalarini gizlice mahkeme de zencilere ayrilmis balkondan izliyorlar. Durusma bitiyor. Alt kattakiler salonu bosaltmis. Ust katta ki zenciler; bizim cocugun babasi avukatin evraklarini toplayip, salonu terketmesini ayakta bekliyorlar. Avukat Finch salonun kapisina dogru yonlendiginde, kir sacli bir yasli zenci kucuk cocugun kulagina egilip, fisildiyor:

"Ayaga kalk! Baban salonu terkediyor!"

Yanda, kuzenimin fotografini cikartip, bu filmin mahkeme sahnesinden, siyah beyaz Gregory Peck'in fotografini yayinliyorum.

Buradan, hem babami, hem Gregory Peck'i aniyor, abimin ellerinden opuyorum.

NOT: Gregory Peck bugun 87 yasinda oldu.

12 Haziran 2003


POSTA, TELGRAF, TELEFON
Sabah Bulut hastahaneden arayip not birakmis. Ameliyata girmis. Heyecanlanmis. Notunu annesine dinlettirdim.

Hikmetten email vardi. Bilgisayariniz sizin ne dusundugunuzu biliyor diye. Rakamlar tutuyorsun. O rakamin yaninda ki isareti bilgisayarin gosterirse, senin beynini okuyor. Benim ki okuyamadi. Hikmete gore benim bilgisayarin pisikolojik sikintisi olabilir. Olabilir. Cok yaslandi!

Sonra avukattan email aldim. Yarin muhakkak goruselim, diyor. Hayir diye cevap verdim. Piliz, dedi. Olmaz dedim. Sonra Sekreteri aramis. Umut, babam evde yok. Yarin da gelmek istemiyor, demis.

Gaye Kadriye ablayi aradi. Alo. Nasilsiniz? Once ciddi ifadeler. Sonra, Kadriye ablacigim nasilsiniz?

INS Washingtona bir mektup yazdim. Yeter artik beni her ay kontrola gondertmeyin, dedim. Iadeli taahhutlu gondermek icin postahaneye yurudum. Bir kalabalik. Bir kalabalik. Postahanede calisan bir adam nasilsiniz Mistir Ozturk dedi. Cocuklar nasil? Adamin yuzu tanidik. Yakasinda Scott yaziyor. Nereden bizi taniyor?

Washintonun posta kodunu unutmusuz. Zarfi actim. Mektupda da posta kodu da silik cikmis. Kadin 25238 yazdi. Gider mi? Gider.

Eve tam dondum. Umut. Araba onda, yaninda Birayn. Ben kizi alirim dedi. Biraz nazlandim. Yani sen arabada, biz yuruyoruz demege getirdim. Sen keyifte, baban yuruyor. Ulan illa ki bir vurgu yapmak zorunda misin? Hava guzel, fistik gibi yuruyorsun. Yok olmaz. Illa, rahatsizlik vereceksin. Yandan carkli bir sekilde, fazla yuz vermeden, yari kus,ikiyi yirmi gece, dedim. Ikiyi yirmi gece kizi al.

Aksam kizin maci var. Yanda ki cocuklari da biz aldik. Mister Brazil ve Nanside mactalar. Kiran kirana bir mac. Olduk olduk dirildik. Yanimda da sisko bir kari zip zip zipliyor. Gol attik. Nerdeyse kariyla birbirimize sarilacagiz. Sarilmadik ama ellerimizi havada saplattik. Golu atan bizim kiz. Seyircilerin onune gelip, bel kirip, bizi selamladi. Keyfe bak. Ses gitti. Maci aldik. Bir sifir.

Birini gordum. Layf iz sakkir, dedim. Anlamadi. Sonradan jeton dustu. Yip, dedi. Ne buyuk laf etmisim?

Geldik. On onbes dakika gecmedi telefon. Umut bizi istiyor.

Donduk. Bilgisayarin basina oturduk. Ordan burdan derken, Gaye 12 sene once ki arkadasini sordu. Nurhayat. Internetten telefon numarasini bulduk. Cevirdik. Gunaydin. Nurhayat hanim karsimizda! Biloxi nere, Diyarbakir nere?

Biz abimi Sivastan telefonla arardik. Sabah postaneye gider, aksama kadar beklerdik. Iki numarali kulubeye gecin, derlerdi. Ala, alo?

Lise de Saitle ilk telefon konusmamizi yapacagiz. Postahaneye gittik. Heyecenla jeton aldik. Ahizeyi kaldirdik. Jetonu attik. Cevirecegimiz numara yok! Kimi arayalim?

Bugun hastahane, postahane, New Orleans, Minneapolis, Istanbul, Diyarbakir, Washington gorustugumuz yerler.

Bu arada elliye yakin senatore bizim Senator Trent Lott icin eposta gonderdim. Iyi adamdir, diye.

Bunun adi herhalde haberlesme cagi. Bilgi Cagi da diyorlar. Bu arada Kendi sitelerimizden attigimiz kafalari, okudugumuz gazetelerden bahsetmedik!

Vay anasini?

17 Aralik 2002



ES, DOST, AKRABA E-POSTA ADRESLERI ICIN BIZE YAZIN. GONDERELIM:

mustafakemalozturk@hotmail.com

(Biraz yukari da, Yanda ki Fotograf: Esref Dayimin-Anneannemin kardesi- Torunu, Ziya'nin oglu Semih ve kizi Derya. Bana Esref Dayi'nin fotografini gonderirse, onu burada yayinlayacagim.)

KURMAY SUBAY NEDIR, NE DEGILDIR?
Dediler ki Valilikte bir toplanti var. Tugayi temsilen sen gidiyorsun. O kadar evrak arasindan basimizi kaldirip, Valilige yetisene kadar Vali Bey toplantiyi baslatmis. Kapiyi caldim. Vali Bey, nerede kaldin kardesim, diye cikisti. Ozur diledim. Neyse otur, dedi. Jandarma Boluk Komutani Yuzbasi ayaga kalkip, bana yer vermek istedi. Ben kendime baska bir yer buldum.

Jandarma Komutani'nin bana yer vermek istemesi Vali Beyi sasirtti. Bir ara Yuzbasiya sordu. Ikiniz de Yuzbasisiniz. Niye Havaci bir Yuzbasiya yer verme geregi duydunuz? Jandarma Boluk Komutani gun gormus, gecirmis. Olgun biri. Ozturk Yuzbasimiz Kurmay Baskanimizdir, dedi. Kutahya da tek Kurmay Subayim. Jandarma Taburu, Il Jandarma Alayi bana kendi Kurmay Baskanlariymisim gibi saygi gosteriyorlar. Toplantidan erken ayrilmak istedim. Toplantida olanlar ayaga kalktilar. Vali Bey de.

Insanlarimizin gozunde "KURMAY SUBAY" in ne deme bir sey oldugunu, yeni yeni anlamaya baslamistik!

Karvizit bastiramadim. Ama yeni bir unvan sahibi olmustuk: KURMAY YUZBASI


ALI VE ERSEN BEYLER
Valilige sik sik gittigimizden, Valinin Ozel Kalem Muduru ile gorusuyoruz. Ozbe oz Kutahyali. Tam bir burokrat. Temiz giyimli, kibar yuzlu. Saygili. Saygideger. Ali Bey. Ben Ali Bey gibi insanlara saygi gosteren, saygi gosterdigi icin de saygi duyulan az burokrat gordum.

Bir gun, Ali Bey beni birisi ile tanistirmak istedigini soyledi. Asagi katta bir yerde, bir Mudur beyle. Benimle uzun zamandir tanismak istiyormus. Odasina girer girmez ayaga kalkti. Yer gosterdi. Cok kibar. Belli ki cok okumus, bilge biri. Benden bilemediniz bir iki yas buyuk. Veya ayni yaslardayiz. Ama hayat, onu benden daha fazla olgunlastirmis. Bana heyecan veren konulara o sakin sakin bakabiliyor. Siyasal Bilgiler mezunuyum, dedi. Niye Vali Muavini degil? Bu yasta?
Ben, dedi, Hava Harp Okulu ndan 12 Mart doneminde atilanlardanim. Mezun olabilseydim, 1973 yilinda, sizden bir yil once mezun olacaktim.

Amerikaya gelene kadar Ali ve Ersen Beylerle temasimiz devam etti. Ali Bey emekli oldu. Ali ve Ersen Beyleri cok sevdikleri NATONAL GEOGRAPHY dergisine uye yaptim. Galiba bir yil. Sonra? Temasi yitirdik.

Biliriz Ali Bey emekli oldu. Sagligi?
Ersen Bey? Ersen Bey Vali olabildi mi?

Bence Ersen Bey birakin Valilige, Ic Isleri Bakanligina, Basbakanliga, Cumhurbaskanligina layik biridir.

Versinler bu makamlardan birini, kendisi icin degil, insanlari icin ter doker, yorulur. Basarir.

Tekrar Gorusur muyuz dersiniz?

AKSAM YEMEGINE NE VAR?
Gokcebostan da, koyden yeni gelmis cocuklarla dalga geciyoruz. Kurdo, kurdo kuvere. Kurt ossurdu duvara. Duvar iki bolundu. Kurdun gotu gorundu, diye. Aksam da yuksek sesle soyleniyorum. Duvar iki bolundu, Kurdun gotu gorundu, diye. Babam guldu. Kim ulen gotunu gordu?

Gecenlerde bizim kizin okulunda fild deyi var. Anasi okula gitti. Butun gun okul bahcesinde eglenecekler. Analar, babalar, cocuklar. Hayvancilar, polisler, itfayeciler. Oyunlar oynuyorlar, cuval yarisi yapiyorlar. Bizim kiz da anasi ile Turkce konusuyor. Ertesi gun sinif arkadaslari basliyorlar dalga gecmeye. Anasi ile Turkce konusmasini taklit ediyorlar. Gulu gulu gulu, diye. Hindi gibi sesler cikariyorlar. Internette cet yaparken, bizimkine tas atmislar. Aksama ne yiyoruz biliyormusunuz? Turkiy. Hindi.

Bizim kiz, okulumu degistirin, dedi.

Aklima Dayima Zara'da ogrettikleri kufur geldi.

Anan siker, tuman diker, bir kurus ver bin daha siker.

Ulan bu kiz cocugu. Nasil anlatirsin?

Unutur, dedik. Duzelir. Ustunde durmadik.

Mubasir de guler gecerdi.

Mayis 2003

DERTLI
Tencerede pisirir
kapaginda yerdi
bu degildi onun
bitmeyen
tukenmeyen derdi
ana baba derdi
coluk cocuk derdi
ask derdi
Ah derdi
Bu dertlerimin hicbirisi olmasaydi derdi
olmasaydi olmasaydi ama
o na kim dertli derdi?
ORHAN VELI

KIMLER IYI KOMUTAN OLUR?
Hava Harp Okulu'na ogrenci aliyoruz. Mulakatta cocuklara bazi sorular sorup, aldigimiz cevaplara, duruslarina, goruntulerine gore karar veriyoruz.

Yakisikli bir delikanli geldi onumuzde durdu. Rahat. Guzel konusuyor. Nerelisin? Kutahya. Ne is yaparsin? Garson!

"Baskalarina hizmet edenden, komutan olmaz." staratejisi ile, cocugu Hava Harp Okulu'na almadik.

O siralar baska bir strateji (!) daha gelistirmistik: "Bize akilli adam degil, emir dinleyecek adam lazim!"

Nereden nereye. Amerikalilarin son yillarda gelistirdikleri yeni bir stratejiyi, ust rutbeli bir askeri memurlarindan ogrendim. SYA. Save Your Ass. SYA stratejisi yuksek rutbeli amerikali subaylar arasinda yayginmis. Son on yilda bu konuda cok gelismeler oldu, diyor. Turkcesi, biraz ilave ile: KGKK (Kendi Gotunu Kendin Kurtar.)

Bizim garson delikanliya, sonralari Kutahya'da rastlamistim.

11/6/2003

NOTLAR:
SYA Strateji ile ilgili biraz daha aciklama "Amerikali Yarbay" Bolumu'nde.

"Subay-Komutan" sayfasinin hacmini doldurduk galiba. Simdi nerede bosluk bulursak, oraya yaziyoruz.

Binbasi Ceymis Horn (Major James K. Horne, USAF)

Yil 1989. Hava Kuvvetleri Karargahi'nda ek gorevliyim. Ortalikta dolasirken, elime birseyler tutusturdular. Hava Kuvvetleri'nin Yillik Egitim Plani'ni hazirla dediler. Hazirlayacagiz, butun baskanliklarin onayina sunacagiz, komutana takdim edecegiz. Komutanin onayindan sonra yayinlanacak. Onumuzde ki yilin egitim direktifi olacak. Firsat bu firsattir deyip, taa Akademiden beri savundugumuz konuyu gundeme getirdik. Artik Hava Piyade sinifinin kendi sinif okulu olsun! O gune kadar Hava Piyade Subay ve astsubaylari Piyade Okulu'na egitime giderlerdi. Havanin Piyadesi ne is mi gorur? Birliklerin guvenligi, Arama-Kurtarma ve Askerlik egitimi temel gorevleridir. Ama, caya corbaya limon gibi her iste kullanilmis, bir oraya bir buraya itilmistir! Neyse esasa gelelim. Komutana derdimizi anlatirken, artik Hava Kuvvetleri'nde birlik guvenliginin acemi genc cocuklardan alinip, profosyonel askerlere verilmesinin zamanin geldigini anlattik. Guvenlik Okulumuzu kuralim dedik. Guvenlik Okulu ve Birliklerine subay astsubay yetistirecek cekirdek kadroyu ABD'ye egitime gonderelim dedik. Komutan evet dedi. Direktifi imzaladi. Sira 8-10 subay secip ABD'ye Guvenlik Egitimi'ne gondermeye geldi. Iste o zaman ortalik birbirine girdi. Sen kim oluyorsun da bizim haberimiz olmadan yurtdisi egitim planliyorsun? Atin bu adami buradan! Kendisine yurtdisi egitim ayarliyor. Neyse, sonunda demisler ki bu adam kendine bir sey ayarlamiyor. Cunki bir yil once yurtdisina atamasi cikti. Peki ama, yine de buradan uzaklastirin?

Yurtdisi Kurslari planladigimiz bolumde ABD'den Mubadele Subayi Binbasi James K. Horne ile calisiyoruz. O ve ABD'nin o donemde ki Ankara askeri temsilcisi bir binbasi niyetimizi anladilar. Hava Kuvvetleri'nde Guvenligi modern bir hale getirmek istiyoruz. 8-10 subay icin uzun sureli bir egitim programi hazirlamama yardim ettiler. Amerikadan onay aldilar. Ama tam o sirada biz o siddetle kendimizi karargahin kapisinda bulduk.

James, zenci bir oglan. Bana Turkce kardas diyor. Kardasinin niye Hava Kuvvetleri karargahindan atildigini saskinlikla izliyor. Biz atildiktan sonra Kutahya'ya esi ve kizlari ile geldi. Dag, tepe, ilica, kaplica dolastik. Sen uzulme. Git Amerika'da keyfine bak. Biz senin adamlarini gondeririz. Kimse mani olamaz dedi. James Amerika'da da gelip bizi ziyaret etti. Adamlarimizi ABD'ye egitime gonderdiler. Siz simdi diyorsaniz, nasil olur koskoca Hava Kuvvetleri bu isi iptal eder de, senin James ve arkadasi bu adamlari Amerika'ya gonderirler? Onu da baska zaman anlatiriz. Simdilik derdimiz James.

Ceymis Kardas Amerika'ya dondukten sonra, 1995 yili gibi emekli oldu. Gorustuk. Birgun duyduk ki,  Ceymis'i tasiyan askeri bir ucak dusmus. Ucakta ki butun yolcular olmus. 17 Nisan 1995 de, Alabama'nin Alexander City denilen sehrine yakin bir yerde, ormanlik araziye cakilmislar.

Bu gece ruyamda Ceymis'in o donemde ki arkadasi, ortak arkadasimiz Barlas'i, Ceymis'e ve bana sube mudurlugu yapan Ortac Albay'i gordum. Jeymis aklima geldi. Nerede olmus diye arastirdim. Bir de ne goreyim, biz gectigimiz Pazar Jeymis'in oldugu yerin taa yakinlarindan gecmisiz. Hem de ikibindort yilin Nisan ayinda!

Kismet olursa, 30 Nisan'da Montgomery'i Alabama'ya gidecegiz. Alexander City'e kadar gider, Jeymis Kardas icin bir fatiha okurum...

13 Nisan 2004, Biloxi