Bir Bulut Kayniyor Sivas Elinden

www.mubasirhuseyin.org*
www.mustafakemal.4t.com

Bu kadar cehalet, ancak tahsil ile mumkundur...*

*ibrahim Calli

MUBASIR TARIHE KARISIYOR!

BU MEKTUBUMUZU 3 MILYAR 2002 DE OKUR MUSUNUZ?

Ben 1976 da Kutahya ya dan Istanbula giderken yalnizdim. Cok degil, dokuz dunya yili sonrasi geri donuyordum. Otobus de onumde ki koltuklar da dort kisi uyuyordu. Nineniz Gaye Hanim, Dedeleriniz Umut, Kanat, Bulut.

Cok gecmedi. Amerika denilen kitaya geldik. Dunya yili 1990 di. Bugun, dunya yili 2002, on iki yil gecmis. O gunden mevcudumuz iki fazla. Nineleriniz Yagmur ve Selin 10 yasindalar. Dunya ile birlikte 10 kere gunesin etrafinda donduler...

Kimbilir simdi siz bu mektubu okurken nerelerdesiniz? Brezilya, Alaska, Kutuplar?

Bizim hesaplarimiza gore bu gunlerde gunes patlayacak ti? Onleminizi aldiniz mi? Galaxi mi degistirdiniz? Dunyadan milyar isik yili ote de misiniz? Yoksa dunyada kalip, gunesin patlamasini mi onlediniz? Belki de, dunyamizi yaniniza alip, baska bir gunese, dunyamizla gittiniz? Baba yadigari diye...Kutlarim, bu isi becerebildinizse...

Bu mektubu hangi dille okuyorsunuz? Gulmeyin. Bizim zamanimizda kucucuk dunya da insanlar birbirlerini anlayamazlardi. Ben iki gobek otede ki dedemin konustugu dili ogrenemedim. Cocuklugum da, on dunya yili yasamis kisilere biz cocuk derdik, koye giderdim. Anlayamazdim konusulanlari. Bize gulerlerdi. Su siralar da ben, benim kucuklere guluyorum. Bulut dedeniz ve Yagmur ninenize. Turkcelerine. Evet, Turkce. Hadi canim, anlamamazliktan gelmeyin. Eger, siz de, Uc milyar ikibin iki yilinda, benim bu mektubu okuma teknolojisi var sa, anlattiklarimi anliyorsunuzdur. Yok sa siz konusmuyor musunuz, bizim gibi? Beyin dalgalarinizi bir birine bagladiniz, oyle mi haberlesiyorsunuz? Cok mu komigim?

Ben bunlari yazarken, korkmuyorum da degil...
Ya diyorum, ya bu hiyarlar, uc milyar yil, bizler gibi din, dil, irk, allah, deyip, birlirlerini yiyip bitirdiler, gozlerini gelecege kapadilar, simdi, bu mektubu okurken, gunesin kaybolmasini, kendilerinin yok olmasini bekliyorlar sa? Caresiz, soguktan titriyor, buharlasacaklari dakikalari sayiyorlar sa?

Gulmeyin? Daha dun namus diye, bacilarinin basini tasla ezmisler? Yil, dunya yili, 2002. Kadini, baskalarinin kikirdiyarak birbirlerine fisldadiklari bir nedenden, oldurmusler. Nedenini soylemiyeyim siz bulun. Hem gulun, hem de aglayin.

Burada, dunya yili ikibin iki de, birileri dunyanin etrafinda uzay istasyonlarinda dolasiyor, birileri Guzellik yarismasi yapacagina birbirlerini olduruyor, birileri AIDS e care ariyor, birileri de allah, din adina oburlerini kesiyor. Gulmeyin canim, biraz beyin dalgalarinizla 2002 yilinda ki interneti tarayin. Sizin icin hepsini tarayip anlamak, saniyenin milyarda biri kadar sure alir?
Degil mi? Daha mi cok suruyor? Geri kalmissiniz... Diger galaksilere bir bakin...

Yemek icin mektubuma ara vermistim. Makarna, cacik, pirasa. Siz ne yiyorsunuz? Yoksa yemiyor musunuz? Yemek yemek, tuvalete gitmek, sumkurmek gibi adetleriniz de mi yok?

Yemekten sonra mektubun buraya kadar olan bolumunu nineniz Gayeye okudum. Sasirdi. Cok akilli adamsin, dedi. Sizde cok akilli kimlere deniyor? Basit bir mektubu yazana mi, yok sa yaradanla direk haberlesene mi? Sahi, uc milyar yil sonra, yaradana ulasamadiniz mi?

Burada, ikibiniki dunya yilinda, guya herkes yaradana inaniyor, yaradani seviyor, ama oburu yaradana Allah, burada ki Isa, beriki God, oteki Buda dedi diye, birbirlerini kesiyorlar. Eger, temasiniz var sa, bir sorar misiniz, niye bu insanlarin o nun icin boylesine helak olup gitmelerine hic mi, hic karismadi?

Sevgili Cocuklarim:

Size vasiyetim, butun canlilara saygili olun. Ister dunyadan, ister obur galaksilerden, ister milyarlarca hayal yili otesinden gelmis olsunlar, yasamalarina karismayin. Bir hucreli, bes hucreli, ilkel demeyin. Size zarar vermiyorlarsa, sizler onlara zarar vermeyin. Daha iyi yasamalari icin ellerinden tutun, yardim edin.

Niye guluyorsunuz? Ilkel kafa. Daha oteye gidemedi. Nerelerde kalmis, diye mi? Olsun. Bana ilkel deyin. Yeter ki, siz, cocuklarimiz, bizim cennet cennet diye hayalini kurdugumuz, sorunsuz, sikintisiz, kavgasiz, guzel dunyalarinizda istediginiz gibi seviserek, istediginiz gibi hayal kurarak yasayin.

Teknolojiniz, hayat standardiniz nereye ulasirsa ulassin, hayal kurmayi unutmayin. Kainat bitti, ulasamadigimiz yer kalmadi diye durmayin... Obur, bilemediginiz, duymadiginiz, hissetmediginiz, hayal edemediginiz hayalleri arayin. Ya diye kendi kendinize sorun. Yaradanin yaradani?

Belki, kim bilir, bize geri gelir, bu mektubu bana okutturup, kahkahalarla gulersiniz.

Bekliyor, yanaklarinizdan opuyoruz.

MILADI YIL 2002. KASIM AYI NIN 22 NCI GUNU

NOT: Hala isim koyma aliskanliginiz varsa, cocuklarinizdan birine babamin ismini koyarmisiniz?
...........................................


Bu siteye ilgi artinca biz de akilda kalmasi icin yeni adresler ilave ettik:
www.mubasirhuseyin.org adresini girerek de bu siteye ulasmaniz mumkun olacak. (26 Temmuz 2002, Cuma tarihi ile)

 

Emekli Mubasir Huseyin. Olumunden cok da once cekilmemis. Bu fotografin asli Haydar Emmimim yatak odasinda duvarda duruyor. 12 Kasim 2003


BAZILARINI ZIYARET ETMEK BIR BUYUK ZEVKTIR?
Kucuklerimizi ziyaret etmekten hep zevk aldik. Burada biraz buyuklerimizden soz edeyim. Evlerine gittigimizde, bilemediginiz bir rahatlik hissettiginiz buyukler. Helalarina girip, saatlerce oturup, cigarayi tutturerek kendi kendimize turku cagirdigimiz buyuklerimiz? Banyolarina girdigimizde keseleyelim mi, diye banyo kapisini tiklatan buyuklerimiz? Ana, baba, agabey disinda kalan buyuklerimiz. Beraber olmaktan haz aldigimiz buyuklerimiz?

Sizin var mi, bilemem. Benim tekrar bir araya gelmek icin binlerce kilometre yolculugu goze alacagim buyuklerim vardir. Gitsem. Yan yana otursak. Oradan buradan konussak. Tul boregi yesek. Cay icsek. Balkondan disariyi seyreylesek. Konusmadan dursak bile beraber olmanin hazzini duysak.

Benim vardir. Coktur. Azdir. Demiyorum ama vardir. Askeriyeden buyuklerim komutanlarim vardir. Keske derim. Keske beraber olup bir su boregi yesek. Bir bahane bulsak. Mesela ders calisma bahanesi. Mesela sinava hazirlanma. Mesela Akademi. Veya, Bakirkoyde birlikte ev tutsak. Bir duble raki icsek. Raki, borek isin bahanesi. Bir araya gelebilsek.

Elimizi kolumuzu sallayarak gittigimiz iki buyugumuz de akrabalarimizdandir. Kenan ve Hakki Abiler. Bilmem ikisinin birbiri ile muhabbeti var midir? Ama ben her ikisinin evinde, onlarla beraber olmak icin daglari asmaya hazirim.

Kenan Abi Hasan Amcamiza, Hakki Abi Ziya Dayimiza vekalet etmislerdir. Dayi ve Amcamizin evlerini ziyarete gittigimizde, Kenan ve Hakki Abiler bizi karsilamistir.

Harbiye de ogrenci iken, kosa kosa ev ziyaretine gittigimiz iki ev. Vekaleten babalarini bu kadar iyi temsil aden iki ev reisi. Iki insan. Iki agabey.

Ve ben bu evlere hep eli bos gitmisimdir!

Ilk firsatta; kapinizi calip, ya rakinizi, ya cayinizi icecegim. Ya tullu borek, ya da su boregi isteyecegim. Cigarayi biraktim ama belli olmaz, keyiflenir birer tane tuttururum.

Bir yerlere giderseniz, haberimiz olsun. Kapinizdan donmeyelim.

Mayis 2003

STAR GAZETESI'NDEN ERDAL BILALLAR SORMUS!SORUYORUZ: TURKIYE'DE SINIFLAR OGRETMENSIZ, SAGLIK OCAKLARI EBESIZ, MAHKEMELER MUBASIRSIZKEN IMAM HATIPLILERE 15 BIN KADRO CIKARMAK VICDANA SIGAR MI?
Bu bizim cevabimiz:
Agzini yiyeyim be Erdal Bilallar! Var olasin. Dusunen beynin, kipirdiyan dudaklarin, ses veren bogazin dert gormesin. Sen ki, bu kadar isin arasinda, Mubasirleri de hatirladin. Bir hosuma gitti. Bir hosuma gitti ki, bilemezsin. Evet, bence de bu memleketin mahkemelerinin hala Mubasirlere ihtiyaci var! Elektronik Pano koyup, Mubasirlik oldurulemez! Camilere de elektronik mikrofonlar koydular da ne oldu?

Ben sizinle hem fikirim. Bu memleketin Mubasir ihtiyaci var! Ne kadar Mubasire, nerelerde ihtiyac var bilemem ama, Mubasire acilen ihtiyac duyuldugu kesin. Hani, AKP Milletvekiline sormuslar, bu imam ihtiyaci da nereden cikti, diye. Patlama var, demis. Bence Mubasir ihtiyacinda da buyuk bir patlama var. Butun gun bagirip, cigiran Mubasirleri gunde iki saat dinlenmeye ceksek, ne krizlerin ortaya cikagini su anda yetkililerin dusunebildiklerini dusunemiyorum.

Bu konunun bir an once Meclis'e getirilmesi gerektigi kanaatindeyim.

Hem Mubasirin, Mubasirin cocuklarinin kime zararini gordunuz?

MUBASIR'IN OGLU
27 Haziran 2003

 

GECMIS OLSUN HAKIM BEY!


Ulan ne kadar da arayan ve sorani varmis?
Buna sevenleri varmis desek daha mi iyi olacak?
Hakim Bey'e mesajlarinizi hem bize, hem de kendi adresine (KARTVIZIT SAYFASI 'nda var) gonderebilirsiniz.


Aslinda Hakim bey'e hastayim dediginde inanmamak gibi bir inadim var.

Sivasin Alibaba mahallesinde Karacayirlilarin evinde oturuyoruz. Kenan ateslendi. penisilin iyi gelir dediler. Dayim Ziya igneci. (Aslinda Amca oglu. Dayi diyoruz. Esref dayi'nin oglu. Semih'in babasi, deryanin dedesi.) O na haber verdiler. geldi. hepizin gozu onude siringalar, igneleri kaynatiyor. Annem oldu mu dedi. Oldu abla dedi. Igneyi takti. Ampulu kirdi. Ampulun icindeki siviyi siringaya cekti. Hepimiz dayiyi hayranlikla seyrediyoruz. Sirngadaki siviyi, penisilin sisesinin ustundeki kucuk delikten lastige soktu. Sivi penisilin sisesindeydi artik. Suyla, toz penisilin karisinca Raki gibi birsey olmustu. Siseyi sallamaya basladi. Iyi karismasi lazimdi. Yoksa igneyi tikardi. Calkalama bitti. Sivi penisili tekrar siringaya cekti. Siringa da hava kalmasin diye birazini puskurttu. Dayi ve igne hazirdi. Etrafina goz gezdirdi. Cocuk nerde diye sordu. Cocuk yok. Kenan kayip. Kendini odaya kilitlemis. Ne yaptilarsa kapiyi acmiyor. Dayi siringa elinde sabirsiz. Penisiline yazik olacak. Penisilin ziyan olacak, dedi anama. Ne yapak Ziya, dedi anam. Herkese faydalidir, dedi Ziya dayim. Goz goze geldik. Yakalayin, dedi. Hazirliksizdim. Yakaladilar. Bagirta bagirta kalcami actilar. Igne girmesin diye kendimi kaskati yaptiysam da, ne care... KART...

Ziya dayi siringasini temizlerken, Kenan kapiyi acmis, siritiyordu.


Gunlerce igne yeri agridi. Bazen hala icin icin sizladigini hissederim.


HAKIM BEG

Mubasir Huseyin de (Hakim Beg) derdi. Hakim beg. Bizim hakim bege de hakim beg derdi. Biyik altindan gulerek. Biz Hakim Beglere saygiyla buyuduk. Onlara komur tasidik. Onlarin bayramlarda elini opup, beyaz mendiller aldik. Mubasirler, zabit katipleri, bas katipler, savcilar, avukatlar, hakim beglerle ilgili oykuleri dinledik. Simdi de Hakim Beg kardasimizla, adliyeye olan baglarimiz devam ediyor.

Bugun (6 Nisan 2003) Milliyet te Hasan Pulur un kosesinde asagida ki HAKIM BEG siirini gorunce dayanamadim. Sizler de okuyun istedim. 25 yil once yazilmis.

Bilmiyenler icin bir not: Mubasir Huseyin in oglu Hakim Beg, dosyalari silip supuren cinsinden. Gittigi yerlerde butun davalarini bitirmesiyle meshurdur. (Nede olsa Mubasir Huseyinin ogludur?)


HAKIM BEG
Gene tehir etme uc ay oteye,/Bu dava dedemden kaldi hakim beg./Otuz yil da babam dustu ardina;/Siz sagolun, o da oldu hakim beg.

Kirk yil once; yani babam olunce,/Kadiliklar hakimlige donunce./Mirascilar tarla, takim bolunce,/Irezillik beni buldu hakim beg. *

Yasim yetmisiki, usandim gel-git;/Bini gecti burda yedigim zilgit./Eger diyeceksen, bana ne, ol git;/Oglumun bir oglu oldu hakim beg.

Sekiz evlek tarla, bir geverlik su,/Yuz yilda hokume baglanmaz mi bu?/
Kazanmasam da hu, kazansam da hu!/Canim ta burnuma geldi hakim beg.

Kesife, mesife, damgaya, harca,/Kanimiz kurudu harca da dara/Sayenizde avukatlar yillarca,/Fakiri yoldu da yoldu, hakim beg.

Mubasir itekler, katip zavirlar,/Degisti bizde de goya devirler./Yuz yil once adam yiyen gavurlar,/Tapucuyu aya saldi hakim beg.

Kabahat sizde mi, kanunlarda mi? / Sasirdim billahi yolu yordami. / Kizma sozlerime alam kadani, / Sikintidan icim doldu hakim beg.

Mulkun temeliydi adalet hani?/Bizim hak temelde sakli mi yani?/Cikartip da versen kim olur mani?/Yoksa hirsizlar mi caldi hakim beg.

Hem davaci pisman, hem de davali. / Bu yolda tukettik culu, cuvali. / Sabret makamindan calma kavali, / Suruler ekine daldi hakim beg.(x)

Abdurrahim Karakoc
Vur Emri Tore
Devlet Yayinlari, 1980

BIR REKLAM:
Mubasir'in Torunu, Hakim Beg'in yegeni, bu sayfalarin ciziktiricisinin oglu, 1990 yilindan bu gune Amerika'da yasadiklarimizi kaleme aldi. Turkce anlattik olmuyor diye Ingilizce yazdi. Kitabin adi "America Hates Me But I Still Lover Her!" Yazarin adi: Umut Ozturk
 
Amerika'da ki Hakim Beg'leri, Avukatlari, Polisleri anlatiyor.
 
www.amazon.com
www.amazon.de
www.amazon.ca
www.barnesandnoble.com
 
sitelerinde satiliyor. On kusur dolar. On kusur Yeni Turk Lirasi.
Ingilizce bilmiyorum bahanesi ile almamazlik etmeyin! Ese, dosta, tanidiga, akrabaya hediye edersiniz. Sokakta gordugunuz, Alamana, Ingilize, Fransiza, Danimarkaliya, Kanadaliya, Amerikaliya, Japona verir, "bu da bizim hikayemiz!" dersiniz. Okurlar...
 
Olmadi, bir kutuphaneye hibe edersiniz.
Hem Ingilizce bilmiyorum, hem de kitabi tutarim, diyorsaniz, o da olur. Bu sitede ki oykulerimizi bilgisayariniz da basip, Umut'un kitabinin aralarina koyup okuyabilirsiniz!
 
Sizi kitabi almaya hala ikna mi edemedim?
 
Elden ne gelir!
 
Siz oykulerimiz okumaya devam edin... 




MUAVIN
Asagidaki aniyi Hakim Bey sayfasina ilave etmek istedim, ancak sigmadi:

Ismet'in (Ziya'nin oglu) aktardigi bir hikayeyi, Ismet internetde aktaramadigi icin ben aktarayim.
Birgun, Kenan Ismet'e yine muavinlik yapiyor (Bu muavinligi o kadar basite almayin, o rahlei tedrisattan gecen ya hakim, ya komutan ya da muhendis vs. oluyor), Soganlik tan yukari Yakaciga dogru tirmaniyorlar. O sirada nasil bir durum oluyorsa bir kamyon ile Ismetin araba karsilikli olarak yolu tikiyorlar. Ismetin arabasi da yolun sagina oyle yanasmis ki, minibusun kapisi yol kenarindaki duvara dayanmis acilmasi mumkun olmuyor.
Ismet, asagi inip duruma bakacak ve yolu nasil acabilecekler kamyoncu ile konusacak. Ancak kamyon soforunun haliyeti ruhiyesi nedir anlasilmaz.
Herhalde kendi copluklelerindeki efelenme duygusundan olsa gerek, birkacta insaat iscisi peydahlanip Ismeti bir guzel hirpalamislar. (Bu insaat iscileri, Kamyoncuyla ayni yerde calisan kisiler.) Kenan da kapiyi acmak istiyor kiracak gibi kapiya yukleniyor tabi kapi acilmaz durumda, tabii Ismet dayak yemeye devam.
Olay yatistiginda iki kuzen,haksizliga ugramanin, hinclarini alamamanin acisiyla dakikalarca aglamislar.

Bu durumu gunler sonra bana anlattiklarinda, ben de sanki onlarla birlikteymisim gibi duygulanmis ve neredeyse aglamakli olmustum.

Hikmet Ozturk
29 Nisan 2003

YASANMAMIS YILLAR
1980'li yillar, Kenan'la yine serserilik yapiyoruz, ne icin hatirlamiyorum, Avrupa yakasina gecmis aksam saat 4.00 vakti geri donuyoruz (Burada donuyoruz, diyince usuyoruz sanmayin turkce karakter kullanamayinca boyle gariplikler maalesef oluyor). Karakoy'den gemi ile karsiya gececek oradan da munubusle bizim, Erenkoy deki eve gidecegiz. Karakoy'e vardigimizda, iskelede bir kalabalik oldugunu gorduk. Meger, ogrenciler gemiyi kacirmislar, bazi isteklerde bulunuyorlar. O saatte karakoy civarindaki kolejler dagilmis ogrenciler de karsiya gecmek durumundalar. Bu kolejlilerden bir kiz'i gorduk, cok cok guzel bir kiz. Kenan'la kiz'i takip etmeye karar verdik. Kiz iskele yakinindaki duraktan belediye otobusune bindi tabii pesinden de biz. Kiz Taksim'de indi biz de indik, Kiz, belediye gazinosu onundeki Bostanci otobus duragina gitti, bizde tabii. Otobus'u beklerken hemen kiz'in arkasindayiz, Kenana'la sohbet ediyoruz, ben bu arada kiz'i kesiyorum (Tabii dogramiyorum).Kiz da durumun farkinda, hosuna gittigini saniyorum. Bostanci otobus'u geliyor hep beraber otobuse biniyoruz. Kiz Suadiye de iniyor tabii biz de. Kiz Aysekadin'a dogru yurumeye basliyor, Ne yapalim ne edelim, Kenan bana gaz veriyor, bu kiz sana pas verdi hadi golu at diye. Ben bismillah diyerek kiza yaklasiyorum ve kizla konusmaya basliyorum, tabii bu arada da yuruyoruz. Kiz'a arkadaslik teklif ediyorum, kiz hayir demiyor ancak evet de demiyor, benle biraz ugras demeye getiriyor. Bu arada kizin evine gelmisiz (Kiz soylemisti ancak ben inanmamistim)kiz ayriliyor ve apartmana daliyor. Tam o sirada kapida bir adam beni gorunce beni elinle isaret ederek yanina cagiriyor. Ben tabii korkuyla ancak hissettirmeden adamin yanina gitmek zorunda kaliyorum (Cok heyecenlandiniz degil mi?). Adam, kardesim ayiptir yahu daireye ciksaydiniz bari demez mi. Tabii rahatliyorum. Daha sonraki gunlerde, yanimda Kenan olmadan da Karakoy'e kiz'i gormeye gittim, birkac sefer konustuk ancak o siralar bu islerdeki cekingenligim nedeniyle, bagdat caddesinde yetismis bir kiz'in hoslandigi bir tavri gosteremedigimden bir iliski olmadi. Yillar sonra (5-10 yil) bir muhendis arkadasla fenerbahcede yuruyoruz, hemen yanimda bir adami solluyoruz, adamin hemen yaninda bir guzel kadin elini tutugu bir kiz cocugu da yaninda, kadin bir ara bana bakiyor ancak farkli bir bakis. 1-2 saniyelik bir bakis ile sanki eski bir fotografin filas'ini patlatiyor. Kadin'in bu farkli bakisi ile beynimdeki tarama motoru da kendiliginden harekete geciyor. Bu kadin, yillar onceki, Kenanla takip ettigimiz kolejli guzel kiz'dir.
Tabii, arkadasima birsey hissettirmiyor, hafif serhos gibi yoluma devam ediyorum. Kenan, kolejli kiz'i hatirlar elbette. Ancak daha sonra yasadigim bu tatli aniyi bilmez.

Hikmet Ozturk
30 Nisan 2003

"Risk almaktan korkanlar yasami sadece seyrederler."









KELEBEK GIBI UCAR MIYIZ?
Fotografta ki kelebege MONARCH diyorlar. Yazlari Kuzey Amerika da, Kislari Meksika da yasiyorlar. Bizim Danisiklilarin Beydagina yaylaya gitmesi gibi.

Arada bir fark var.

Bunlarin diyelim ki bes gobek once ki dedeleri, nineleri Kuzey Amerikaya mi geldiler, torunlarinin torunlari dedelerinin yazligina donuyorlar?

Sanki dedeleri Internette hatiralarini yazmis, yazligin haritasini cizip birakmis gibi, donup dedelerinin Meksika da ki yazligini, onlarin torunlarinin torunlari da Amerikada ki kisliklarini buluyorlar. Ne akil, ne de sir?

2002 yilinda yazliga Meksikaya 650 milyon Monarch kelebegi gelmis. Bir soguk. Bir kis. Bir kiyamet. 500 milyonu telef olmus. Fakat ise bakin, yazin Amerikaya yine 500 milyona yakin nufusla geri donmusler?

Ben diyorum ki, bizim cocuklarimiz da gun gelir Suleyman Dedelerinin Munzurda terk eyledigi koyu, bahceyi, dami, ahiri bulur mu?


Bulamadilar diyelim.

Nuri Ozturk dedelerinin Ferikoy de ki, Mubasir Huseyin dedelerinin Alanya da ki, Fatte Ninelerinin Danisik ta ki mezarini ziyaret ederler mi?


Yoksam,

Kelebek kadar da hukmumuz yok mudur?

22 Subat 2003, Biloxi
..................................................
AMCA OGULLARI: >>>>>>

AMCA OGULLARI


Biz orta okula basladigimizda, bizim yasitlarda ki amca cocuklari da koyde ilkokulu bitirip, Sivasa yerlesmis agabeylerinin yaninda orta okula basladilar. Koyde okul yok. Gunde 5-10 km yuruyup, yakin koylerin okullarina gitmisler. Bir ogretmen, bes ayri sinif. Besi bir yerde...Karda, kista, yelde, selde de okula gidememisler. Kisacasi Turkceyi tam sokememisler.
Dindersinde ogretmen bizim amca ogluna sormus: Peygamberimiz kim, diye. Isadir? Ogretmen hayir anlaminda kafasini salllamis. Musadir? Hayir. Alidir? Ogretmen yine kafsini sallayinca bizim ki dogru cevabi bulmus, heyecanla haykirmis: Abbemine Velidir!
Ogretmen Turkce seviyelerini olcuyor. Sandalyeyi gostermis. Ne bu, diye. Kursu? hayir...Kursem bi?Hayir. Iskem bi? Neyse. Iskembi, Iskemle, sandalye...yakin sayilir.
Simdi amca ogullari, Turkce, Rusca, Arapca, Almanca, Ingilizce, Ispanyolca, Fransizca konusuyorlar. Bunlar benim bildiklerim.

FOTO: ESREF'IN AILESI (Amca Ogullari...)
1nci sira: Nami, Delil.
2nci sira: Sazimet,Kazim,Hanim, Gelin Mevlude,Ve vefat eden torun Erdal.
3ncu sira: Gelin Nejla, Esref Dayinin Buyuk Oglu Ziya, Torun Gurkan, Sabit,Zeynel, Buyuk Gelin Serfinaz,Rafet, Gelin Hacer, Cengiz, Gelin Raziye, Gimirin oglu Ismet,Bilinmiyor.


DAYI OGLU HAKKI ABI
Bursadan Istanbula babam beni goturuyor. Ilk defa denizi gorecegim. Gordum. Aman allahim. Bu ne. Bu nekadar su. Nasil gelmis. nerden toplanmis. Niye mavi. Hic korkmadim. Hayran oldum. Asik oldum. Vapurda disarida, alt katta, vapurun tam burnuna yakin oturdum. Istanbula gidene kadar islandim. babam hic sesini cikarmadi.

Hakki Abi Buyukada da Anadolu Kulubunde Garsondu. Beni bir gun ise goturdu. Uzaktan, buyuk, onemli adamlari gosterdi. Mebuslar, bakanlar. Neler yemiyorlardi ki. Butun bir balik. Iki dilim pirzola. Pirzola yanina pilav. Hanim gobegi. O ne ki Hakki Abi. Guldu. Tatli, dedi. Yemeklerini bitirsinler, kalanlari getiririm dedi. Ben buyuk adamlardan kalanlari gonullu yedim. Hakki Abide karpuz getirdi. Nasil buyuk adam olunur, diye Hakki abiye sordum.

Donuste galiba, Hakki abi vapurda icecek birsey ismarladi. Sise acilinca foss diye bir ses. Ben gazoz sandim. Kafaya diktim. Garip birsey. Bogurdum. Agzimda kalanlari tukurdum. Coca Cola yetkilileri duymasin. Cola ile ilk boyle tanistim. Sevimsiz. Ben gazozumu isterim...

Hakki Abi bizi Ok Meydaninda Yazlik sinamalara gotururdu. Birerli kolda siralar. Bir beyaz duvar. Agaclara takilmis lambalar. Bol cekirdek. Lambalar sonuyor. Egilmez basin gibi daglar bulutlu efem. Hakki abiye o siralarda da efe olmaya karar verdigimi soyledim. Olmaz dedi. Niye. gecti o gunler. O gordugun adam, Esref Kolcak. Efe gibi yapiyor. Artist. Nasil artist olunur?
Zaten Aysecik hayraniyiz. Ha bire Aysecike yaziyorum. Ben de artist olmak istiyorum. Senin gibi, diye. Cevap yok. O siralar Evrim Fer diye bir meshur hanim var. O na asigim. Gel benimle evlen diye, sokaklarda bagiriyorum. Kimse den ne ses ne soluk. Son bir kere deyip, Fikret Hakan'a yazdim. Vucut baska yere, kafasi bana bakan, cok sevimli bir Fikret Hakan. Siyah beyaz. Uzerinde bir not: Mustafaya evvala tahsilini tamamlamasini dilerim.

Not: Hakki Abi'nin fotografini FOTO SIPSAK'ta yayinladim. Tarih: 18 Eylul 2003


HUSEYIN VE OKSUZ
Baharda kar kalktiktan sonra siyaha donmus toprak renk degistirir. Her yer yesile boyanir. Daglar Yesillenmis cennet olmus, baglari dolduran bulbuller aglamaya baslamistir. Danisiklilar da aylardir karda kista disari cikaramadiklari hayvanlarini daga bayira yayilmaya gonderirler. Davara ailenin kucuk erleri giderler. Azik torbalarina; ya biraz terayag, ya biraz yogurt, ya da biraz cokelik surulmus duramaclari konur. Bazilarinin kavali da vardir. Kavali bu cocuklar davari suya goturup getirmek icin degil, oyun oynamak icin yanlarina alirlar.
Gun agarmadan katarlar elli yuz bas hayvani onlerine, dag bayir dolasirlar.

Aksam karanliginda davarin geldigini bu cocuklarin bagirtilari ile hayvanlarin bogazina takili can seslerinin karismasindan anlarsiniz. Kafanizi disari cikardiginizda, ahira hucum eden hayvanlarin cikardiklari toz bulutu ile onlarin kokularini zevkle cigerlerinize cekersiniz.

Ellerinde degnekleri, bellerinde bosalmis azik torbalari, ustu basi toz icinde ki kucuk cobanlar, utana sikila, ocagin basina comelir, bir kap as icin sessizce beklerler.

Gun boyu bu cocuklar koyun, keci, ineklerle konusurlar. Kopekleriyle oynasirlar. Arada da bir de uzaklarda gordukleri diger cobanlara bagirirler. Loooo, Kemal...

Huseyin itten yana sansli. Iki tane cok guzel, heybetli coban kopegi var. Duman ve Yaman. Itler iyi coban kopegi olunca, coban rahat ediyor. Dumanla Yaman uzaklara giden davari toparlayip getiriyorlar.

Huseyin bir gun, bir agacin golgesine uzanmis, kavalina ufluyor. Oylesine. Birden bir gurultu isitiyor. Gurultu ustunde ki agacin dallarindan geliyor. Basini kaldirip bakiyor. Bir sey goremiyor. Derken bir bir bagirti. Civak civak, diye. Pesinden Onune bir alamet pat diye dusuyor. Her sey toz duman icinde. Birsey goremiyor once. Ne olup bitiyor, anlayamiyor. Biraz yakina gidiyor. Ne gorsun. Kocaman bir yilan, bir kartali sarmalamis sikiyor. Kartal bas bas bagiriyor ama kotu yakalanmis. Yilan kartali ha bogdu ha bogacak. Huseyin elinde ki sopasiyla kosturuyor. Kartali kurtarmak icin basliyor yilana vurmaya. Oyle ediyor, boyle ediyor. Aliyor kartali yilanin elinden. Kartal genc. Kartal tecrubesiz. Yakalanmis bir kez yilana. Ucamiyor. Belli ki kanatlari, belki de bir bacagi kirik.

Huseyin Kartala once muhkem bir yuva yapiyor. Kurt kus kartalini rahatsiz etmesin diye. Sonra kanadini, bacagini sariyor. Ne bulursa kartalini besliyor. Solucandan tut, kendi duramacina kadar.

Gel gun, git gun Huseyinin kartali yurumeye basliyor. Davarin etrafinda Huseyinle dolasiyor. Davar once kartaldan urkuyor, sonra alisiyorlar. Dumanla Yaman da kartala dokunmuyor. Huseyin kartalina bir de isim veriyor. Oksuz.

Oksuz iyicene kendine geliyor. Onceleri culuklar gibi kosarak kisa mesafeler de ucuyor, sonun da bir gun, kosarken dikiliyor gok yuzune. Oksuz artik Ozgur.

Huseyin agacin altina gelip uzandiginda, caliyor isligini, Oksuz havada once halkalar cizip, sonra mermi gibi gelip konuyor Huseyinin yanina. Konusuyorlar, soylesiyorlar, koklasiyorlar. Hergun.

Bir gun Huseyin bir yerde, bir baska tepede, bir baska agacin altina uzanmis, Oksuzu cagiriyor. Oksuz havada halkalar ciziyor, oksuz alcaliyor, oksuz Huseyinin etrafinda dolasiyor ama bir turlu inmiyor. Gelmiyor Huseyinin yanina. Huseyin dayanamayip bagiriyor. Gelsene Oksuz, diye.

Oksuz bir mermi gibi uguldayarak iniyor gokten Huseyinin tam yanina. Huseyinin yaninda ki kuru agac koklerinini kavriyor penceleriyle. Zorluyor. Cabaliyor. Sokemiyor agac koklerini. Huseyin anliyor. Huseyin biliyor Oksuzun hirsini. Huseyin, git oksuz, diye bagiriyor. Git. Oksuz dinlemiyor. Oksuz yukselip yukselip agac koklerine saldiriyor. Tutuyor. Cekiyor butun gucuyle. Olmuyor bir daha. Bir daha. Oksuz de Huseyin de kan ter icinde kaliyorlar. Huseyin, git, diye bagirdikca Oksuz daha da saldirgan oluyor. Agzinda kopukler. Pencelerinde kanlar agacin koklerine saldiriyor da saldiriyor. Bu boylesine ben deyim bir saat, siz deyin iki saat suruyor. En son dalisinda Oksuz yine agagin kokunu penceleriyle kavriyor, son bir gayret zorluyor. Olmuyor. Oksuz oraya yikiliyor. Huseyin kosuyor Oksuze. Ne yaptin Oksuz? Niye beni dinlemedin, diye. Bunlar agac koku. Bana bir sey yapmazlar ki! Oksuz Huseyine oylesine bir kez daha bakiyor. Oksuz biraz daha hirliyor. Sonunda kafasi Huseyin'in kucagina dusuyor.

Huseyin oksuzunu o agacin dibine gomuyor. Danisik'tan ayrilana kadar Oksuzunu ziyaret ediyor. Oksuzu ile konusuyor. Hergun.
.........
Babam, bizi Oksuze goturmeye soz vermisti. Olmadi. Gidemedik. Oksuz hangi agacin altinda yatiyor, bilemedik.

*MUBASIR TARIHE KARISIYOR!
Birkac sene sonra, "Ben Mubasir'in Ogluyum." dersek, bizi kimse anlamayacak. Mubasir? Mubasir de ne? Hele bir hecele! Dur bir sozluge bakayim, diyecekler. Mubasir tarihe karisiyor. Mubasir Huseyin tarih olali 15 yil olmus. Mubasir'in tarih olmasi ise gunle sayili.

Yargitay Baskani Eraslan Ozkaya, Mubasir tarih olacak, demis. Bilgisayara gececegiz. Elektronik panolarda; hangi durusmanin nerede hangi saatte oldugunu gorulecek. Mubasirler de bagirip, cagirmadan kurtaracak. Adliyeler de Mubasirlerden?

Daha guzel seyler de soylemis. Artvin'de ki hakim bir tusla, Yargitayda ki dosyalari tarayabilecek, falan, filan. Hepsi cok guzel de. Benim kafam, Mubasir Tarih Olacak, lafina takildi.

Ne diyelim. Hayirli olsun. Vatana, millete. Ama ricam, sahiden tarih olsun! Kaybolmasin? Diyelim ki ADLIYE MUZELERI'nde, Mubasir Uniformalarini tanitsinlar. Mubasirlerin ses bantlari olsun. Genc nesiller dinlesinler. Mubasirler nasil cigirilarmis: Avukat Ali Yeke. Avukat Hamdi Soylemezoglu... Internet'te siteleri olsun. "Gecmiste ki Mubasirler", diye.

23 Haziran 2003
*Hurriyet

Anam, Pehlivan, Blow
Anami yanina almak isteyen kucugumuze guya akil veriyorum. Ya saglik? Saglik cok pahali. Nasil karsilayacaksin? Efendi cocuk. Dusuncelerinizi dikkate aliriz, gibi, kibar bir cevap verdi. Demedi ki, ulan kime kim garanti vermis yarinda yasayacaksin, diye? Demedi; eger yarin beni gormeden olurse gozu acik gitmez mi? Sadece, he, dedi. Haklisin dedi.

Ertesi gun biz cocuklarla Blow denilen filmi seyrettik. Blow'u Turkceye cevirsem sanki filmin kiymeti dusecek. Ben Blow'a yumruk derim. Darbe derim. Olmaz. Filmin anlami kalmaz. Filimde esrar kacakcisi adam 65 yil hapise giriyor. Gozu yollarda. 10 yasinda iken, hemen simdi donerim, deyip de, bir turlu donemedigi kizini hayal ediyor. Gunduz gozuyle hayaller kuruyor. Ziyaretine gelen kizina sariliyor. Ben, diyor. Ben kizim. Faktup oldum! (Diyeceksiniz ki peki bu oldu mu?) Haklisiniz. Kizim ben rezil oldum bir kere!

Kizi hic gelmiyor.

Cihan Pehlivanina diyorlar ki taa oralarda, falanca senden daha gucludur. Dusuyor yollara. kendinden ustundur dedikleri pehlivani bulmaya. Koyun birine vardiginda bakiyor bir yigit okuzleri kosmus cift suruyor. Falanca pehlivani bilir misin, diye soruyor. Yigit cifte yukleniyor. Oyle yukleniyor ki okuzler ciftin onunde havalaniyorlar! Okuzlerin kafasini cevirip ileride ki koy evini gosteriyor. Okuzlerin boynuzlarinin istikametinde oturur! Bizim pehlivan biliyor ki rakibini bulmustur. Cuvaldan biraz bugday alip, parmaklariyla ogutuyor. Bugday bembeyaz un oluyor. Soruyor: Sizin pehlivanda bu bugday gibi kof mudur?

Okuzlerle cift suren yigit aksam bacisina diyor ki, bu yigit baskadir. Yarin guresecegiz ama, parmaklari degirmen tasi gibi gucludur. Korkarim. Korkma diyor bacisi. Korkma. Hele sabah olsun!

Yere yatak seriyorlar. Sabaha kadar arada bir, hikaye bu ya, bacinin ayaklari cihan pehlivanin ayaklarina degiyor!

Sabah cihan pehlivani, beni, diyor, sen yenmedin. Bacin yendi!

Bu hikayeler hem anamla ilgili. Pehlivan hikayesini de anam anlatmisti. Bir turlu, niye bacinin cihan pehlivanini yendigini anlayamistim!

Bizim derdimiz boyle pisi pisine yenilmemek!

7 Agustos 2003

Kesirikli Fadime

Gokce Bostan Mahallesi'nden Kesirikli Fadime bir kac yil once vefat etmis. Bizim haberimiz yeni oldu. Hem Kesirikli Fadime Ablayi, esi Halil Abi'yi ozledik bile:

Hayyam sarap ic, sarhos olmak ne hos
Sevgilinde varsa, sarilmak ne hos,
Ergec sonu yokluk bu dunyanin,
Yok say kendini, bak, var olmak ne hos.


KIZZLAR, GARRILAR, HANIMLAR, HANIM EFENDILER!
Babam bahceden anama cagirirdi: Kizzz....
Soylenirdi. Kari bu is boyle olmayacak, diye.
Avrat, derdi. Gulerek. Avrat. Seni cok severim.
Kocakari, diye Gayenin babaannesini cagirirdi. Kocakari.
Arife Nineme de kocakari derdi.
Hem koca, hem de kari. Ikisi de saygideger. Bir araya gelince, cok saygideger.
Gayenin babaanesinin cok hosuna giderdi. Bababamin onu kocakari diye cagirmasi.
Hanimefendi dedigi de olurdu. Yenge de. Baci? Derdi. Baci da.

Biz hanimlardan soz ederken, icimizden geldigi gibi, hanim, hanimefendi, bayan, kari, baci, ana, kiz, kizim, yenge, teyze, hala, nine, babaanne, dabbir dedigimiz olur. Bazan kari dedigimizde anamizi, avrat dedigimizde karimizi, baci dedigimizde komsumuzu, fistik dedigimizde kizimizi tarif etmisizdir.

Bu sayfalar, bizim, ailemizin, dostlarimizin sayfalaridir. Sozunu ettiklerimiz de, sevdiklerimiz, asik olduklarimiz, hayran olduklarimiz, begendiklerimiz, inandigimiz kadinlardir. Kan baglantimiz olmasa, aileden sayilmasalar bile, yureklerimizde yer etmislerdir. Hayallerimizi, ruyalarimizi suslemeye devam ederler.

Kesirikli Fadime de, anam da, bacim da, Seher ve Senem teyzelerde bizim Gokce Bostanli karilardir.
Osman Efendinin, babamin, abimin, Yirigin, Sirrinin, benim Gokce Bostanli herifler oldugu gibi.


VATAN HAYINI OLMAK TA ZORLASTI.
Su siralar Dunyanin her yerinde Irak savasina karsi gosteriler var. Bizde de savasi isteyenler, istemiyenler, istemeyip iyi de olur mu diyenler, ortada olanlar, vatan hayini olmak istemiyenler var.

Hangi vatana hangi hayinlik?

Benim vatanim Anadolu, kizim Yagmurun Amerika?
Selinin de. Judy nin de. Judy gelinimiz olur. Bir de Michelle diye gelinimiz var. Hakan hala bekar. Muhtemeldir, bir Amerikali ile de o evlenir. Amerikali damatlarimiz, gelinlerimiz, cocuklarimiz, torunlarimiz vardir. Hayda? Biz nasil Amerikaya hayinlik ederiz?

Ingiltere? Amca cocuklarimiz, gelinlerimiz, damatlarimiz, torunlarimiz, tosunlarimiz, Ingilterededir. Ingilterelidir. Aman ha?

Alamanya? Ne siz sorun, ne ben soyleyeyim. Yeni nesil Turkce bilmez. Torun, tosun, gelin, damat hep Alamandir. Alamanya hayini olunur mu?

Fransa? Nerdeyse Fransa Baskani ile akraba cikacagiz. Bizim bir suru Mosyo ve madamimiz Fransiz olmustur.

Desem ki Danimarka, Norvec, Hollanda, Belcika, Isvec, Isvicrede yegenlerim vardir. Oralidir. Kan bagim vardir? Inanirsiniz.

Peki desem ki, Avusturalya da, Yeni Zellenda da akrabalarim vardir. Inanmazsiniz. Valalahi ve billahi. Dayim hasanin torunlarida oradadir.

Yemenlerde zeynel amcamiz kalmis. Irakta, Iranda, Suriyede zaten akrabalarimiz yasar. Oralarda vatandan sayilir.

Anavatan olmasa bile vatan.

Hangi vatana, hangi hayinlik?

Hepsi de vatan?

Cin de de akrabam varmidir?

Cevabiniz alinmis ve anlasilmistir.

25 Sentlik Asker
Kore Savasina gonderdigimiz askerlerimiz icin Amerikali biri, asker basina 25 sente mal oluyorlar demis. O donemde ki bir vatan hayini da bakin ne yazmis:

23 Sentlik asker
Mister Dalles,
sizden saklamak olmaz,
hayat pahali biraz bizim memlekette.
Mesela iki yuz gram et alabilirsiniz,
koyun eti,
Ankara'da 23 sente,
yahut iki kilo kuru sogan,
yahut bir kilodan biraz fazla mercimek,
elli santim kefen bezi yahut,
yahut da bir ayligina
yirmi yaslarinda bir tane insan.
erkek, agzi burnu, eli ayagi yerinde,
uniformasi, otomatigi uzerinde,
yani oldurmeye, oldurulmeye hazir,
belki tavsan gibi korkak,
belki toprak gibi akilli.
belki genclik gibi cesur,
belki su gibi kurnaz
(her kaba uymak meselesi) ,
belki omrunde ilk defa denizi gorecek,
belki ava merakli, belki sevdalidir.
Yahut da ayni hesapla Mister Dalles
(tanesi 23 sentten yani)
satarlar size bu askerlerin otuz besini birden
Istanbul da bir tek odanin aylik kirasina,
seksen bes onda altisini yahut
bir cift iskarpin parasina.
Yalniz bir mesele var Mister Dalles,
herhalde bunu sizden gizlediler:
Size tanesini 23 sente sattiklari asker
mevcuttu uniformanizi giymeden once de,
mevcuttu otomatiksiz filan,
mevcuttu sadece insan olarak
mevcuttu, tuhafiniza gidecek,
mevcuttu hem de coktan mi coktan,
daha sizin devletinizin adi bile konmadan.
Mevcuttu, isiyle gucuyle ugrasiyordu,
mesela, Mister Dalles,
yeller eserken yerinde sizin NewYork'un,
kursun kubbeler kurdu o
gokkubbe gibi yuksek,
hasmetli, derin.
Elinde Bursa bahceleri gibi nakislandi ipek.
Hali dokur gibi yonttu mermeri,
ve nehirlerin bir kiyisindan obur kiyisina
ebemkusagi gibi atti kirk gozlu kopruleri.
Dahasi var Mister Dalles,
sizin dilde anlami pek de belli degilken henuz,
zulum gibi,
hurriyet gibi,
kardeslik gibi sozlerin,
dovustu zulme karsi o,
ve istiklal ve hurriyet ugruna,
ve milletleri kardes sofrasina davet ederek,
ve yarin yanagindan gayri her yerde,
her seyde, hep beraber, diyebilmek icin,
yurudu pesinde Bedreddin in
O, tornaci Hasan, koylu Mehmet, ogretmen Ali dir.
Kaya gibi yumrugunun son ustaligi:
922 yili 9 eyluludur.
Dedim ya Mister Dalles,
Herhalde butun bunlari sizden gizlediler,
ucuzdur vardir illeti.
Hani sasmayin, yarin cok pahaliya mal olursa size,
bu 23 sentlik asker,
yani benim fakir, cesur, caliskan, milletim,
her millet gibi buyuk Turk milleti.

Nazim Hikmet Ran (1953)


HASRETLIK OGLUM!
Anami bugun yakaladim. Bu sitede bir yerlerde Ulasli Demirci Emmiyi yazmistim ya? Onun ismini sordum. Mustafa, dedi. Lakabini hatirlamadi. Ne isi vardi Ulas da? Atkirandan tasindi, dedi. Sonra Gulusan Yengemin kardesini sordum. Ahmet abiyi. Guldu. Gurbet de ozlemissin oglum, dedi. Yok demedim. Sadece, ana, dedim, ordan buradan yazarken aklima geldi de...

Diyemedim. Bu erkeklik batsin! Diyemedim ki cok ozledim. Diyemedim ki, her gece ruyamda Ataturk Orta Okulundan Gokce Bostana yuruyorum. Diyemedim ki her gece, agaclardan igde topluyorum. Diyemedim ki seni de cok ozledim. Diyemedim ki, aglamak istiyorum. Ben aglayayim, sende benim saclarimi oksayarak teselli edesin. Diyemedim ki, oylesine bir aglamak istiyorum ki, burnumu ceke ceke! Hani derdin ya ana; "Oglum sen aglayinca cok cirkin oluyorsun!"

Iste oyle, derinden derine, aglamak istedim anne.

Bu erkekligin gozu kor olsun!

Yine aglayamadim?

31 Mayis 2003


Buradan Nereye?
Baris'a soylemistim. Bizim oykulerimiz cok. yeter ki yazan olsun. Sizin katkilarinizi bekliyoruz.

Bugun 23 Ekim 2002, Almanya'dan haber var. Esref Amca'nin torunu, Ziya Dayimizin oglu Semih ve onun kizi kizi Derya'nin fotografini KARTVIZIT Sayfasinda yayinliyorum.

DOGRU MU?
Yuzumuze bir kapi kapandiginda, kapanan kapinin ardindan o kadar uzun sure hayiflaniriz ki, onumuzde acilmis yeni bir kapiyi goremeyiz.

A. Graham Bell


*ACIKLAMA: ACIKLAMAYA ACIKLAMA!
Aslina bakarsaniz, Turkiye'de bilemedin iki milyon internet kullanicisi var. Yani? Iki milyon kusuru yetmis kusur milyondan cikarirsan, geriye yetmis milyon kalir. Demek ki; bizim bu sitemiz yine yetmis kusur milyona kapalidir! Yok iste! Yok! Birbirimize kapilarimiz hala kapali.

Mubasir Huseyin'in oykulerini okuyup da haz alabileceklerin cogunun bizimle haberlesme imkanlari yok! Diyelim ki, babamin degisiyle, gazataya da yazdik. Iki kusur da ordan cikarin. Yine elde var yetmis milyon. Gazatayi okuyanlarin cogu zaten bizi de okur. Ya kitap? Yahu bizim yetmis milyondan (Iki milyonu icinden cikardigimiz yetmis milyon: Bizim yetmis milyon!) hangi garip kitap alsin?

Radyo'da onar onbeser dakika oykulerimizi anlatsak?

Neyse. Buralara kadar gelip okuyanlar, simdilik, bizim bu siteyi ve oykulerimizi, bizi ziyaret edemiyenlere anlatsinlar! Olur mu?

Siz, siz olun; selamlarimizi ve hurmetlerimizi; buyuklerinize, kucuklerinize, ananiza, babaniza, kardasiniza, komsunuza, dostunuza, arkadasiniza, sorana, sormaya soyleyin.

Buyuklerin ellerinden, kucuklerin gozlerinden operiz.

MUBASIR'IN OGLU

BETERIN BETERI VAR!
Bu site de Hindistanli Hemsehrimizi yazmistik. Dun aksam da bir bildigimiz Hindistan filmi seyretmedik mi? Avare. Onu da yazdik. Filimde ki (50 sene once de olsa da) fakirligi gorduk. Bize cok benziyorlar diye, ic cektik. Hele hele Raj Kapoor'un da nefes darligindan, hem de babamla ayni yil oldugunu ogrenince...

Size biraz Hindistan hakkinda bilgi verelim:

Hindistan'da nufus bir milyar. Biz de yetmis milyon. Bizim tam onuc katimiz fazlalar. Biz de Interneti ikibucuk milyon, onlarda yedi milyon kisi kullaniyor. Bizde 12 milyon radyo, onlarda 116 milyon radyo var. Bizde 19.5 milyon, onlarda 27.7 milyon telefon hatti var. Bizde 21 milyon, onlarda 63 milyon televizyon var. Biz de mobil telefon kullanan 17 kusur milyon, onlarda iki kusur milyon...

Bir milyar insana topu topu 30 milyon telefon. Geriye kalir bir kusur milyar insan. 116 milyon radyo, 63 milyon televizyonu topla, de ki ikiyuz milyon da o etti. Topla, carp, bol, cikar. Geriye yine bir milyar televizyonsuz, radyosuz, telefonsuz insan kalir! Bir milyar insan, birbirinden, ve dunyadan habersiz?

20 Haziran 2003


Paramiz yok ki bir guzel sevelim,
Bademiz yok ki kafa bulalim,
Demek ki gunaha girmenin yolu yok,
Caresiz kalkip dua edelim...

Omer Hayyam

NOT:

Mubasir'in torunu, Umut, 1990'dan beri olup biteni Ingilizce yazdi. Dost, dusman, yurtdas, eli, gavuru okusun diye. Ingilizce bilenler, asagida ki linki tiklayip okusunlar.

"America Hates Me But I Still Love Her!"

Eposta adresimiz:
mustafakemalozturk@hotmail.com

Bu da Ingilizce Hikayemiz...
INGILIS: ENGLISH