KATIP VE OYKULERI

Hatice, Komurcu Cocuk ve Yasli Adam, Katip, Arkadasim SIRRI

VAY ANASINI!
Birsey geliyor aklima. Diyelim ki, birisinin elini, oburunun yanaklarini opmemisim zamaninda. Vay anasini, diyorum kendi kendime. Diyelim ki, bir sey yapmisim, kendimi hic begenmedigim, kendime yakistiramadigim, vay anasini, diyorum, hatirladigimda. Kendi kendime. Birilerini aramisim, cevap bile vermemisler. Ne yaptim onlara, yerine, vay anasini cektiriyorum. Senden kucugun telefon kapatmis yuzune, sen kim oluyorsun, demiyorum, kendi kendime, vay anasini diyorum. Olmadik bir yerde, olmayacak zamanda, birine bir sey demisim, aklima geliyor, yanlisimi biliyorum. Soz agizdan cikmis, seneler gecmis, dedigin insan kaybolup gitmis, geriye donusun yok, vay anasini diyorum. Diyelim ki gece yarisi kapin calmis. Aciyorsun. Babam. Yanina da Kestel'den komsulari takmis getirmis. Usulca kulagina egilip, yerimiz yok baba, demisim. O benden kacmis, kariya gitmis. Yerlere birseyler sersin diye. Simdi aklima geliyor. Ulan hiyar demiyorum kendime, vay anasini diyorum. Vay anasini...


Su siralar, vay anasini, agzimdan sesli cikmaya basladi. Bizim kari, kiz, oglanlar soruyorlar: Yine kimi vay anasiladin?

Baktik, vay anasi demekle olmuyor, yazmaya basladik.

Vay anasini....

ERKEK GIBI KARILAR, KARI GIBI ERKEKLER!


Biliyormusunuz? Mardin'de 35 yaslarinda ki Semse'yi 55 yasinda ki bir adamdan hamile kaldi diye taslayarak oldurduler. Sonradan imam nikahi yaptirdigi kocasini da oldurenler demis ki, Semse'yi bilerek-namus ugruna- kocasini kazara oldurduk!

Semse'nin cenazesini kadinlar kaldirmis! Ortalikta erkek yok? Hadi anladik Mardin'li erkeklerin cenazeye katilmamasini... Ama ya otekiler? Memurlar, Hakimler, Avukatlar, Komutanlar, Baskanlar, Mebuslar, Bakanlar, Basbakanlar, falanlar, filanlar, erkekler?

Kucukken bize 'Ulan kari gibi aglama' derlerdi. Kari gibi aglamanin ne guzel bir duygu oldugunu daha yeni yeni ogreniriz.

Halalarimiza, teyzelerimize metihler yagdirdiklarinda, 'helal olsun erkek kadinmis!' derlerdi.

Ben simdi bu kadinalara ne diyem?

Helal olsun, erkek gibi kariymissiniz!

Yok beyim, yok! Yakisik almiyor. Yakisik almiyor bu yurekli kadinlara, erkek gibi kadin, demek!

Bu kadinlar; erkek gibi kadin degiller!

Bu kadinlar yureksiz degiller?

21 Haziran 2003

FOTOGRAF: Semse'nin Cenazesini tasiyan kadinlar.



ASKER HUSEYIN, MUBASIR HUSEYIN
Babasindan "IT GIBI" korkan Huseyin'in Hatice'yi daglara kacirmasinin sirrini kendisine hep sorduk. Her seferinde BIYIK ALTINDAN GULUMSEDI.
Huseyin asker'e adam olmaya gonderilmis. Acemi egitimi sonrasi, Makinali Tufek Nisancisi olmus. Huseyin zayif, Huseyin halsiz. Ikinci Cihan Savasi'na hazirlanan, gece gunduz TATBIKAT yapip, Alman Isgali'ne hazirlanan ordunun Makinali Tufek Nisancisi. Degil Tufegi, kendisini tasiyacak gucu olmayan Huseyin, nasil dag tepe Makinali Tufek tasisin? Neyse, tanri ve komutanlari yuzune gulmus. Kendisine tuttugunu koparan, dev gibi bir Makinali Tufek Yardimcisi vermisler! Ismi ALI. Hem Huseyin'i, hem makinali tufegi, hem de cephanesini dag tepe demeden sirtlar, tasirmis.
Yine de Huseyin'in az beslenmis vucudu dayanamamis. Huseyin zaturuye olmus. Doktorlar, Huseyin'e "Hava Degisimi" vermisler. 6 ayligina koye donmus. Hava Degisimi bittiginde ise, eski birligine gondermemisler, Huseyin'i "TREN ASKERI" yapmislar. Demek ki o donemde Devlet Demir Yollari askeriye'nin kontrolunde. Huseyin, 4 yillik askerlik suresini TREN ASKERI olarak tamamlamis. Anadolu'da Demir Yolu Raylarinin ulasabildigi her yere gitmis, her yeri gormus.
Asker sonrasi koyde gecim zorlandigi icin, ekmek parasi kazanmaya (Biraz da Hatice'nin zoruyla) Istanbul'a gitmis. Alman Hastahanesi'ne hademe olmus. Basbakanlara, Buyuk adamlara hizmet etmis. En sonunda da, hasta babasi Nuri'ye hastahane de hizmet vermis. Ama; Baba Nuri'yi kurtaramamis. FERIKOY mezarligina defnedip, babadan kalan gorevi ustlenmeye koye donmus.
Istanbul'u birakip gelen Huseyin'e Hatice cok kizmis. "Senden adam olmaz!" demis. "Seni burada kim adam yerine koyuyor ki babanin yerini almaya geliyorsun?" diye cikismis. Huseyin'e koyu zindan etmis. "Burada artik ekmek aslan elinde. Birak burayi. Sehir'e git. Is bul. Bizi sonra sehir'e alirsin!"
Huseyin, nasilsa, bir cesaret Sivas'a gitmis. Adliye'de hademelik bulmus. Sonrasinda esi Hatice, oglu Ismet ve kizlari Turkan'la birlikte Sivas'a goc etmisler.
Sivas'ta mezarligin yaninda ustu akar "bir oda" yer bulmuslar. Tek mobilyalari koyden getirdikleri yun dosek, yorgan ve soba olarak kullandiklari bos teneke kutu olmus!

OYKUMUZE ILAVE: Anam anlatti. Eski tarihlerde degil. Yeni. Kasim 2003'de Minneapolis'te ziyaretine gitmistim. Emmimin evinde sicacik oturuyoruz. Disari sifirin altinda ayaz. Anam bir gun evi supuruyormus. Ev dedigimiz "bir oda dam". Yukarida sozunu ettigimiz odayi supuruyor. Yerde beyaz bir sey. Tas gibi. Kazimaya calisiyor olmuyor. Yanini esiyor. Daha da derinlere gidiyorlar. Once bir kafatasi, sonra bir vucudun kemiklerini bulup cikariyorlar. Anam; "Kimdi bilinmez. Ama belli ki genc olmus."  4 Aralik 2003


FOTOGRAF:Anam bizim coraplari "IG" orgusu ile yapardi. Yunu igleyerek ip yapar, yun iple corap orerdi.


 
MUBASIR HUSEYIN  Bursa'da Hastahane'de. Elini tutan kadim Anne Annem. Hesabimiza gore 95-96 yaslarinda Istanbul'da vefat etti. Babamin bas ucunda ki esarpli kadin Annem Hatice. Sol basda Abdurrahman Abi ayakta duruyor. Sandalyade oturan Amcam Pasa. Beyaz gomlekli kim? Anasinin kolunun altinda ki cocuk? Oturmus bu anilari yaziyor. Yil: Galiba 1964.

OSMAN BEY, NURI EFENDI!
Osman Bey amcasi Dundar Bey'i oldurmus. Murat (I) da kardesleri Halil ve Ibrahimi. Oglu Savci Beyi de bogdurmus. Alisanbey Diyab Agayi, Otekisi Alisan Bey'i, baskalari dedem Buro'yu oldurmusler. Dedem Buro'yu oldurenler hapisten cikmis koye donuyorlarmis, dedem Nuri tufegini kaptigi gibi seyirtmis. Gelenleri vuracak. Bir de bakmis ki; acliktan, yorgunluktan bitik insanlar, kapida ki kopek yalini yaliyorlar. Yuregi elvermemis. Vuramamis. Atalarimiz ya Osman Bey gibi bir beyligi, ya Murat (I) gibi hanedani, ya da bizim dedeler gibi tarlalara verdikleri akar suyu paylasamamis; amcalarini, kardaslarini, akrabalarini, komsularini bogazlamislar. Alisanbey'in katilini bulmak icin konussunlar diye iskence yaptiklarinda, tirnagin altindan gecirdikleri igneyi, obur taraftan cikarirlarmis. Dikis diker gibi.

Gecmisimiz de aci ve nefret sanki tatli ve sevgiden daha cok.

Dedem Mustafayi askere cagirmislar. Yuzbasi "Cocuk cik askerin arasindan!" diye bagirmis. O da kacmis. Gunduz saklanmis. Gece yol almis. Bir gece yorgunluktan bir siloda uyuya kalmis. Uyandiginda kalkamamis. Bir de bakmis ki, sirti bir buz kalibina yapismis. Sabaha kadar buza yapisik uyumus. Derler ki; zaten ondan sonra da Mustafa iflah olmadi...  Mustafa dedem (Annemin Babasi) kirk kusur yaslarinda ninem Arife'nin kucaginda can vermis. Nuri Dedem (Babamin Babasi) kirkdokuz yasinda ogullari Huseyin ve Haydar'in kollarinda olmus. Nuri dedem kardaslarina sevgi dolu, neden se kendi cocuklarina ilgisiz kalmis. Emmim Haydar der ki; "Sanki oldugu an bizden ozur diler gibiydi!" Belki de, Nuri Dedem bir turlu kendi cocuklarina sevgisini gostermeye firsat bulamamis, ya da sevgisini gostermeye cesaret edememistir. Sanki bu kadar aci ve nefretin icerisinde, sevgi gostermeye utanmis. Sanki, bunca yil sonra, dedem Nuri'nin bir buyugu olarak (Ben ondan bir yas buyugum) onu anlayabiliyorum. 15 Kasim 2003 

YUKARIDA KI RESIMDE BEN 11 YASINDAYIM

Kenan 13'unde iken Hava Lisesi sinavlarina girmek istedi. Babam bizi Izmir'e gonderdi. Haziran Ayi. Yil 1969. Basmahane'de bir otele gittik. Bize otel binasinin daminda bir yatak verdiler. Ikimiz acik havada, otel daminda bir karyolada yatiyoruz. Aslinda yatamiyoruz. Bir kasinti. Bir kasinti. Kasinti oyle ki dayanilir gibi degil. Damda bir musluk ve musluga takili bir hortum var. Gece yarisi hararetten soguk suyun altina giriyoruz. "Bizi ne isiriyor?" diye dosegi soylecesine bir kaldirdik. Ne gorelim. Ortalik tahtakurusu kayniyor. Kenan hic uyumadan ertesi gunu Guzelyali'da ki Izmir Hava Lisesi'nin sinavlarina girdi. Tam onuc yasinda. Ufak tefek ama atletik. Durdugu yerde duramiyor. Elsiz kolsuz taklalar atiyor. Bir subay dedi ki : "Bu cocuktan iyi pilot olur."

Izmir'den Istanbul'a Canakkale uzerinden gectik. Bir yerlerde otobusun radyosundan duyduk: "Amerikalilar aya ayak bastilar." Yolcularin cogu -hasa oradan- dediler. Kenan gelecegin astronotu olacagi icin kasildi. Sivas'a doner donmez bulup, bulusturup, yazdim. Bana astronotlarin imzali fotografini gonderdiler. Bu fotografin aslini kaybetmistim. Kopyasini evvelki gun internette buldum.

Istanbul'dan Sivas'a donecegiz. Bursa'ya ugramaya karar verdik. Benim ve Kenan'in cocuklugumuzu gecirdigimiz Bursa'ya gidiyoruz. Yol ustunde Gemlik'e ugradik. Bir de kayik kiraladik. Kenan'i doldurdum. "Hadi atla. Sen iyi yuzucusun."  Atladi. Ben kurekleri cekip kaciyorum. Yoruldu. Yuzemiyor. Kenan'dan cok uzaklasmisim. Cirpinmaya basladi. Ben geri donemiyorum. Yetisemiyorum...

Kenan bogulmadi. Kayiga zor aldik...

Apollo 11 astrotlarinin bana gonderilen fotograflari'nin tipkisinin aynisini internetde bulunca hatiralarimiz canlandi. Bizim astronot Kenanla mecaramizi hatirladik. Amerikalilar o tarihlerde ayi, biz de iki kafadar Izmir'i ziyaret ediyorduk. Aslinda 13-16 yaslarinda Sivas'li kardasin yaptigi, aya ayak basmak kadar onemli ve de daha tehlikeliydi.  1 Aralik 2003 Biloxi



KOMURCU COCUKLA YASLI ADAM

Cok karli ve soguk bir kis gunu kucuk cocuk uzerindeki uzun entaresinin icerisinde titreyerek annesi ile birlikte sokak sokak dolaniyormus. Amaclari, sokaga atilmis yanmis "kok komuru" artiklarindan tekrar yanabilecek olanlari toplayip, evlerine goturmekmis. Evlerinde soba yerine kullandiklari bir yag tenekesinin icerisinde topladiklari atik komurleri yakip isinirlarmis.

Yine yorgun, yine "donmus" bir halde bir buyuk dukkanin onunde ki atik komurleri eseliyorlarmis. Dukkandaki yasli adam kucuk cocuk ve annesini iceriye cagirmis. Sobanin kenarinda isinmalarini soylemis. Sicak birer cay da ismarlamis. Kucuk cocuk ve annesi ayrilirken onlara iki "kocaman" teneke dolusu "yanmamis" komur vermis!

Yillar gecmis. Bizim yasli dukkan sahibi daha da yaslanmis. Birgun sobasinin basinda isinirken dukkana birisi yaslica bir bayan ile havaci bir subay gelmis. Yasli adam saygi ile yerinden kalkmis. "Buyurun, buyurun Komutan bey! Buyurun." demis. Havaci subay gozlerinde cok sicak bir gulumseme ile; "Amca rahatsiz olma! Biz annemle hem elini opmeye, hem de varsa bir sicak cayini icmeye geldik!" demis. Caylarini icmisler. Yasli adam merak edip sormus:"Hayirdir Komutan bey?" Havaci subay yasli adamin ellerini avuclarinin icine almis:"Amca hatirladin mi? Bugun ki gibi soguk bir kis gunu, beni ve annemi dukkanina davet edip yine cay ismarlamistin!" Yasli adam o soguktan donan beyaz entareli cocugu hic gozunun onunden silemezmis. Hickiriklar bogazina toplanmis ama, aglayamamis.

NOT:
Bu oyku, "Buro"nun torunlarinin oykusudur. TRT'nin GENC GEZGINLER SAYFASI'nda Bulut Ozturk imzasi ile yayinlanmisti.

MESIN TOP
En cok topu 67 evlerdeyken oynadik gibime geliyor. Cogunlukla bizim sokakta oynardik. Plastik toplar bile lukstu. Eger birinin plastik topu varsa, takimi o yapardi.

Carsi da topcular vardi. Derileri birbirine dikerler, tam vuvarlagi kapatmadan icine lastik topu koyarlardi. Topcu, dikislerini yaglayin, derdi. Kasaptan kuyruk yagi alir, toplarin dikis yerini yaglardik. 67 evlerde ilk kimin mesin topu oldu? Belki kedi memedin. Memedin anasi ogretmen, babasi cer atelyesinde calisirdi. Halleri vakitleri iyiydi. Iki katli ev onlarindi. Mehmetlerin karsisinda Nihat'lar otururdu. Nihat Ozuturk. Nihatlarinda uc katli kendi evleri vardi. Belki Nihat ilk mesin topu almistir.

Nihatlarin yaninda cerkez Savas'lar vardi. Kardesi Baris. Babasi Etem. Cerkez Savas'in kardesi Baris'in dugunune gittim. Ankara da. Yil 1994. Beni tanimadilar. Hatirlamadilarda. Halbu ki Savas ta, Baris ta bizimle top oymayacak yastaydilar. Nasil da hatirlamadilar? Avni'nin, Avni'nin yegeni Hasan'in, yanimizda ki Koca Kafa Memed'in, sokagin obur basinda ki Savas'in mesin topu olmus muydu?

Bizim ilk mesin topumuzu bize abim getirdi. Yalvar yakar abimi razi ettik. Ilk sutu bizim bahcede o cekti. Cok sert bir suttu. Vay be abi, dedik.

Topumuza cok iyi baktik. Yagladik. Geceleri betonun uzerinde birakmadik. Her maci onunla yapmadik. Ama yine de cok cabuk parcalandi.

Simdi bizim cocuklara bakiyorum. Toplari hic eskimiyor. Yepyeni duruyorlar. Bakiyorum bu toplarin cogu Pakistan da yapilmis. El yapimi Pakistan isi diye uzerlerinde yaziyor. Pakistanli topcular, bizim topculardan cok mu iyi de bu toplar eskimiyor? Pakistan derisi mi Turk derisinden daha kaliteli? Niye burdaki toplarin dikisleri patlamiyor? Ipler mi daha saglam?

Bilen varsa beri gelsin.

Haziran 2003

MESIN TOPUN SAHIBI

Hilmi Usta'nin Oglu yazdi. Meslekdasi Dr. Erol Berkbayrak'i ziyaret etmis. Erol Bey "Yahu mahalle de ilk benim mesin topum oldu." demis. 67 evlerde ki "Ilk Mesin Topun Sahibi" ni boylelikle tescil ettik. Mucahit bey 24 Ocak 2005'de Dr. Erol'la gorusmus. Bana bugun yazmis. "bir de kotu haber var!" diyor. 67 Evleri yapan kooparatif, zamaninda bir sahsa ait araziyi kullanmis. Mahkemesi taa o zamndan beri surermis. Sonunda, arazi sahibi hakli cikmis. 67 Evler'de, Avni'lerin ki de dahil olmak uzere 15 evi bosaltmislar! Ne olacak bu 15 eve? 67 Evlerin 15 evini yikip, apartiman mi dikecekler? Avni diyormus ki: "Avrupa Insan Haklari Mahkemesi'ne gidecegim!" Belki Avrupa bizim 67 evleri kurtarir da, biz de yine soylesine bir dolasir, Avni'nin kahvesini iceriz! Gonul 67 evleri 52 evler olarak bir turlu gormek istemiyor..

22 Subat 2005, Bloomington

TATLININ TATLISI, ACININ ACISI, KUVVETLININ KUVVETI?

Anam Haydar Emmi'me sordu: "Haydar tatlinin tatlisi, acinin acisi nedir?"

Emmim basladi anlatmaya...

Padisah yaverine anamin sorusunu sormus:

"Tatlinin tatlisi, acinin acisi, kuvvetlinin kuvvetlisi nedir?" diye. 24 saat de mehil vermis.

"Ya yirmidort saatte bilirsin, ya da kellen gider!" demis.

Yaver evinde o aksam kara kara dusunurken yetiskin kizi sormus: "Baba bu halin nedir? Perisan haldesin. Ne oluyor?"  

"Kizim..." demis Yaver. "Padisah bana birsey sordu. Bilemedim. Yirmidort saate kadar sorunun cevabini bilemezsem kellem gidecek."

Yaverin kizi gulumsemis. "Soruyu bir de hele?"  

"Tatlinin tatlisi, acinin acisi, kuvvetlinin kuvveti nedir?"

"Baba" demis kiz. "Tatlinin tatlisi er nen avrattir. Acinin acisi da. Kuvvetlinin kuvvetlisi de at dir."

Yaver ertesi gun Padisahin huzuruna varmis. Sorunun cevabini soylemis.

Padisah; "Dogru bildin ama dun bilememistin. Bu isin sirri nedir? Bu cevabin izahini bilir misin?"

Yaver kizindan bahsetmis. Ertesi gun Yaverin kizini padisahin huzuruna cikarmislar.

Padisah sormus: "De bakalim. Niye tatlinin tatlisi, acinin acisi er ilen avrattir?"

Kiz demis; "Babam anam butun gun calisirlar. Yorgun argin, uykusuz yataga girerler. Sabaha kadar uyumaz, cilvelesir, sevisirler. O tatli uykuyu uyumadan sabah ederler..." 

"Ya peki niye acinin acisi?"

"Yine..." demis, kiz. "Bizim komsu kari koca var. Cocuklari yok. Butun gunu geceyi kavga ederek gecirirler. Acidan cok aci cekerler. Acinin acisi bu kari kocadir."

"Ya kuvvetlinin kuvveti?"  

"AT dir."  "Bizim evin onunden filler, develer gecer. Atin ayak sesleri onbes dakika onceden duyulur..."

Emmimin oykusu devam ediyor. Padisah Yaverinden kizini istiyor. Evleniyorlar. Tam o arada Padisah sefere cikmaz mi? Karisini cagiriyor. Ben diyor sefere gidiyorum. Iste bu deri cuzdan. Agizini muhurledim. Muhuru bozmadan icindeki paralari harcayacaksin. Seferden donusumde senden bir oglan isterim. Sana bir kisrak birakiyorum. Ondan dan benim atimdan olma bir tay isterim...

4 Kasim 2003, Minneapolis

PALU'DAN BASLADIK...

Haydar'la Ziya cocukluk arkadasi. Ziya evinden kacar geceleri Haydar'larin evinin damina gidermis. Damda ki doseklerde yildizlara bakarak uyurlarmis. 15 yasini gectiklerinde Palu'ya gitmeye karar vermisler. Daha once Palu'ya giden hemsehrilerinin yaninda Tunel acmaya soyunmuslar. Usta tunelciler, balyozu salladiklarinda balyoz bir o tarafa bir de obur tarafa vururmus. Bos yokmus. Bosa balyoz sallanmazmis... Iki delikanli bir turlu iyi balyozcu olamamislar ama, atlarin cektigi raylar uzerinde giden arabalari cabuk yuklerlermis. Herkesden daha once. Gun bittiginde onlarin yukledigi araba sayisi, digerlerini gecermis. Tecrubeli isciler; "Durun. Acele etmeyin!" derlermis. Bizimkiler onlara aldirmadan ha babam, de babam calismislar. Maas gunu gelmis catmis. Haydar'la Ziya'ya kendilerinden daha once ise baslamislardan daha fazla para vermemisler mi? Herkes ayaklanmis. Cavus demis ki: "Onlarin haklaridir..."

Ziya; "Gel Haydar Istanbul'a gidelim." demis. Gidelim, gidelim. Atlamislar bir trene, koridorlarda kendi yorganlarinda uyumuslar. Gelmisler Haydarpasa'ya. Bakmislar trenden inenler vapura biniyor. Onlar da bimisler. Taksim'i sormuslar. Demisler ki, su tramvay Taksim'e gider. Ataturk'un resimlerini gorurseniz bilin ki Taksim'e vardiniz. Ataturk'un resimlerini gormusler. Inmisler Taksim'de. Siraselviler'i sormuslar. Gidip hemsehrilerini bulmaya. Koyluleri Haydar'i gorunce heyecanlanmis. Ziya neyse de, Nuri Efendi'nin oglunun Istanbul'da isi ne? Babanin haberi var mi? Seni yikayak, paklayak, giydirek. Memlekete gonderek, demisler. Haydar, olmaz, demis. Gitmem. Biz Ziya ile insaatlarda is bulup calisacagiz. Is bulmuslar. Ama Ziya uyuza yakalanmis. kasinmaktan duramiyor. Calisamiyor da. O sabah Ziya'yi isten atmislar.  Aksam uzeri Ziya geri donmus. Is buldum. Nerede? Alman Hastahanesi. Ne isi? Temizlik. Hem de hastahanede yatacak yer verdiler. Haydar; "Peki ben ne olacagim?" Ben sana da is bulurum, demis Ziya.

Haydar'in Sivetza Berta ile tanisikligi boyle baslamis... (Schwester: Sister: Baci demek.) 12 Kasim 2003  

AMCA YEGEN DOYA DOYA KONUSTULAR:

Katip Alamanya'daki Amca Oglu Semih'i aradi. Telefona biri cevap verdi. "Yah?" Katip sordu: "Semih?" Telefonun obur ucunda ki cevap: "Nayn, nayn!" Katibin katipligi biteli yillar olmus. Katip elli yaslarinda simdi. Bildi ki, karsisinda "Nayn, Nayn" diyen, yegenidir!  Ih bin Kemal, dedi. Ih bin Kemal. Amerika. Ankil. Unkle... Unkle... Telefonun obur tarafinda cok sicak, icten bir hirilti yukselti. "Yah, Yah.." "Unkle!"

Katip yegenini, yegen katibin dilini bilmedi. Ama birbirini anladilar. Belli ki Katip baba Semih'i soruyor. Semih yok. Yegen telefonu kapatmak istemiyor. Dogdugundan beri gormedigi Amcalarindan biri telefonun obur yakasinda. Kikirdiyor. Seviniyor. Konusamiyor. Ama amcasini anliyor. Katip: "Do yu sipik inglish?" Lidil, diyor, yegen. Baska bir sey diyemiyor. Lidil. Onun inglish lidil, oburunun doc lidil. Karsilikli gurul gurul sohbet ediyorlar. Telefonu kapatmadan. Gulumseyerek. Konusmadan. Kikirdasarak.

Telefonu kapattiginda Katip'in yuregi bir tuhaf oluyor. Yillar oncesi Mubasir cocuklarinin ellerinden tutar koye gotururdu. Katip ve kardaslari amca ogullarinin dilini bilmez, karsilikli gulusurlerdi.

Aradan kirk kusur yil gecmis, bu sefer de yegenleri katibin dilini bilmezler. Ama amcalarini anlarlar.  5 Ocak 2004

 



KATIP

Her yaz, okul tatil olur olmaz, biryerler de calismak zorunda miydi? Mustafa o yaz yine yaz tatilinde calisacakti!

Mubasir, cocuklarina pek kiyamazdi. Kucuk yaslarda calissinlar istemezdi. Yine de bos kalip, ne yapacagi belli olmayan bu yaramaz ogluna Avukat Nazif'in yaninda bir is bulmanin hayirli olacagini dusundu..

Mustafa, Avukat Nazif'in olmadigi zamanlarda odasini temizliyor, gelen ziyaretcilere cay tasiyor, saga sola kosturuyordu. En zoruna giden de, kenisine "AYAKCI" ya da "CAYCI" denmesiydi. Bu nedenle telefonlara cevap verirken; "BUYURUN. Ben Katip Mustafa!" diyordu.

Avukat Nazif'in olmadigi bir gun, isini bitirmis ziyaretci bekliyordu. Kapida uzaklara bakarak konusan yasli bir adam ve yaninda daha gencten iki kisi belirmisti. Nazif Bey'i sordular. Mustafa kendinden emin bir seyle; "DURUSMADA. Bugun gelmez!" dedi. Yasli adam yine uzaklara bakarak, tatli tatli gulumseyip sordu: "Kiminle muserref oluyoruz?" Mustafa, kizararak, "Ben Avukat Nazif'in katibiyim!" dedi. Yasli adam, uzaklara bakisini surdurerek, "Katip bey, bize birer cay ismarlarmisin?"

Caylarini ictiler. Yasli adam ayaga kalkti. Yine uzaklara bakarak; "Katip bey. Avukat Nazif Bey'e Asik Veysel'in ziyaretine geldigini, caylarini icip ayrildiklarini bir zahmet soyler misin?"

BIR REKLAM:
Katip'in katipligi bitti. Yasi elli kusurlara geldi. Issiz ve gucsuzdur. Bu sitede oykuler yazar. Katip'in oglu da katip olmaya ozendi. 1990 yilindan bu gune Amerika'da yasadiklarimizi kaleme aldi. Turkce anlattik olmuyor diye Ingilizce yazdi. Kitabin adi "America Hates Me But I Still Lover Her!" Yazarin adi: Umut Ozturk
 
www.amazon.com
www.amazon.de
www.amazon.ca
www.buch.de
www.barnesandnoble.com
 
sitelerinde satiliyor. On kusur dolar. On kusur Yeni Turk Lirasi.
Ingilizce bilmiyorum bahanesi ile almamazlik etmeyin! Ese, dosta, tanidiga, akrabaya hediye edersiniz. Sokakta gordugunuz, Alamana, Ingilize, Fransiza, Danimarkaliya, Kanadaliya, Amerikaliya, Japona verir, "bu da bizim hikayemiz!" dersiniz. Okurlar...
 
Olmadi, bir kutuphaneye hibe edersiniz.
Hem Ingilizce bilmiyorum, hem de kitabi tutarim, diyorsaniz, o da olur. Bu sitede ki oykulerimizi bilgisayariniz da basip, Umut'un kitabinin aralarina koyup okuyabilirsiniz!
 
Sizi kitabi almaya hala ikna mi edemedim?
 
Elden ne gelir!
 
Siz oykulerimiz okumaya devam edin... 





NESTLE KROKAN
Anam beni Bezirci de Dispansere goturdu. Kotu kotu oksuruyor, dedi. Kesik, kesik oksuruyorum. Filmimi cektiler. Bir hafta sonra gittik. Verem Hastahanesi ne sevk. Filimde cigerlerim bugulu cikmis. Verem Hastahanesinde yine filmimi cektiler. Sira var. Onbes gun sonra gittik. Bekleyin dediler. Doktor sizinle konusacak. Annemi cektiler bir yana. Benden uzakta konusuyorlar. Anam, sapsari geldi yanima. Eli ayagi titriyor. Doktor demis ki, kotu. Cigerler elden cikmis. Sanki yetmislik, sigara icen, hasta bir adamin cigerleri. Bu cocuk cok yasamaz, alti aya kadar olur. Gonlunu hos tutun. Baska yapilacak bir sey yok. Ama yine de, kontrola geleceksiniz.

Anam, babam karar almislar. Demisler ki bu cocuk, bakkaldan ne isterse alsin. Bakkala da demisler. Sen ne isterse ver. Yaz deftere.

Nestle Krokan diye cikolata ile o zaman tanistim. Kitir, kitir. Bir tuhaf, aliskin olmadigimiz ama hos bir tadi var. Bir de parmak cikolata. Cok yemisim. Aksam kustum. Bizimkilerin dunyasi iyicene karardi. Cocuk, kara kara kusuyor. Sanki cigerleri sokulmus, agzimdan geliyor, diye vahlasiyorlar.

Verem Hastahanesine gittik. Kontrol icin yine filim. Bir hafta sonra yine doktora gittik. Hanim gozun aydin, dedi. Bu cocugun hic bir seyi yok. Filmini karistirmisiz. Zaten filmimi karistirdiklari adam da, olmus mus.

Bizim bakkalda ki hesaplar kapandi. Nestle Krokan la tanismisligimiz orada kaldi.

Sevgili Nestle Krokan. Kisa bir tanismizligimiz oldu ama, seni cok mu cok ozledim.

Namussuz buralarda da bulunmuyor!


HADIYE HANIM
Hadiye Hanim la tanistigimizda ben yirmi uc, o yetmise yakindi. Mavi ile yesil arasi gozleri artik sarilasmaya baslamisti. Hadiye Hanim oksuz. Ana ve Babasi cocukken olmus. Yunanlilar oldurduler, derdi. Evleri Selanikte, Ali Riza Beylere komsuymus. Birileri kucuk Hadiyeyi tutup Istanbula getirmisler. Uvey Ablasi Hadiyeyi buyutmus. Genc kizliginda, aslinda genc kiz da degil, Balkanlardan gelen YAKUBa vermisler. Hadiye Hanimi Yakuba istemeye geldiklerinde, Hadiye sokakta seksek oynuyormus!

Hadiye hanimin kocasi Yakup, epeyce yillar once, sizlere omur. Huysuz adammis ama cocuklarini severmis. Evine iyi bakarmis.

Ben Hadiye Hanimi tanidigimda, Hadiye Hanim Vatan Caddesine bakan, Lunaparkin karsisinda bir apartimanda oturuyordu. Kiraciydi. Oglu Mehmet Almanyadaydi. Her ay Hadiye Hanima yuz mark havale gonderiyordu. Hadiye hanim postadan gelen posta havale kagidini aliyor, esarbini takiyor, dizlerinden asagiya kadar uzanan pardosusunu sirtina geciriyor, Fatih Postahanesine yollaniyordu. Duz ayakkabilarinin ustunde yuruken, bir saga, bir sola yatiyordu. Hafifce. Hani o muzik derlerinde tempo tuttugumuz bir sarkac var ya, onun gibi. Gorenlere, merhaba, Almanyadan havalem gelmis, postahaneye gidiyorum, diyordu.

Hadiye Hanimin kizinin Fatih de bos bir evi vardi. Hadiye Hanim arada bir, kizinin evine goz kulak olmaya giderdi. Komser Oglu Bedri de arada sirada ugrardi. Nasilsin Anne? Segirtirdi. Iyiyim oglum. Hosgeldin. Kahve yapayim mi? Bedir sorardi, Kiz nerede? Bedus nerde? Hadiye Hanim Bedirden korkardi. Simdi gelir, arkadaslarina gitti, bir iki dakikaligina...

Kucuk Oglu Bahire kendilerinden bir gelin bulmustu. Buyuk oglandan cok cektiginden, ayrani ufluyerek iciyordu. Buyuk Oglu Mehmet, genc yasta asik olmus, illa demis, illa evlenecegim. Aldigi kiz da bilemedin 16 yasinda. Istemisler. Mehmet Turkanla evlenmis. Iki cocuklari olmus. Bir kiz, bir oglan. Olmus olmasina ama, kavga, dogus. Ana, kaynana. Ayrilmislar. Kizi Mehmet almis. Oglani Turkan. Kizi Hadiye Hanim buyutmus, oglani Turkanin anasi. Mehmet Sivasli biriyle tanismis. Derler ki, evliyken tanismis. Bu Sivasli hanimla evlenecegim demis. Babasi Yakup, olmaz demis. Evlatliktan red ederim seni. Dinlememis Mehmet, Yakup Babayi. Evlenmis. Almis karisini, gitmis Almanyaya. Almanya dan Hadiye hanima her ay yuz mark gonderiyor. Kiziyla birlikte yesinler, icsinler, otursunlar, diye?

1976 larin sonunda Hadiye Hanimla tanistim. Bana pek kani isinmadi. 1979 yili gibi, yeni tasindigi kizinin Fatih deki evinde banyo yapiyordum. Cok temiz, cok titiz bir kadin. Beni yuz havlusuyla kurulanirken gordu.

Kosmus torununa. Bedia, Bedia... Kizgin. Benim gozlerim niye akiyor simdi anladim. Senin kocan, benim yuz havlularimla orasini burasini kuruluyor.

Bizim hanim, ben konusurum onunla baba anne, demis. Merak etme. Ben konusurum.

 
BUTUN "ZENNE"LER AYNI MIDIR?
Padisahin biri sehri dolasacak. Ferman buyurmus: "Hicbir yerde, hicbir sekilde isik olmayacak. Lamba (Lamba herhalde yok.) Kandil yakilmayacak!"
 
Cikmis sehri dolasiyor. Bir de bakmis bir evde isik var.
"Kim bu densizler? Yakalayin, getirin!"
Iki genc er-avrati cikarmislar huzura.
"Nedir bu yaptiginiz densizlik?"
Avrat cevap vermis:
"Sultanim bizler bir birimize asigiz. Geceleyin birimiz oburumuzun kucaginda birer saatligine uyuruz. Isigin altinda uyuyan sevgilimizin yuzunu seyreyleriz. Biz birbirimizi gormeden edemeyiz. Bu yuzden isiklari kapatmadik. Kandilleri sonduremedik."
 
Padisah ben boyle bir sevgiye inanamiyorum, demis. Ben bir zennenin bir ere bu kadar bagli, sevgi dolu olacagini dusunemiyorum. Yapmayin padisahim, demisler. Konu-komsu, es-dost, talukat, herkes boyle soyler. Bu zenne bu ere olesiye asiktir. Yok, der, Padisah. Siz o zenneyi bana yalniz gonderin hele...
 
Genc hanimi padisahin huzuruna cikartirlar.
Padisah sorar: "Beni bildin mi?"
 Genc hanim gulumser.
"Siz bizim padisamizsiniz. Bizler de kulunuz."
 
Peki bilirmisin, der, padisah. Ben senin erinden gencim. Ben senin erinden zenginim de. Gucluyum de. Hukumdarim. Hukmederim. Benim sevgilim ol. Sana nikah yapayim. Seni mala, mulke gark edeyim. Ne dersin? Amma bir sartla. Kocanin bogazina ipin ilmigini sen gecireceksin!
 
Bacadan padisahin adamlari ipi salmislar. Halkayi erinin bogazina avaradi gecirmis!
 
Padisah ferman vermis.
"Memleketim sinirlari icinde ki butun zenneler bogula!"
 
Fermani duyan Padisahin babasinin eski pehlivani kosup gelmis. Padisah baba yadigari bu pehlivana saygida kusur edemezmis. Hatta padisahin ozel nalbadi Padisahin atindan baska birtek bu pehlivanin kisragini nallarmis.
 
Pehlivan yalvarmis:
"Aman hunkarim yapmayin. Butun zenneler ayni degildir!"
 
Padisah kizgin:
"Bire koca Yusuf. Bul. Goster bana. Butun Zennelerin boyle kahbe olmadigini. Sana otuz gun muhlet. Yoksam, bu memlekette zenne kalmayacak!"
 
Koca pehlivan yola cikmak icin atininin nallarini yeniletiyor. Bir atli gelip durmus. Ati kopukler icinde. "Atimin nalini yenile!" demis. Nalbant, yapamam. Ben padisahin nalbantcibasiyim. Birtek onun ve bu pehlivanin atina bakarim, diye cevap vermis. Atli, isim cabuktur. Ya nallarsin. Ya kellen gider, demis. Bizim pehlivan nalbantcibasina kafasiyla olur, demis.
 
Demis demesine de, atli yola dusunce arkasindan yetisip, bir gurz sallamis. Yigit donup arkasina bakmis. Atinin kuyrugumu ensesine carpti, diye. Pehlivan dayanamamis. Onune gecmis.
"Kimsin bire yigit?" demis.
"Kimsin? Kimsin ki bu cihan pehlivaninin gurzu sana atin kuyrugu gibi hafif geldi?"
 
"Gel beni takip et.." demis yigit.
 
Bir kalaya vasil olmuslar. Yigit pehlivana bir demir kazik ve balyoz uzatmis. "Bu kazikla duvari dele dele tirmanacaksin." Pehlivan bir denemis. Iki denemis. Demir kazik duvara islemez?
 Yigit: "Peki sen beni bekle burada!" demis.
Balyozu kaziga vurdugunda, kazik kala duvarina gergef isler gibi yumusak giriyormus. Yigit kalanin obur tarafina gectiginde, bir figan, bir kiyamet! Toz toprak gecince kala surlarinda gorunmus. "Bu cuvallari atlara yukle!" diye pehlivana bagirmis. Pehlivan yigitin firlattigi cuvallari tutamamis. Yerden zorlukla toplayip, atlara yuklemis.
 
Yigit onde, pehlivan arkada dort nala at kosturmuslar. Yigit iki koca cinar agacinin altinda ki taze mezarin basinda durmus.
"Es bu mezari!"
Pehlivan acmis mezari.
Mezarda gencecik, nur yuzlu bir yigit uzanmis yatiyor. Bizim yigit bir "Ahhh!" cekmis. Karsi ki daglar sallanmis. Basindaki sarigini cikarip atmis. Uzun saclari beline dokulen ay yuzlu bir guzel olmamis mi?
 
"Devler diyarindan gelip, sevdigimi oldurduler. Ben de intikam almaya yemin ettim. Iz takip ettim. Aradim. Buldum. Hepsini kilictan gecirdim. Simdi benim icin de sevgilimin yaninda olmak zamanidir."
 
Cekmis hancerini. Kalbine saplamis. Pehlivanin gozlerinin onunde, sevdiginin kucagina dusup can vermis.
 
Pehlivan Padisaha anlatmis:
 
"Iste Padisahim. Zennenin oylesi de var. Boylesi de. Niye herkese kiyarsin?"
 
Padisah butun Zenneleri affetmis.
 
Not: Bu oykuyu Haydar Emmim Anlatti. Kasim ayinin bir gununde. Bugun kaleme almak nasip oldu. Hic de Emmimin anlattigi gibi guzel olmadi. 1 Aralik 2003   


SULTAN VE FADIME
Hatice'nin kizkardesleri; Sultan ve Fadime. Sultan, Hatice'nin yolunu takip edip, BURO'nun torunu, Huseyin'in kardesi HAYDAR ile evlenmis. Yine ayni yolu takip ederek, sehir'e goc etmisler. Amcam Haydar Sivas Cer Atelyesi'nde bekcilik etti. Ordan da emekli oldu. Kizlari; Guler ve Naile ogretmen oldular. Yurdagul ogretmenle, Mukaddes Talat'la evlendi. Bir kizlari daha var. Muberra.

Ben sanirim Lise son siniftaydim. Guler'le birlikte Tokat'in Koyulhisar'inda bir koye gitmemi istediler. Guler koy ogretmeni olmustu. Gulere haberi verdim! Halam (teyzeye hala derdik), yani Guler'in annesi Sultan hamile. Guler kulaklarina inanamadi. Anasina bu yastan sonra hamileligi yakistiramamis miydi, bilemiyorum. O gece hep agladi.

Halam, bir oglan cocugu dunyaya getirdi. HAKAN. Simdi Hakan 29 yasinda piril piril bir genc adam. Aileyi sirtlamis, tasiyor...

Fadime'yi uzaklardan bir koyde MURAT isminde bir delikanliya vermisler. Gel zaman git zaman, Murat Istanbul Hilton Oteli'nde garson olmus. Bir gun, bir hanim musterisi; "Gel Amerika'da ki benim lokantamda calis!" demis. Murat'ta dil yok. Dis yok. Uc cocugunu Istanbul OKMEYDANI'nda ki gecekondularinda birakip, Amerika'ya gelmis. Cok sikilmis. Cok uzulmus. Ama, belli ki tirnaklarini saplayip, ben yapacagim demis.

Ayni Murat; esi Fadime ve cocuklari Gulbeyaz, Erdogan, Cengiz'den sonra digerlerine yol acti. Halam Sultan, Amcam Haydar, cocuklari Mukaddes, Muberra, Hakan simdi Amerika'dalar.


BEZIN DOGRUSU?
Oglan arabayi aldi, gitti. Aslinda almadan once sordu. Araba lazim mi? Yukaridan cevap vermediler. Niye cevap vermiyorsunuz, diye, Kanatin yaninda yukariya bagirdim. Lazim degil, dediler.

Birazdan bizim kari, keske arabayi gondermeseydik, dedi. Niye. Bez lazimmis. Olmasa da olurmus. Aksam Kanat gelinceye kadar idare edermis. Idare ederiz demesi, git al demek. Emir buyuk yerden.

Tarifini aldik. 2 dolar bir sey. Ekuate marka. Kanatlari var, kiviriyorsun. Yuruduk valmarta. Kirk saat bir ona, bir buna baktik. Kanatlari var. Ince. 18 adet. Bir seksen sekiz fiyat. Budur deyip, aldik. Karsiya vindiksiye yurudum. Bir salatalik, bir yogurt icin. Baktim bir de uzum paketlemisler. Doksan dokuz sent. O ara Birezilleri gordum. Yarin dediler, masden sonra ugrariz. Evdemisiniz? Sonra sordular. Yarin sakkir, makkir varmi, diye. Bilmiyordum. Gorusuruz dedim. Bay. Bay. Kastimir Servisi gorunce aklima karinin ikinci emri geldi. On dolarlik kuartir al. Camasir yikayacak. Kastimir servisteki genc oglan ha bire telefonda konusuyor. Biz dikilmis bekliyoruz. Bana gore is konusmasi degil. Fisildiyor. Karsida ki sevgilisi olsa gerek. Neyse telefonu kesti. Mey ay help yu? Yes piliz. Mey ay hev kuartir, piliz. Getirdi verdi. Yurudum. Hava tatli ayaz. Acik. nem yok. Piril piril. Gunes cokmus. Arabalarin lambalari yaniyor. Bizim burada yuruyene bir acaip bakiyorlar. Ama, bugun, benim fiyaka yerinde. Bakanlar gulumsuyor.

Bizim kapida kari Dona ile konusuyor. Bu Dona denilen kari, beni gorunce it gormus gibi urkuyor. Niye?

Kari ne aldigimi sordu. Bezini verdik. Bu ne, dedi. Valmarta gitmedin mi? Gittik. Bu dedi, benim ki degil. Benim ki mavi. Bilmiyon mu? Demedim mi? Bir seyi beceremiyorsun.

Bu ara Umut giyinmis bekliyor. Ise goturecek var mi? O da bir naz. Bakalim, dedi. Hay pezevengin cocuklari. Ulan niye araba lazim diye Kanata demedin? Cok naz yapiyor, dedi. Vay hiyarlar dedim. Ayni seyden dustunuz, bir birinizi sevmiyorsunuz. Oyle demedim, dedi. Kari, Umut Lorenz kapida, dedi. Megersem komsudan rayt istemis.

Bizim karinin bezi, Kanatin hiyarligi. O da yetmiyormus gibi, bir de karidan firca yedim. O hirs, oturdum, yaziyorum. Karida pofluye, pofluye bizim cacigi yapiyor.

Simdi o na yazdiklarimi okurum. Barisiriz.


YABANCI
Bizim Gokce Bostan da ki evin sahipleri altimizda otururdu. Bildigim, Sivasin Merkez koylerindenler. Karsimiz da ki buyuk bahcenin icinde, kocaman evde oturan Osman Efendiler, oz be oz Sivasli. Osman Efendilerin karsi kosedinde ki Manukyanlar da, dogma buyume Sivaslilar. Onlarin karsisinda, obur kosede ki Seher teyzeler, onlar da, herhal, Sivasli. Iki yol birbirini kesiyor. Dort kosede dort ev. Ucu Sivasli, Biz Zarali. Zaranin Danisik koyunden. Ama ben, orada, o dort kosede ki evin birinde dogmusum. Kendimi hic yabanci hissetmedim. Manukyanlarin, Osman Efendilerin, Seher teyzelerin torunlari kadar, ben de Gokce Bostanliydim. Oyle olmasa, yana tutusa, Gokce Bostan Gokce Bostan diye diye, olur olur dirilir miydim?

Sonra Hediye teyzelerin evine gittik. Kosedeki bakkalin ogullari, onlarin arkasinda amcamlar, tam karsimizda Sivaslilar. Hic yabancilik hissetmedim.
Ilk okulda, sinif arkadasim, kalin dudakli, koca koca gozlu Yasar evimize geldi. Karacayirlilarin evine. Anam icin gizlice, bizim besmele, dedim. Yasar bana; biraz, yalan soyleyecek, anama evin besmelesi diyecek kadar, yabanci gelmisti.

Sonra Bursaya gittik. Aha! Butun Mahalle Bulgaristan gocmeni. Cek, cak, cegiz, cagizli konusuyorlar. Bizim, gidek, kalak, inek li aksanimizla dalga geciyorlar. Kurt diye, Sivasli, diye. Artik konu komsu da bizi sorana, Sivaslilar surada oturuyor, diye tarif ediyorlar. Yabanciydik..

Bursadan donduk. Gokce Bostana, Alibabaya gidemedik. Babam ev bulamamis. Sokaga cikamiyoruz.
Dilimiz cok kibar. Cek, cak, cegiz, cagizla konusuyoruz. Simdi de sivaslilar bizimle dalga geciyor. Cikolata, cikolata diyorlar! Eve kapandim. Ha bire ders calisiyorum. Sivasin yabancisi olduk mu?

67 Evlere gittik. Avniler, osmanlar. Cerkez Savaslar. Iyi, hos ama, biraz yabancilik var. Onlar gibi camiye gitmiyoruz. Oruc olmadigimizi gizliyoruz. Bize gelen akrabalarimiz Turkce konusmuyorlar sa utaniyoruz. Hem yabanciyiz, hem degiliz!

Hava Harp. Artik dil, dis degil, ne dusundugunu soruyorlar. Bizim kisimda Ferhat diye bir oglan var. Disarida ki arkadaslarini anlatiyor. Bir de, bir sinif onceden kalma, kisa boylu, kafasinda o yasta saclarini dokmus bir oglan daha... Ikisi de bize gore alim, bilgin, dusunur. Ikisini de birileri geldi, aldi, goturdu. Bir daha gelmediler. Onlara, oburlerine yabanciyiz. Ne konusuyorlar, anlamiyoruz.

Kutahya da biraz, Izmirde daha az yabanci oldugumuzu hissettik. Bir ara Trabzondayim. Ramazan. Gece yarisi yandaki kahveden bagiriyorlar, dunnu gugu. cifte direk. Onbir... Yabancisiyiz. Bilemiyoruz tombala oynadiklarini.

Italyaya gittik. Gece yarisi gece klublerini dolasiyoruz. Bana kapida ki Italyanlar, yabanci numarasi yapma len, demeye getiriyorlar.

Almanyada, yabanciyiz. Turkum diyorum, Ingilizce. Tren istasyonu neresi. Yuzume iyicene yabanci yabanci bakiyorlar. Pek Ingilizce konusan Turk gormemisler!

Bazi yerlerde de yabanciyim demene gerek yok. Japonya da, yabanci olmaktan keyif aldim. Hindistanda korktum.

Birkac yil oncesine kadar, Avrupadan buraya geliste, Avrupa hava alanlarinda hep urkerdim. Yabanciydim. Ucak bir an once kalksa da gitsek!

Buraya indigimde rahatlardim. Bir keresinde baktim, keyiften islik caliyorum.

Bir yerlere giderdik, aksanimiz hoslarina giderdi.
Yabancilik hissetmezdik.

Simdi. Cocuklar rahat. Kari rahat. Ben yabanci.
Hem kara, hem kuru, hem aksanli. Tam yabanci.
Hele hele, gelipte kapima, sen yabancisin, deyip, elime kelepce taktilar ya? Iyicene sogudum.

Gokce Bostani cok ozledim.


25 KASIM, 2002 PAZAR, BILOXI


YURU YAVRUM YURU
Bizim faytona binmemiz ihtiyac degil, keyifti. Biz yururduk.

Biz dogduk. Onbir aylik olduk. Evin bir kosesinden oburune yuruduk. Sonra obur odaya. Sonra emekliyerek merdivenlerden asagiya inip, cesmeye yuruduk. Agabeyimizin arkasindan yuruduk diye, kicimiza tekme yedik. Karda kista, yagmurda camurda, yedi yasinda Ziya Gokalp Okulu na yuruduk. Ismet pasa Parkina yuruduk, Tekke oNu'ne yuruduk, Hukumet Konagina yuruduk. Yollarin yurudukce asinmadigini sekiz yasinda kesfettik. Beni ayagimda babamin lastikleri, Zara yolunda bulmuslar. Nereye? Istanbula yurumeye kalkmisim sekizimde. Dumlupinara yuruduk. Yalcin Sinemasina yuruduk. Geceleri yazlik Sinemeya yuruduk. Yolda cisimiz gelince bir duvar dibini gosterirlerdi. Sinemada uyuduk. Uyandik eve geri yuruduk. Babam bizi Istanbula goturdu. Okmeydanindan Taksime, Taksimden Besiktasa yuruduk. Uskudardan Umraniyeye yesilliler icerisinde, bogurtlen toplayarak yuruduk. Iyiki de yurumusuz. Simdi Uskudardan Umraniyeye ne yesillik, ne de bogurtlen kaldi. 67 evlerden liseye, Sivastan cimento fabrikasina yuruduk. Doguya dogru giderken, arada sirada yorulup, kacak trene bindigimiz oldu. Vagon kapisina sikisip kirilan parmagimiz kendi kendine iyilesmedi. Hala tirnagi beyaz ve kirik buyur.

Harbiyeli olduk. dagda tasta, Yalovanin ovalarinda tepelerinde habire yuruduk. Sirtimizda yukler. Kafamizda celik baslik. Omuzumuzda tufek. Yetmedi. Hafta sonlari Yenikapidan Fatihe yuruduk. Fatihde guzellerin arkasindan yurumedik, kosturduk. Yine harbiyeliyiz. Bu sefer kosacaksiniz dediler. Avrupadan Asyaya kostuk. Avrasya maratonunda madalyamizi aldik.

Sivasta, Istanbulda, Yalovada, Bursada, Danisikta yuruduk. Degirmene yuruduk. Ne vardi degirmende de, degirmene yuruduk? Zaraya yuruduk. Kelesene, Sorguna yuruduk. Benim yurudugum yetmiyormus gibi benim cocuklari da yuruttum. Koyden Erzincana dogru gidiyoruz. Benim o siralar bes yasinda ki oglum tepeleri gosteriyor. Biz o tepelerde yuruduk mu baba diye. Yuruduk.

Yenikapidan Besiktasa cocuklari yuruttum. Alanyadan karsi tepelere Enisteyle Saffeti yuruttum. Koyden Alanyaya gider gelirdik. Bir gun hizimizi alamadik. Antalyaya yurumeye kalktik. Hesapda mi bilmezik? Neyse bir kamyonun kasasi yardimimiza yetisti!

Delhi de yuruduk. New Orleansta. San franciskoda. Havaide. Tokyo. Hong Kong Sokaklarinda. Ha bire yuruduk. Yurudukce acildik. Acildikca yuruduk.

Evden sahile yuruyorduk. Gidis gelis 6-7 kilometre. Yuruyorduk. Uc duble sikac on di raks icip, bol suyla destek alip, gerisin geri eve yuruyorduk. Sarkilar, turkulerle.

Buralarda bir yerlerde anlattik. Yurumemizi kestiler.

Yurumemiz durdu. Hayat durdu. Vucudumuz durdu. Sanki geri geriye yuruyus basladi.

Benim tekrar yurumem lazim?


UCU BOKLU DEGNEK
Ben beyaz lazimlik hatirliyorum. Kendim kullandim mi, yoksa benden kucukler kullandigindan mi hatirliyorum? Ama biliyorum ki uzerinden kalktigimizda bacaklarimiz da, kalcamiz da iz kalirdi.

Bizim Gokce Bostanda hela arka bahcedeydi. Helanin ici nasildi? Karisik goruntuler var kafamda. Oncelikli olani, bir cukurun ustunu kapatmislar. Tam orta yerde bir tahta araligi var. Comelip, o araligi denk getiriyorsun. Ikincisi siyaha yakin gri renkli bir delik. Deligin onune ayaklarinizi basacaginiz hafifce yuksek bir yer yapmislar. Iki ayaginizi ayakliklara denk getirip, comeliyorsunuz. Delik kucuk. Bazan da tikaniyor. Deligin yaninda bir degnek. Ucu boklu bir degnek. Deligi bu degnekle aciyorsunuz.

Duyardik. Cocuklar cukura dusmus, olmus diye. Bucur cukuru mu, ne derlerdi Bildigimiz bok cukuru yerine niye boyle derlerdi? Sivas dilinde daha mi kibar olurdu?

Koye gittigimiz de, niye sehirde tehlikeli cukurlar acmislar, cocuklar oluyor diye kendi kendimize sorardik. Koyde cukur da yoktu, hela da. Ama yine de belli ki, herkes uc asagi bes yukari ayni araziye yapardi. Obuk obuk boklari gorurdunuz. Yan yana olanlarin ayni kisiye ait oldugunu hemen bilirdiniz. Insan kendi boku kendine degince bir tuhaf oluyor, cokme vaziyetini bozmadan, donunuzu toplamadan hemen bir adim yana kayiyorsunuz. Eger hava da soguksa, biraz once sizden cikmis bokunuzdan yukselen buhara baka baka, yenisine devam ediyorsunuz.

Simdi bizim oturdugumuz apartmanda cocuklar icin yapilmis kum parkina millet kopeklerini sictiriyor. Her yer obek obek bok. Apartmanin tam ortasinda. Apartman da Biloxi sehrinin ortasinda. Kopeklerin sahiplerini buralara sicarken gormedik ama, isediklerini biliriz. Danisik Koyunde bile kimse artik sokaga yapmiyor (!) bunlara ne haller oluyor? Sormaz olaydik...

Hamama giderdik. Hamamin helasini tam akan suyun agzina yapmislar. Ya da pis suyu helaya vermisler. Yine de boktan gecilmezdi. Bizim kucuk aklimiz, bir turlu bu isi anlamazdi. Bu kadar su, her taraf bok? Bunlarin bok itecek degnekleri yok muydu?

Okul da, delige denk getirdikten sonra cikar giderdik. Baslangicta musluklarin altinda duran ibriklerin nedeninin anlamadik. Sonra anladik. Bu sefer de, Ibrikten buz gibi sularla eline doldurup, kicimiza carpmak zorumuza giderdi. Isin kotusu, elimizi kicimiza surersek, heladan cikista sabun olmazdi. Elini alip cebinde aksama kadar saklayacak halinde yok!

Camilerde de hamam misali helalar vardi. Cisli ve boklu sular bir onceki helalardan toplana toplana gelir, en sonrakinde birikirdi. Biz en bastaki helaya girmek icin ayazda beklemeye raziydik.

67 evlerde hela evin icindeydi. Hela da musluk, muslukta su akardi. Anam evin icinde hela olmasini bir turlu icine sindiremedi. Evin ortasina siciliyormus gibi bir duyguya kapildi herhalde. Bize yuksek tahta takunyalar aldilar. Elimizi muslugun altinda yikadigimizda pislik takunyalarin altindan gecsin diye. Takunyalari hela da birakirdik. Kazara ayagimizda takunya, hela kapisini azcik gecelim vay halimize. Artik hela kurallarimiz vardi. Sol elimizle yikayacaktik. Sol elimizi bir yere degdirmeden sabunlayacaktik. Biz evin icinde helayi onceleri pek hazzetmedik.

Ankaraya gittik. Ankara garinin helasina vardik. Yerler sidik dolu. Zipliya zipliya, parmaklarimizin ucuna basa basa gidiyoruz. Iseyecek bir yer bulmaya. Aslinda ileriye gitmeye hacet yok. Kapida durup iceriye dogru isesen olacak. Yok diyorlar. Iceri gireceksin. Cikista da para istiyorlar. Paran yoksa yandin.

Harbiyede helalar alafranga oldu. Alafranga ama, ibrikler ortada da duruyor. Arkadaslarin cogu baskasinin oturdugu yere oturmak yerine, klozetin ustune cikip, tuneyerek yapmayi tercih ediyor. Oyle de olunca dengeni kaybediyorsun, iyi denk getiremiyorsun. Bizim helarin adi alafranga, kendisi alaturka. Su yok. Bok cok.

Omrumuz bir gun bize ait bir helamiz olur hayali ile gecti.

Dileklerimiz ilk Kutahya da gerceklesti. Bize lojmanlarin icerisinde yapilmis misafirhane de birer oda verdiler. Iki kisi kaliyorduk. Kendimize firca, vim, kezzap alip, kendi tuvaletimiz kendimiz temizliyor, keyifle gazetemizi alip, comeliyorduk.

Tabur komutaniyim. Odamin arkasinda bir tuvalet var. Bana ait. Her seferinde temiz birakmama ragmen, ikinci gelisimde deligin etrafi kirli. Postaya sordum. Ben kullaniyorum, dedi. Kerata kullaniyor ama, kullandiktan sonra bir firca vurmak agirina gidiyor. Cagirdim. Onun gozlerinin onunde, onun boklarini temizledim. Ben sana boyle birakacagim, sen de bana, dedim. Bir sene temiz tuvaletimiz oldu.

Hava Kuvvetlerine gittik. El kurutmak icin sicak hava ufuren aletler var. Musluklarin altinda da ibrikler. Ibrikler yarim dolu. Sular kesik. Sabun eh! Havamiz var.

Kendimizi birden Amerikan tuvaletinde bulduk. Iceri giriyorsun. Su yok. Musluk yok ki su olsun? Ibrik aradik. Ibrik yok. Duvara kagit ilistirmisler. Bildigin bok, kagitla gider mi? Kagidi nereye atacagiz? Bize memlekette kagidinizi tuvalete atmayin demisler.

Sonradan ogrendik. Hic bir yerde helalarinda Musluk yok. Istersen kendi kaldigin yerde kendi ibrigini alir ve kullanirsin. Ama, umumi yerlerde ibrik yoktur.

Su coktur. Ibrik yoktur. Tuvaletten ciktiginda foss diye dunyanin suyunu akitiyorlar, bir musluk, bir ibrik akil edememisler. Lavabolarinda ise ne istersen var. Soguk su. Sicak su. Sabun. Kagit havlu. Sicak hava ufuren makina. Bu adamlarda ki zenginlik ben de olsa, bizim helalara sicak su baglatir, cifte cifte ibriklerde sulari ilistirir, kicimizi ilik suda yikarim. Pesinden de, sicak hava ufuren kurutma makinasi ile kuruturum.

Bizim buyuklerimiz bosuna dememisler. Turizmde ki basarimiz helalardan gecer diye. Haklidirlar, Bati ulkelerinde yogun bir kampanya acarak bizim -gelecegin kurutmali- helarini tanitmanin yarari vardir.


BIR REKLAM:
Katip'in katipligi bitti. Yasi elli kusurlara geldi. Issiz ve gucsuzdur. Bu sitede oykuler yazar. Katip'in oglu da katip olmaya ozendi. 1990 yilindan bu gune Amerika'da yasadiklarimizi kaleme aldi. Turkce anlattik olmuyor diye Ingilizce yazdi. Kitabin adi "America Hates Me But I Still Lover Her!" Yazarin adi: Umut Ozturk
 
www.amazon.com
www.amazon.de
www.amazon.ca
www.buch.de
www.barnesandnoble.com
 
sitelerinde satiliyor. On kusur dolar. On kusur Yeni Turk Lirasi.
Ingilizce bilmiyorum bahanesi ile almamazlik etmeyin! Ese, dosta, tanidiga, akrabaya hediye edersiniz. Sokakta gordugunuz, Alamana, Ingilize, Fransiza, Danimarkaliya, Kanadaliya, Amerikaliya, Japona verir, "bu da bizim hikayemiz!" dersiniz. Okurlar...
 
Olmadi, bir kutuphaneye hibe edersiniz.
Hem Ingilizce bilmiyorum, hem de kitabi tutarim, diyorsaniz, o da olur. Bu sitede ki oykulerimizi bilgisayariniz da basip, Umut'un kitabinin aralarina koyup okuyabilirsiniz!
 
Sizi kitabi almaya hala ikna mi edemedim?
 
Elden ne gelir!
 
Siz oykulerimiz okumaya devam edin... 








AWARA, RAJ KAPOOR, NERGIS, ANAM VE MUBASIR?

Gokce Bostan Mahallesi'nden, Cifte Minare'nin arka taraflarinda bir yazlik sinemaya giderdik. Ben hevesle anam ve babamin arasinda bir yere yerlesir, beyaz duvar da siyah-beyaz goruntuleri heyecanla beklerdim. Filim basladiktan biraz sonra, anamin ve babamin kucaklarina uzanir, filim bittiginde ayaklanmak uzere, "Avara hu..." sarkisini dinleyerek uykuya gecerdim.

Avare (Awara) filmi 1951 yilinda cevrilmis. Benim dogumumdan iki yil once. Filmin Bas rolunde oynayan Raj Kapoor, babamla yasit. 1924 yilinda Pakistan'in Peshawar sehrinde dogmus. Babamla ayni yil olmusler. Babam 14 Mayis 1988 de Alanya Camyolu'nda (Kestel,) Raj Kapoor 2 Haziran 1988 de New Delhi'de. (Yeni Delhi) Hem ikisi de ayni rahatsizlikdan. Nefes darligi ve kalp yetmezligi. Kac gun var aralarinda?

Filimde ki genc kizi oynayan Nargis (Nergis) de herhalde anamla yasittir.

Bu filimde fakir oglan, genc kiz muhakkak vardi ki anamlar kosa kosa seyrine gidiyorlardi. Ama daha da onemlisi filimde bir zalim hakim var. Bu hakim diyor ki; serseriden serseri, sucludan suclu, iyiden iyi cocuk olur. Bu felsefeyle de, guya, sucsuz birini cezalandiriyor. O cezalandirdigi haydut da gun geliyor, hakimin hamile karisini kaciriyor. Ama dokunmuyor. Hamile oldugunu ogrenip, hakimin guzel esini serbest birakiyor. Istiyor ki, herkes hakimin karisinin kendisinden hamile kaldigini dusunsun. Oyle de oluyor. Hakim cok sevdigi karisini ve ozbe oz oglunu, dedikodulara dayanamayip atiyor...

Bizim Avare, bu haydudun elinde hirsiz, ugursuz oluyor. Sonradan hakimin evlatlik aldigi, ilk okulda ki ilk goz agrisi ile karsilasiyor. Sevdigi kiz da Avukat olmamis mi?

Ask, gozyasi, sarkilar, goz yasi, yine goz yasi...

Sakin demeyin bu herif bu filmi nasil boyle hatirliyor? Dun aksam televizyonda gosterdiler. Gec vakitti. Oglum da benimle biraz izledi. Awara Hu nun bazi tekerlemelerini hala, hem de usulune uygun mirildanabildigimi benim cocuklar da gordu?

Filmin sonunu getiremedim. Anamin kucagina uzanir gibi, sol yanima dondum. Bacaklarimi kivirdim. Oylesine dalmisim...

20 Haziran 2003


ARKADASIM SIRRI
Gokce Bostan Mahallesi nde bizim sokaga Sagir Hasan in tarlasi istikametinden geliyorsaniz; sagda giriste iki katli ahsap bir ev vardi. Sanki kucuk bir bahcenin icerisinde, sokaga giren cikani kontrol eden nobet kulesi gibiydi. Onun yaninda sirayla; Mehmet Amcalarin evi, Kesirikli Fadime teyze, ve kosede iki katli bizim ev.

Memed Amcayi ben hatirlamiyorum. Karisi Senem, oglu SIRRI yi ya benden bir gun once, ya da benden birgun sonra dogurmus. Dogrusunu anam bilir. Bir firsatini bulursam, dogrusunu ogrenirim.

Sirri ile kavgalarimiz meshurdur. Daha dogrusu bizim baslattigimiz kavgalarin sonunda, analarimizin birbirleri ile kavgalari, gunlerce suren kuslukleri daha da meshurdur. Bir keresinde mahalede savasiyorduk! Attigim tas -pek tas atmasini da becerememe ragmen- Sirri nin kafasina geldi. Saklandigim yerden Sirri nin, anasi Senem Teyze nin, anamin bagirtilarini duyuyorum. Arkadaslar haber getiriyor, Sirri nin kafasindan sitiller dolusu kanlar akiyor diye. Kafasindan sitiller dolusu kanlar akan Sirri ile biz on-onbes dakika sonra baska bahcenin baska agacinin altinda yeni bir oyuna dalmisken, analarimizin birbirine bagirislarini duyardik.

Sirri nin once agabeyi, sonra babasi cok erken olduler. Ablalari da vardi. Sonradan duyduk ki onlarda erkenden olup gitmisler. Memed amcanin sulalesinden bir Sirri kaldi. Sirri biz orta okula giderken muzisyen olmus gitar caliyordu. Bir ara Ankara ya gitmis, donusunde bize televizyonu anlatiyordu. Diyordu ki, sinemaya bir kamera koymuslar, sinemaya gitmeden evden filim seyrediyorsun. Sirri yi hayran hayran dinlemistik.

Sirri bir ara yolcu otobuslerinde muavinlige basladi. Biz Sirri nin koskoca otobusleri park yerinde nasil calistirdigini, nasil ileri geri gotudugunu kendisinden dinlerdik. Sofor sarkisini ilk defa Sirri dan dinlemis, cemcuk agizlinin sarkisina doyamamistik. Bize her geldiginde isteklerimizin basinda Sofor sarkisi gelirdi:

Yalla sofor
yolda durma
bir saatlik yolu
beste bitirme
yalla sofor yalla
abar beni

Biz de, SIRRI da ayni yaslarda asker olduk. Sirri askerde sofor olmus. Kocaeli civarinda odun tasiyan askeri cemsesini surerken kaza yapmis. Sirri olmus.

Mehmed amcanin ailesinden kala kala Sirri kalmisti. O da yirmilerinde gitti. Senem Hala oglu Sirri icin ne kavga edebildi, ne de aglayabildi. Arkadasim Sirri nerededir? Nereye gomduler? Bilmiyorum.

Sahi; Sirri nin soyadi neydi?


INCE MEMED
Orta Okul son, Lise birinci sinif siralari Guzel Ciltli, suslu kitaplara ilgim artmisti. O siralar ALTIN KITAPLAR YAYINEVI'nin kitaplari cok fiyakali olurdu. Guzel kokarlardi. Guzelliklerine bakarak ve koklayarak kitap almaya basladik...

Kitap paralarini babamin duvarda ki civiye astigi pantolonun cebinden asiriyor veya anamin (Bir kilo) istedigi eti, sekeri, unu, yediyuzelli gram alarak denk getiriyoruz.

Benden sonra da kardaslarimi ayni uygulamalara zorladim. Zavalli anam bir turlu gercek bir kilonun nasil bir kilo oldugunu ogrenemedi...

Aldigimiz kitaplari da ziyan olmasin diye okuyoruz: Don Nehri Sakin Akar, Anna Karanina, Dr. Jivajo, Boyali Kus...

Bir gun Sivas Postahanesi'nin tam karsisinda ki Kitabevi'nin vitrininde bir beyaz kapakli kitap dikkatimi cekti. Beyazin uzerinde de bir at, atin ustunde hayal meyal biri var gibi. Elle yapilmis, yagli boya bir resim. Iceri girdim. Kitabi aldim kokladim. Cok da guzel kokuyordu. Galiba onbes liraydi. Aldim.

Kitaplari eve goturdugumde, giristeki pencerenin onune koyuyor, kapidan elim bos giriyor, kitabi odanin penceresini acip, gizlice iceri aliyordum.

O gun isler yolunda gitmedi! Galiba anama yakalandik. O da babama soyledi. Babam kitaba soyle bir goz gezdirdi, bir iki sayfasina bakti. Sonra bana donup; (oku bakalim ne diyor?) dedi. Kitap kalin. Evin ortasina bagdas kurup oturduk. Ben okumaya basladim...

Gece yarisi oldu biz hala okuyoruz. Bogazim gicik kaptiginda okumayi ablam devraliyor, anam bogazim yumusasin diye bana ihlamur getiriyordu.

Kitabin bir yerinde genc kizin kalcalarinin toprakta iz biraktigi gibi seyler yaziyordu, babama sorar gozlerle baktim. kafasini sallayarak (Okumaya devam ) etmemi onayladi.

Yasar Kemal'in Ince Memed' inin son bolumunu sabah agarirken bitirirken, kendim artik Ince Memed olmustum:
"ABDI AGA! ABDI AGA!":

.......
Memed basini agir agir kaldirdi. Gozleri gene oyle isiga kesmisti. Kafasindan sari parilti akti, kaynadi.

"Ali kardas! Gece yarisi evinde olur mola? Bulabilir miyim?"

"Bulursun. Elinle koymus gibi. Korkusundan gece bir adim bile atamaz gece."

"Evi bir daha iyice soyle hele."

"Hapishane var ya, var. Sen orayi bilirsin Haa, iste onun saginda Candarma Dayirasi var. Candarma Dayirasini az gecince, sokagin oteki ucunda civit boyali bir tek ev var. Sen gece gidecegine gore, boyasi gozukmez. Yalniz bir tek ev. Uzun minare gibi bir bacasi var. Oradan dogrultursun. Belli olur. Gozune hemen carpar. Uzun.Iki katli. Oradaki evler hep bir katli. Abdi Aga gunbatidaki odada yatar, tek basina. Alttaki buyuk kapi arkadan surguludur. Bir yarik vardir. O yariktan hancerini sokar yukari kaldirirsin. Acilir."

Memed, bir sey soylemeden kalkti, ata dogru gitti cozdu, atladi. Doludizgin... Ruzgar gibi suzuluyordu at. Yalisi kaval gibi duruluyordu. Kulagina asagidaki degirmenin sakirtisi gelince kendine geldi. Atin basini cekti. Azicik bir sure durdu. Kulak verdi. Sonra, ati agir agir surdu. Tufeginin agzina kursunu verdi. Tabancasina da...Tekerleklerin evinin orada at urker gibi yapti. Burada ati mahmuzladi. Carsinin ortasindan gecti. Kahvelerin luks lambalari daha yaniyordu. Birkac adam ona tuhaf tuhaf bakti. Bu gunlerde silahli adamlara o kadar sasmiyorlardi. Olagandi. Bos verdiler. O, adamlari gormedi bile. Caminin yanindaki sokaktan yukari surdu. Uzun bacali ev sola dusuyordu. Evin onunde attan indi. Ati avludaki buyuk, karanlik dut agacinin yatik dalina bagladi. Hancerini soktu, evin kapisini acti. Yukarda isik yaniyordu. Merdivenleri ucer ucer cikti. Kadinlar, cocuklar Memedi gorunce bir kiyamettir kopardilar. Dogru gunbatidaki odaya gitti. Abdi Aga, uykulu kollarini acmis geriniyordu.

"Ne var? noluyor?"diye soruyor, geriniyordu. Vardi, kolundan tuttu, salladi:

"Aga Aga! Ben geldim Aga!" dedi.

Abdi gozlerini acti. Once inanamadi. Sonra gozleri acik oyle kalakaldi. Gozlerinin karasi bile apak kesildi. Disarida bir kiyamettir kopuyordu. Memed elindeki tufegi dogrulttu. Abdi Aganin gogsune uc el ates etti. Kursunlarin ruzgarindan odadaki lamba sondu. Yildirim gibi merdivenlerden asagi indi, ata bindi. Bu sirada candarmalarin haberi olmus evi boyuna kursunluyorlardi. Ati doludizgin Toros'a surdu. Arkasindan kum gibi kursun kayniyordu. O hizla kasabayi cikti.

Gun doguyordu ki koye girdi. Orta yerde atin basini cekti. At terden kapkara olmus, gogsu koruk gibi inip inip kalkiyordu. Boynu, sagrisi kopuge batmisti. Memed de cok terlemisti.Ter, kulunclarindan fiskirmisti. Yuzu percemi ipislakti. Gun bir adam boyu yekindi. Golgeler ucsuz bucaksiz batiya dogru uzadi. Islak at tepeden tirnaga isiga boguldu. Her yani piril piril. Oyle dimdik.

Koyluler, onu orta yerde, at ustunde dimdik, kaya gibi gorduler. Yavas yavas, sessizce, coluk cocuk, genc yasli dort bir yanini aldilar. Kocaman bir halka oldular. Ortalikta cit yoktu. Soluk alislari bile duyuluyordu. Gozlerini ona dikmislerdi. Yuzlerce goz ustundeydi. Susmakta inat ediyorlardi.

Orta yerdeki dimdik, kaya kesilmis atli azicik kimildadi. At bir iki adim atti sonra durdu. Atin basini kaldirdi. Gozlerini kalabaligin ustunde gezdirdi. Huru ana sapsari kesilmis, kurumus, kani cekilmis, gozlerini kocaman kocaman acip ustune dikmis ondan bir soz, bir devinme bekliyordu. Sonra at gene kimildadi. Memed ati Huru Anaya dogru surdu. Onune gelince atin basini cekti.

"Huru Ana! Huru Ana!" dedi. " Oldu. Hakkinizi helal edin."

Alidagi tarafina dogruldu. Bir kara bulut gibi koyun icinden suzuldu, cikti. Gozden yitti. Cift kosma zamaniydi. Dikenliduzunun bes koyu bir araya geldi. Genc kizlar en giyitlerini giydiler. Yasli kadinlar, sutbeyaz, sakiz gibi beyaz basortu bagladilar. Davullar calindi...Buyuk bir toy dugun oldu. Durmus Ali bile hasta haline bakmadan oyun oynadi. Sonra bir sabah erkenden toptan cakirdikenlige gidip atese verdiler. Ince Memedden bir daha haber alinamadi. Imi timi bellisiz oldu. O gun bu gundur, Dikenliduzu koyluleri her yil cift kosmazdan once, cakirdikenlige buyuk bir toy dugunle ates verirler. Ates uc gun uc gece duzde, doludizgin yuvarlanir. Cakirdikenligi delicesine yanar. Yanan dikenlikten cigliklar gelir. Bu atesle birlikte de Alidagin dorugunda bir top isik parlar. Dagin basi uc gun uc gece agarir, gunduz gibi olur.

..............................................
FOTOGRAF: Ben Fatte Ninemi Fesli bilirim. Fesini cikardiginda, acilan o gur saclarini gordugumde, o kucuk fesin icine nasil o kadar sac girer diye dusunurdum.

Gumus takilarin onundeki altin takilar, "baslik" altinlari. Baslik da mi ne?


BIR REKLAM:
Katip'in katipligi bitti. Yasi elli kusurlara geldi. Issiz ve gucsuzdur. Bu sitede oykuler yazar. Katip'in oglu da katip olmaya ozendi. 1990 yilindan bu gune Amerika'da yasadiklarimizi kaleme aldi. Turkce anlattik olmuyor diye Ingilizce yazdi. Kitabin adi "America Hates Me But I Still Lover Her!" Yazarin adi: Umut Ozturk
 
www.amazon.com
www.amazon.de
www.amazon.ca
www.buch.de
www.barnesandnoble.com
 
sitelerinde satiliyor. On kusur dolar. On kusur Yeni Turk Lirasi.
Ingilizce bilmiyorum bahanesi ile almamazlik etmeyin! Ese, dosta, tanidiga, akrabaya hediye edersiniz. Sokakta gordugunuz, Alamana, Ingilize, Fransiza, Danimarkaliya, Kanadaliya, Amerikaliya, Japona verir, "bu da bizim hikayemiz!" dersiniz. Okurlar...
 
Olmadi, bir kutuphaneye hibe edersiniz.
Hem Ingilizce bilmiyorum, hem de kitabi tutarim, diyorsaniz, o da olur. Bu sitede ki oykulerimizi bilgisayariniz da basip, Umut'un kitabinin aralarina koyup okuyabilirsiniz!
 
Sizi kitabi almaya hala ikna mi edemedim?
 
Elden ne gelir!
 
Siz oykulerimiz okumaya devam edin... 




SIHHIYE ORDUEVI
Sihhiye Orduevi Ankara'nin gobeginde sayilir. Milli Savunma, Genelkurmay, Kuvvet ve Jandarma Komutanliklarina gecici gorevle gelen subaylar icin yurume mesafesindedir.

Ilk defa Sihhiye Orduevine galiba 1975 yilinda gittim. Giriste sagda resepsiyon var. Bir veya iki Memedcik bekliyor. Yer istiyorum, diyorsunuz. Esyalarinizi karsidaki vestiyere birakin. Yer icin Otel Kisim Amirini goreceksiniz. Vestiyerle, Resepsiyonun arasinda ki kosede, kapisinda Otel Kisim Amiri/ Nobetci Amiri yazan bir oda var. (Belki biri, belki de ikisi birden. Ama biri muhakkak yaziyor.) Tam karsida bir masa. Masanin onunde bir sehpa. Sandalyeler.

Sira size geldiginde iceri giriyorsunuz. Kendinizi takdim edip, bekliyorsunuz. Gorevli subayin onunde kocaman bir defter. Defterde belli ki bos odalar, ya da odalarda kac yatagin bos oldugu yaziyor.
Adin, soyadin? Kafasini kaldirir sa, rutbeni sormuyor. Kac gun? Uc ay olmaz. Onbes gun veririm. Cikar yeniden giris yaparsin. Emredersin.

Ilk kaldigim odada sekiz kisi miydik? Galiba. Odada banyo, tuvalet yok. Koridora gidiyorsunuz. Orada helalar ve duslar var. Sular her zaman akmiyor. Sicak su zamanli. Pazartesi 6-7, Cuma 5-7, Pazar 3-5 arasi. Yani, uc asagi bes yukari, boyle.

Yemekhaneye genellikle aksam isten geldikten sonra gidiyoruz. Siz deyin lokanta. Altta bir salon. Ustte dort tarafi dolanan bir balkon. Balkondan asagiyi seyrediyorsunuz. Aksam tam altida aciyorlardi. Masalara dilimlenmis ekmekleri yerlestiriyorlar. Hesaba gectiklerinde ekmek ve su icin ne diye yaziyorlardi? Kuve? Hatirlamiyorum.
Saati yaklastikca kalabalik artiyor. Masaya ilk oturmasi iyi oluyor. Hic olmaz sa daha temiz, sonra istedigin yemek kalmadi demiyorlar. Kapilar acilinca kosturuyorsunuz. Tanidik, tanimadik fark etmiyor. Masanin birinde, bir sandalyeye ilisiyorsunuz. Memed gelip sirayla siparisleri aliyor. Hepsini birden soyluyorsunuz. Haslama tavuk, pilav, kavun, coban salata, bir duble raki. Buz olur mu diye, utana sikila soruyoruz. Memed, bakalim, diyor. Ekmek bol olsun...

Yaz aylari, yazlikta yiyorsunuz. Uzeri musambalarla kapanmis, bahcede. Sanki daha dar. Bir kosturmaca. Emeklilere kiziyoruz. Bunlarin ne isi var, evlerinde niye yemezler, diye. Yazlik yemekhanenin tam karsisinda pasalarin yeri var. Bakiyorsun, bir veya iki kisi yemek yiyor. Baslarinda beyazlar giyinmis bir garson, biraz geride bekliyor. Suyu bitince hemen dolduruyorlar. Pasalarin Sihhiye Orduevinde ki odalari ayri binada. Oraya subaylar giremezdik, nasildir, bilmiyoruz.

Bir gun kiz arkadasim gelecek. Pastahane de bir cay, bir dilim yas pasta ismarlayacagim. Nobetci amiri olmaz dedi. Es, bakmakla mukellef oldugun ana, baba, cocuklar. Baskasi olmaz. Cok sert bir adamdi. Usteleyemedik. Resepsiyonda ki Memed acidi halime. Tegmenim, dedi. Merak etmeyin. Ziyaretciniz ne zaman gelecek? Ziyaretcimizi Memedler, Pastahaneye almislar, ne arzu edersiniz diye sormuslar, servisini yapmislar. Bana odaya haber verdiler. Ziyaretciniz var diye...

1993 yili. Kurmay Yarbayim. Hava Kuvvetlerinde gorevliyim. Yine yer lazim. Yine Nobetci Amirine veya Otel kisim Amirine gidiyorsunuz. Yine onbes gun. Odalar bu sefer iki kisilik. Oda da bir tuvalet, bir lavabo, bir de dus var. Sicak su yine saatli akiyor. Yaninizda yatan adamin, huyunu suyunu iyi bilmek lazim. Ne zaman kalkar? Ne zaman cise gider? Ne zaman yikanir? Sabununuzu her dustan sonra sarip, kaldirmak gerek. Sabunluga sabunu ittirerek yerlestirirsen, oteki kayip dusuyor. Helalar alafiranga. Arkadan bir boru uzatmislar. Teharet icin. Ne kadar dikkatli olsan, o ince su borusunun ustune yapiyorsun. Orada kuruyor. Tuvalet kagidi yok. Kendin alacaksin. Kendin aldiysan, dolabina koyup, ihtiyacin oldukca biraz biraz kopararak kullaniyorsun. Zaten kurulamak icin kullaniyorum. Devrem Omer demisti ki, islak birakirsan, basur dahil, bir suru rahtsizlik peydahlaniyor... Sular akmiyorsa, bir sans, dusun alt borusunda kalan sulari bir plastik ibrige doldurabilirsin. Yoksa? Beraber kaldiginla aran iyiyse, tuvaletten bagirip, rica ediyorsun. Kat gorevlisine soylermisiniz? Tuvalette kaldik. Kat gorevlisini yakalarsak, telefon ediyor. Su, diye.

Amcam ziyaretime geldi. Kurmay Yarbayiz. Almadilar. Amcamiza bakmakla mukellef degiliz, diye. Sonra arkamizdan bir haber geldi. Bahcede otursunlar. Demese ne yazar? Amcama giremezsin mi diyecegim? Memedlerin birinden izin isterdik...

Obur binada uygulama nasil?

YAKIN BOGUSMA
Acemi Er'lere Yakin Bogusma ogretiyorum. Konumuz bogmalardan kurtarma. Seni birisi bogazliyor. Nasilkurtulacaksin? Hemmen kucuk parmaklarini kavriyorsun, disa dogru bukuyorsun, hasmin yere yikiliyor. Biz gosteriyoruz. Mehmetcik ikilesmis birbirinde uyguluyor. Ama pek de inandirici degil.
Kendimize cok guveniyoruz. Nasil guvenmezsin? delikanlilik caginda en cok spor yapanlardan, dogru durust gida alanlardan sayiliriz. Hava Harp Okulunda bize cok iyi baktilar. Sular kesilse bile, yikanirdik. Uc ogun yemegimiz vardi. Camasirlarimiz yikanirdi. Sabah, aksam spor yapardik. Subay ciktik cikali bunlarin hicbirisini bulamiyoruz. Saclarimizi sik sik yikiyamiyoruz diye, mehmetcik gibi sifira vurdutmusuz. Fakat, komutan olmanin da verdigi hava ile olsa gerek, kendimizi guclu ve saglikli hissediyoruz.
Baktik, egitim iyi gitmiyor. Bolugu topladik. tek tek mehmetcikleri cagirip, beni bogmalarini istiyorum. Kucuk parmaklarini tutar, tutmaz yikiliyorlar. Komutana nasil dirensinler?
Aliyi cagirdim. Dogulu. Iki metreye yakin bir oglan. Turkceyi anliyor. Konusamiyor. Ben o kurtce konusursa anliyorum. Bende de kurtce konusma yok.
Ali dedim. Bogazimi butun gucunle sikacaksin. Sorar gozlerle bakti. Gercekmiyim, diye. Evet, dedim. Butun gucunle sikacaksin. Acima yok. Tamamm mi? Emret komutanimdeyip, bogazimi kavradi. Bogazimi kavradigi yetmezmis gibi, gozlerim tam onun gozlerinin karsisina gelecek sekilde havaya kaldirdi. Ben havada cirpinmaya basladim. Alinin parmaklari kelepce gibi. Tutamiyorsun. Tutsan, acamiyorsun. Aliniyle goz gozeyiz. Ali gozlerimin icine bakiyor. Saskin saskin. Birak, diyemiyorum. Benden hirilti cikiyor. Ali hala benden bir emir bekliyor. Birakirsa o na bir sey dermiyim, diye. Benim gozler devrildi. Ali anladi. Bogazimi birakti. Bos cuval gibi yere dustum...



SERA
Kapimizi calmadan gelirdi. Hos sohbetti. Kirk yillik Turk karisi gibi saygiliydi. Sohbet etmeye bayiliyordu. Geciyordu karsimiza, soylesiyorduk ara, sira.

Ne yapiyordum, nerelere takiliyordum. Merak ediyordu. Cuma aksamlari bir tek cikiyorum, diyordum. Sahile kadar yuruyor, iki, bilemedin uc kadeh iciyor, sohbet ediyor, yuruyerek geri donuyordum. Hem de, on yildir, ayni yere takiliyordum. Mardi Gra. Gelen arkadaslarin hepsini Mardi Graya goturmustum. Kimi benim gibi sevmis, kimi hic sevmemisti. Maceralarimizi da anlattim. Kimler nasil sarhos olmus, nasil Samanyolu sarkisini soylemis, bizim sarkiyla kimler mest olmamisti. Siz niye gelmiyorsunuz, diye sordum. Gulumsedi, geliriz, dedi. Yavasca.

Bir aksam, yine takiliyorum. Ucuncu kadehi bitirdim. Kafa iyi. Yuruyerek eve donmeye hazirim. Tam arkamdaki masada bir guzel kadin. Sicak sicak bakiyor. Seytana uydum. Dilim tutulsaydi. Ayagim kirilsaydi da, yanina gitmeseydim. Konusmasaydim. Dans edermisin dedim. Vay nat, dedi. Biz elini tutalim dedik, o boynumuza sarildi. Yanak yanaga geldik. Bir-iki dakika bile gecmemisti. Bir el vurdu omuzuma. Uyandik, o kabustan. Utanmaz adam, diyordu. Sen buralarda karilarla mi? Geri dondum. Bizim hanim. Arkasinda da o. Gozlerini bana dikmis, herhalde gulumsuyordu.

Yoksa, bana mi oyle geldi?

HELGAYI EN SON BIZ GORDUK!
Denize yuzunuzu cevirdinizde, saginizda ta uzaklarda Alanya Kalesini, solunuzda denize uzanmis burunlari goruyorsunuz. Dalgalar, fos, hish sesler cikartarak sahile vururlar. Arada bir Poff! Diye, gurultuyle vurduklari da olur. Kisin sahile bir kac balikci koyluden baska kimse inmiyor. Toprak oylesine veriyor ki, denize karin doyurmak icin hic ilgi duymamislar. Deniz ha bire, yorulmadan, usanmadan birseyler tasiyor sahile. Sari deri ciltli kitap mi dersiniz, ici yarim dolu mazot varili mi, kutular, gozluk, agaclar, odunlar. Bazen de sahil kipkirmizi oluyor. Koyluler fazla domateslerini dereye dokmusler, dere denize, deniz de geriye iade ediyor. Sahilde domates mi kalir? Kurtlar, kuslar, bocekler. Iki gunde kirmiziya boyanmis sahili, maviye ceviriyorlar. Eger deniz sariysa portakal, yesilse musmula!

Arkanizi denize donun, karsinizda Toroslar. Yesil, gri, dimdik, heybetli tepeler. Bazen bulutlar eteklere kadar iniyor. Tembellik etmezseniz, sahilden gorunen o heybetli genc tepeye sabah erken baslayip yuruyuse, oglene dogru ulasir, gun kararmadan da donersiniz. Cok yakin.

Tepelerle denizin arasi yesillik. Yesillikten koyun evleri gozukmuyor. Muz dallari ayaklarinizin dibine dusuyor. Eger yoldan gitmiyorsaniz, agacindan yere dusmus, portakal, malta erikelerine basa basa yuruyorsunuz.

Cennet ki, ne cennet. Elli yil oncesi Alanya ya gelen Avrupali donusunde Alanyayi esine dostuna fisildiyarak anlatiyormus. Cennetin sirrini aralarinda sakliyorlarmis. Sihir bozulmasin, bu cennete insan, ev, otel, araba dolmasin diye.

Helga ondokuzunda. Adeleli bacaklari, kirmizi yanaklari olan, canli, kanli bir genc kiz. Duymus Alanyayi. Ta oralardan, Alanyanin hayali ile yana tutusa, gah otobus, gah tren, gah yuruyerek, Alanyaya vasil olmus. Bir sabah, dayanamamis cennetin guzelligine, mayosunun ustune sortunu, ayaklarina keten spor ayakkabilarini cekmis, sirtina azik cantasini alip vurmus sahile. Once kayalardan seke seke yurumus. Sonra kendisi gibi genc, dumanli tepeye bakmis. Genc tepe, genc Helgaya gel demis. Muz bahcelerinin icinden, portakal agaclarinin altinda gecerken rastladigi koylulere, Guten Morgen, diyormus. Helga yi bir daha goren olmamis.

Kir saclari sapkasinin altindan fiskirirdi. Hani ustu koruklu, korugu ile teregi bitismis, bir zamanlar ortaokul liselerde mecburen giydirilen sapkalardan. Ataturkunde bir fotografi var bu sapkayla. Koruklu pantolon giymis, kafasinda bu turden bir sapka.

Salvarinin ustune kalin cizgili bir gomlek giyerdi. Gomlegin yakasi siki sikiya kapaliydi. Ayaginda corap yoktu. Sadece bir lastik ayakkabi. Zaten bizim koyluler, corap giymezler. Lastiklerini cikarip eve girdiklerinde, ayaklarinda ki lastik izini hemen gorurduk. Eger lastigin delikleri varsa, ciplak ayakta delik izleri siyah siyah noktalar olurdu. Parmaklarinin arasinda, zift gibi, vicik vicik kapkara lastik camuru olurdu.

Elinde ki sopasina dayanir, sahilde bir kayanin uzerine dikilir, uzun uzun denize bakardi. Sonra kafasi onunde sahilde, bir o yana bir bu yana yururdu. Saatlerce. Bazen denizden donusunde bizim duvara oturur, dinlenirdi. Belki bir iki seferinde bir tas su istedigi olmustur. Arada bir de, bahcelerden sahile yururken, elinde ki sepeti bizim kapiya birakirdi. Biraz muz, biraz musmula, biraz yaz portakali. Bilirdi ki bizim bagimiz, bahcemiz yoktur. Yabanciyiz.

Cok az konusurdu. Esmer yuzu gunestende yanmis. Kapkaraydi. Yuzunde ki cizgiler cok derindi. Bir gun, genclikten dem vuruldugunda, bizim kardaslara anlatmis. Kiz cok guzelmis. Yurudukce kalcalarinin eti disari firliyormus. Cekmisler bir agacin altina. Genc kiz gozleri ile yalvarmis. Ne olur, diye. Dinlememisler. Kiz diyormus ki ne olur, tamam, artik baska birsey yapmayin. Nasil (yapmayin) diyordu, nasil oyle anladilar? Anlamislardir. Hayvan degiller, ya? Jandarmadan korkmuslar. Biz bu kizi birakirsak, demisler, jandarma bize etmedigini birakmaz. Parcalamislar. Kucuk kucuk Parcalarini bir birinden cok uzaklara gommusler. Helga yi arayanlara da, hic gormedik, demisler.

Anlatirken, agliyormus. O gun, bugun uyumadim. Her gece yuzu gozumun onunde. Rahat bir uyku icin olumu bekliyorum.

Bizim ak sacli ihtiyar, 70 li yillarin, ikinci yarisinda oldu.

Rahat uyuyor mudur dersiniz?


ALTINLARIM CALINMIS!
Bizim karinin Turkiye'den getirdigi on bilezigi, bir iki kupesi, yuzugu var. Bankada kasaya koy demistim. Gecenlerde aklina yatmis. Iki parca haricinde hepsini kasaya koymus.

Dun dedi ki, evde biraktigim bir bilezik, bir de yuzuk yok. Kimsenin gunahini almayayim. Ama! Amasi var. Iki gun once Rikiyi cocuklarin odasinin onunde beklerken gormus. Riki, aslinda Ricky yaziliyor, zenci bir cocuk. Terbiyeli, utangac, 18 yasinda. Belki Haruka ile ayni boyda. Bizim ufak oglan, yahu anne, dedi. Niye Riki de, Haruka degil? Yok, dedi, Gaye. Rikiyi dun yukarida sizin odanin kapisinda beklerken gordum. Gunahini almayayim, ama? Bana ogle geliyor ki, altinlar gitti.

Neyse bugun bankaya gittik. Hanimin altinlarina baktik. Hepsi de, bankanin kasasinda duruyor.

Gunah belki almadik ama, utandik!

5 Mayis 2003
Biloxi

OTOBUS YOLCULARI
Ilk otobus yolculugumuzu Sivas tan Zara ya yaptik. Uzun burunlu bir otobustu. Surgulu pencerelerini bir turlu acamamistim.

Sonra otobus yolculuklarimiz devam etti. Sivas tan taa Ankara'ya babamla gittik. Sonrasi Kenanla Izmire yalniz gittik. O 13 se ben 16 yasindayim. Burunsuz otobusler cikti. Radyo reklamlarinda once bir ses duyardik, vivvv, diye. Sonra biri oburune sorardi: Ne gecti? Magurus gecti. Magurus otobuslere de bindik.

Otobuslere binmeden once hep derdim. Insallah yanimdaki herifle ortadaki kolluga dirseklerimizi koymada bir sorun cikmaz. O one koyarsa, ben arkaya dirsegimi ilistiririm ama, bazilari ha bire dirseginin yerini degistiriyor.

Bir de uyurken ustume yikilanlar. Eger iri yari biriyse ittirsen de ittiremiyorsun.

Neyse. Kimbilir kac yuz kere otobuse binmisizdir. Beraber yolculuk ettigimiz, yanak yanaga uyudugumuz, belki bir iki laf ettigimiz bu yolcularin hic birisini hatirlamayiz. Bazilari haric.

Eskisehir Otobus Gari'na Cuma aksami vardigimda saat sekiz gibiydi. Yuksel Turizm'in Izmire giden iki seferi var. Biri 10'da. Oburu gece birde. On arabasinda yer yok dediler. Bir arabasinda ahlaya vahlaya yerlerimizi aldik. Diyelim iki bucuk, uc de Kutahya garinda oluruz. Cebimde taksi param var. Ucbucuk da yataktayim.

Benimle birlikte ahlayan vahlayan genc bir delikanli daha var. Ofluyor. Pohluyor. Biletini aldi. Bu gidisle sabah evde olurum, dedi. Iyi ya, dedim. Herkes ayaktayken! Yuzume kotu kotu bakti. Disarida oturuyoruz. Sohbet koyulasti. Askerligini bitirmis. Son bir ay Deniz Hastahenesinde kalmis. Istirahat. Pesinden de teskere. Tavsanlinin bir koyune gidecek. Gidecek de, Tavsanlidan koy yuruyerek iki saat. Parasi yok araba tutmaya. Yuruyerek giderse bu hesaba gore gun agaracak. Ana, baba ve de yavuklu ayaklanmis olacak? Soyleniyor, inliyor, baska sirketlere gidiyor. Yalvariyor. Yer yok. Derdi, herkes yataktayken koye varip, kendini yataga atmak. Askere gittigimde alti aylik evliydim, diyor. On otobusunde yer yok diye, butun hayaller buz gibi olmus, deli danalar gibi bir oraya bir buraya kafasini vuruyor. Ne care? Herkes ayakta olacak!

Kac para Tavsanlidan koye taksi, dedim. Dedigi paradan biraz fazla benim cebimde var. Benim taksi parasi. Benimde derdim, kimse ayakta olmadan yataga girmek.

Dur hele, dedim. Bekle burda. Simdi geliyorum. Karsida Merkez Komutanligi'nin karakolu var. Gittim. Kutahya Er Egitim Tugayi Nobetci Amirine telefon ettim. Ustegmen Cemal. Cemal ben biliyorsun Ankara da gorevliydim. Kutahyaya geliyorum. Beni garajdan aldirir misin? Kacta komutanim. Iki bucuk uc gibi. Hangi turizm? Yuksel. Tamam komutanim. (Cemal Ustegmenin hakkini yemiyelim. Emredersiniz komutanim, demistir.)

Dondum. Bizim Kutahyali beni bekliyor. Sana taksi parasi buldum dedim. Sevincten deliye dondu. Sohbet koyulasti. Ben de asker oldugumu soyledim. Cok karta kacmissin abi, dedi. He, dedim. Oyle oldu. Bir otobusu ile yanyana, dirsek, dirsege, kol kola, bazan yanak yanaga giderken, o devresine koye vardiginda neleri nasil yapacagini butun perdeleri kaldirmis anlatiyordu. Dort gibi yatakta olsa, sabaha kadar uyumazdi artik. Oglu olursa, ismini Kemal koymaya da soz verdi.

Adasim (olduysa) sanirim 18 yaslarindadir.

23 Mayis 2003

OTOBUS YOLCULARI-2
Agustos sicaginda oglen bir gibi Afyon'a gidiyoruz. Otobus tiklim tiklim. Arada tabure de gidenler var. Bazi koyluler, ayaklarini bagladiklari tavuklarini koltuklarin altina koymuslar. Tavuklar arada bir ciyakliyorlar. Ama bu arada en buyuk ciyaklama bir bebekten geliyor. Zavallilinin nesi var bilmiyorum ama belli ki bir rahatsiz. Kurtarin beni diyemiyor. Avazi ciktigi kadar bagiriyor. Yolcu bagirtitan huzursuz. Aman hanim sustur su cocugu diyorlar. Kadin telas icinde. Agzina emzik veriyor. Durmuyor. Emzir diyenler var. Emziriyor. Hayir. Bebek susmuyor.

Arkalardan kelli felli bir adam koltugundan kalkti, kadinin yanina yurudu. Ac sunun kundagini, dedi. Adam belli ki murekkep yalamis biri. Kocasi kadina eliyle isaret etti. Ac, ac! Bizim kelli felli adam bebegi cis cibil etti. Bebegin sicaktan porsumus kici icin muavinden su istedi. Bize sise suyumuz kalmadi diyen muavin kosturdu. Kasanin derinlerinden iki sise suyu cikarip getirdi. Bizim adam once bebegin kicini, sonra onunu bir sise suyla yikadi. Sonra diger sise suyu bebegin basindan asagiya doktu. Aglama durdu. Bebek zevkten dort kose, gigi gigi diye bizim herife elllerini uzatmaya basladi. Bizim kelli felli, oturakli, tumturakli otobus yolcusu anneye dondu. Sakin ustunu kapatma. Birak cocuk ciplak kalsin. Anne saskin. Bizim yolcuya saygiyla, peki doktor bey, dedi. Peki.

Bizim otobus yolcusu doktor muydu? Bilmiyorum. Ama yerine oturdugunda muavin o istemeden bir sise soguk su goturdu.

Buyur abi!

OTOBUS YOLCULARI-IHTIYAR
Bu sefer bizim otobus Anadolunun bozkirlarinda yol aliyor. Orta siralarda bir ihtiyar var. Sakallari nerdeyse beline kadar. Ne agzi belli. Ne burnu. Kivir kivir, merinos koyunu gibi, bembeyaz bir ihtiyar. Onunde bir bastonu var. Mese agacindan parlatmislar. Sanki baston da ihtiyar kadar yasli. Otobus giderken, ihtiyar one arkaya ahenkli bir sekilde gidip, birseyler mirildaniyor. Yanda ki siradan iki genc ihtiyara takilmaya basladilar.

Ne okuyon amca?

Dua ediyorum evladim.

Sesli et de biz de sebeblenelim!

Ihtiyar gulumsedi. Cevap vermedi. Mirildanmaya devam etti.

Sen agzini nasil buluyorsun amca? Pesinden sesli sesli, piskin piskin gulduler.

Amca yemek den sonra sakalini yikiyor musun?
Pis kokmuyor mu?

Isi cigirindan cikardilar.

Kokusu buraya geliyor! Kes su pis sakallari. O degnek ne ise yariyor?

Ihtiyar cevap vermedi. Sustu. Gencler cevap alamayinca ayaklandilar. Ihtiyari iteklemeye basladilar. Konussana?

Ihtiyar basini kaldirdi. Genclerin yuzlerine bakti. Biri ihtiyarin suratina tukurdu! Pis herif! Otobusde ses yok. Cit cikmiyor. Ihtiyarin gozleri doldu.

Ne diyem. Gozun ciksin!

Ondan sonrasi sanki yavaslatilmis bir filim gibi. Hersey saniyeler icinde oldu bitti. Otobus kasabanin icinden geciyor. Yolun kenarinda elinde lastik sapani ile oynayan bir cocuk sapanini otobuse dogrultu. Bizim gencten bir bagirti.

Vay anam! Gozum! Gozum!

Bir de baktik, ihtiyari itekliyen genc sag gozunu avucunun icinde tutuyor!

.....
OTOBUS YOLCULARI-4
Dun bizim oglan bu site de biryerlerde bahsini ettigimiz Marry'i ziyarete Poplarville'ye gitmisti. Altinda 500 kusura aldigi bir araba var. Onunla. Geri gelirken cisi gelmis. Durmamis. Onundeki bos bir McDonalds kabina iseyip, pencereden atmaya kalkismis. Pencereden sis dolu kabi cikarir cikarmaz, ruzgar bardagin yarisini bizim oglanin suratina geri iade etmis. Iyi ki kaza yapip da olmedin, dedik. Sanki bir bildigimiz varmis gibi?

Otobus Yolcusu (hem de otobusun sahibi) nun cisi gelmis. Usenmis durmamislar. Bir posete isemis. Sofor kapiyi acmis ki, patronu cis dolu poseti firlatsin diye. Patron posetle birlikte kendini de atmis. Soforu tutuklamislar. Bu vallahi bugunun gazetesinin haberi. Milliyet 28 Mayis 2003

....

HINDISTAN'DA KI HEMSEHRIM!
Buralarda yazdikca; ne zaman, nerede, neyi yazdigimizi unutmaya basladik. Yazmismiydik? Yine ayni hikayeyi yazariz, bunamis bu herif derler mi? Veya; bu sefer ilkinden farkli yazarsak, palavraci derlerse? Ne derlerse, deyip, yazmaya devam.

Avci fikrasi bilmiyen yoktur. Bunu da bilirsiniz ama, bir daha anlatalim. Karsima, diyor, oyle bir geyik cikti ki, fil gibi. Yaa, diyorlar. Ben diyeyim iki ton, siz deyin dort ton ceker. Yaa, diyorlar, tekrardan. Boynuzlari agac dallari gibi uzun. Bicak gibi keskin. Yaa, diyorlar. Tufegimde tek bir kursun var. Kacirirsak yandik. Yaa, diyorlar. Ya allah. dedim. Nisan aldim. Tam alninin catina. Yaa, diyorlar. Kursun tam iki gozunun arasindan girdi. Hayvan oraya yikildi. Oyle bir yikilma ki, yer oyle bir sarsildi ki, sanki deprem oldu. Yaa, diyorlar. Etrafta yardim edecek kimse de yok. Hayvani koye getirmem lazim. Tek basima. Yaa, diyorlar. Attim bacagini omuzuma, tepeye dogru tirmaniyorum...

Kahveci araya giriyor. Caylar...

Caylar dagitiliyor. Bizim avciya soruyorlar.

Eee?

Nerede kalmistik?

Bacaklari omuzundaydi, diyorlar.

Bizim avci birden kendinden geciyor:

Bir ge...dim!

Insallah bizde bu avci gibi gafil avlanmayiz. Sitenin bir yerinde, tepeye dogru geyigin bacagini omuzumuza almis, dag tepe giderken, araya cayci mayci girmez de, rezil rusfah olmayiz.

Neyse Hindistan'in Delhi sehrinde belediye otobusu ile bir yere gidiyorum. Otobus koltuklarinin hepsinin arkasinda kirmizi kirmizi harflerle yazmislar. Dikkatli olun. Koltuklarin altinda bomba olabilir. Bizim Dabilyu'nun Tesas'indan da beter!

Berberler, agaclarin altinda musterilerine hizmet ediyor. Bir sandalye. Herhalde bir makas. Tarak. Firca, sabun. Sakal trasi icin.

Genc bir delikanli bizi adama benzetti galiba. Bize saat satmak istiyor. Aha yakalandik! Rolex saat degil. Rayban gozluk satmak istiyor. Rolex saati New Orleans'da kaktirmislardi... Biriniz diyecek ki, New Orleans'taki de Rolex degil, baska markaydi! Sizin niyetiniz ne? Hikayeyi dinlemek istemiyorsaniz, okumayin. Cattik be!

Oglanin gozlugunu almadik ama ahbab olduk. Bu Hindistanli hemsehrimiz, musluman bir cocuktu. Gozlerini kalemle boyamisti. Muslumanlar boyle boyuyorlar, demisti. O gun boyu beraber gezdik. Bana sagi solu gosterdi. Biz o zamanlarda, simdiki adresimizdeydik. Adresimi verdim. Belki yazar diye. Elimize bu zamana kadar, hic bir sey gecmedi.

Simdi 28-30 yaslarinda coluk cocuk sahibi bir genc adamdir. Ne is yapar? Gozluk mu satiyor? Yoksa o da bilgisayar uzmani mi oldu?

Gokce Bostan, Sivas nire? Delhi, Hindistan nire?
Biloxi, Mississippi, nire? Bana otuz yil once deselerdi ki; senin hem Hindistan'li, Hem Sivas'li, hem de Mississippi'li hemsehrilerin olacak! Sivas'tan sonra, durun, derdim.

Hindistanli hemsehrimin de bizi andigi oluyor mudur?

Biloxi, Mississippi
18 Haziran 2003



BIZE YAZMAK ICIN TIKLAYIN!

TURKIYE SITEMIZ