WWW.MUBASIRHUSEYIN.ORG

YIL: 2006

Her seyi
Ogrendigin kadar bilirsin
Bunu da ogren
'Sevdigin kadar sevilirsin'...

Can Yucel

An gelir

paldir kuldur yikilir bulutlar/ gokyuzunde anlasilmaz bir heybet/ o eski heyacan olur/ an gelir biter muhabbet/ calgilar susar heves kalmaz/ sataraban olur

sarabin gazabindan kork/ cunki fena kirmizilidir/ kan tutar/tutan olur/ sokaklar kusatilmis/ karakollar taranir/ yagmurda bir miltan olur

an gelir/ omrunun hirsizidir/ her olen pisman olur/ hep yanlis anlasilmistir/ hayalleri yasaklanmis/ an gelir simsek yalar/ masmavi dehseti ile/ siyaset meydanini/ direkler catirdar yalnizliktan/ sehpada pir sultan olur

Son umut kirilmistir/ kaf dagi’nin ardindaki/ ne selam artik ne sabah/ kimseler bilmez nerdeler/ namli masal sevdalilari/ evvel zaman icinde/ kalbur saman olur/ kubbelerde uguldar bak/ cesmelerde akar sinan

an gelir -la ilahe illallah- kanunisuleyman olur/ gorunmez mezarliktir zaman/ sairler dolasir saf saf/ tenhalarda siir soyleyerek/ kim duysa/korkudan olur -tahrip gucu yuksek- saatli bir bombadir patlar

an gelir

attila ilhan olur

11 Ekim 2005

 


Babam Mubasir Huseyin'i; Mubasir'in ana, baba, dede, nine, coluk, cocuk, es ve dostlarini, onlarin dostlarini anlatan oykulerimize 1998 yilinda basladik. O gun bu gun, denilene gore milyon kusur insan bu siteyi ziyaret etmis, Mubasir'i tanimislardir.

WWW.MUBASIRHUSEYIN.ORG Sitesi, tamamen amator bir sitedir. Ne Internet, ne Web Tasarimi, ne de yazim ustasiyiz. Sadece, icimizden geldigi gibi, yasadiklarimizi, duyduklarimizi, dinlediklerimizi kaleme aliyoruz. Ese dosta mektup yazar gibi! Hem de ne kaleme alma! Cala kalem. Yazdiklarimizi bazen donup duzeltigimiz oluyor ama, cogunlukla oylece birakiyoruz.

Bu sitede yazilanlar, kitap sayfasi hesabiyla uc-dort yuz kusur sayfayi buldu. Dolasin. Olmadik bir yerde, kendinizi bulabilirsiniz...

HOS GELDINIZ!

DEDELERIMIZ: "SULEYMAN" LAR.
BUTUN OYKULER DOGUMLA BASLAR. Aylardan Nisan. Bahar geldi geliyor derken ayin 27 si olmus kar yagiyordu. Hem de tipi. Disarida goz gozu gormuyordu. Halbuki Gulusan Nisan ayi sicak olur, bebegini dere kenarinda bir agacin dibinde dogurur diye umutluydu. Olmadi. Sulari akmaya baslayinca kostu ahira. Bebegini havyanlarin yeni yaptigi sicacik diskilarinin icine dusurdu. Sonra da, yine sicacik diskiyla sardi. Ahirin kapisindan bakan on yasinda ki kucuk Hatuna, "giz git haber ver. Oglan oldu." diye fisildadi.

Trabzonun yamaclarindan Karadenize bakan koskte buyuk bir telas vardi. Beslemeler bir o yana bir bu yana kosuyor, bazilari da ellerinde sicak sular, bembeyaz bezler, buyuk kapili odanin kapisinda bekliyorlardi. Iceride Hafsa dogum sancilari cekiyordu. Onunda suyu bosaldi. Bebegini sicak suyla doldurulmus bakir legene yavasca aldilar. Ipeklere sarip, Hafsa Hatuna gosterdiler.

"Oglan. Gozun aydin hatunum. Oglan."

Her iki oglana da dedeleri isimleri verdi. Suleyman. Trabzonlu ve Munzurlu Suleymanlar onbirinci aylarinda yuruduler. Trabzonlu Suleyman ilk adimini koskte, Munzurlu Suleyman da agil evinde atti. Ikisi de oynamayi sevdi. Trabzonlu Suleymana okuma yazmayi, terbiyeyi Gulbahar Hatun, Munzurlu Suleymana ilk tebiyesini anasi Gulusan verdi. Trabzonlu Suleymana dedesi Karkizoglu Hizir Efendiyi ogretmen tuttu. Munzurlu Suleymana kurt, kus, daglar, ovalar yol gosterdi. Trabzonlu Suleyman 15 inde Vali oldu! Muzurlu Suleyman 15 inde coban. Trabzonlu Suleyman Sarki, Karahisar, Bolu, Kefe lere gitti. Munzurlu Suleyman daglarinda dolasti. Trabzonlu Suleymana 25 inde Hunkarim demeye basladilar. Muzurlu Suleymana, Sulo. Hem Trabzonlu, hem Munzurlu Suleymanlarin ogullari ve kizlari oldu.

Gun geldi, Trabzonlu Suleyman, Munzurlu Suleymanin soy sop sulalesi ile birlikte Munzurdan Kocgiri'ye tasinmasini istedi. Munzurlu Suleyman "emir kilictan keskindir." deyip, ellisinde coluk cocuk, torun tosun, kap kacak, davar mali toplayip iki tepe arasi, memeleketlerine benzer sulak bir yere yerlestiler. Coluk cocuk, tam yedi hanelik bir duzen tutturdular. Adina da Danisik Koyu dediler.

Trabzonlu Suleyman da, Muzurlu Suleyman da 1566 yilinin Eylul ayinin yedisinde, dogduklari yerlerden cok uzaklarda, baska baska diyarlarda olduler.

Munzurlu Suleymanin Danisik Koyu yerinde durur. Hala torunlari yasarlar. Trabzonlu Suleymanin torunlari nerededir, ne yaparlar bilinmez. Kosklerini yeni sahipleri isletir.

Munzurlu Suleymanin torunu Danisikli Mubasir Huseyinin oglu Mustafa Kemal internette bu siteyi acmistir. Okuyanlari olur. Dedelerini yad ederler.

Trabzonlu Suleyman icin Internette site coktur. Ama hicbiri Trabzonlu Suleymanin torunu tarafindan acilmamistir. Veya bizler bilmeyiz.

Munzurlu Suleymanin torunlari, Trabzonlu Suleymanin torunlarinin son 70-80 yillik oykulerini merak ederler.

Nerelerdesiniz? Ne yaparsiniz? Nasilsiniz? Iyi misiniz?

RIZA AMCA'MI ZIYARET

Insanin bazi kararlari vardir. Akliniza geldiginde; "Ulan ne halt etmisiz?" diye kendi kendinizi sorgularsiniz. Yine bazi kararlariniz vardir. Yaptiklariniz akliniza gelir, tatli tatli gulumserdiniz.

Galiba 1989 yili idi. Aklima esti, Uc oglani ve Gaye'yi alip, Kutahya'dan Danisik yollarina dustuk!

Riza Amcam'da kaldik. On gun, onbes gun?

Ne iyi etmisiz!

Asagida Riza Amcamin evinin fotografini goruyorsunuz. Amca Oglu Semih 2003 yili yazinda cekmis. Kimseler oturmuyor artik.

Benim buralara bir daha gitmem lazim...

16 Ekim 2003


Bu fotografi Amca Oglu Sedat Ozturk cekmis. Semih' de bana gondermis.

FRANCE AVENUE, CANKAYA, ISTANBUL, DANISIK, HATCE, SULTAN, HAYDAR, MUBERRA VE GULER ABLA...

Guler Abla amcam Haydar'in kizi. 1970 yillarinda Koyilhisar'in bir koyune ogretmen olarak atanmisti. Beni de yaninda gonderdiler? Isime gelince Guler Abla, Isime geldiginde de Guler derim. Aslinda ablalik unvanini Hakki Abi ile evlendikden sonra pekistirdi. Hakki Abi'nin hanimina dumduz Guler denilir mi?

Amcam emmimlerin evinde misafirim. Anam Hatce'yi gormeye geldim. Danisik Koyu'nde degil, Amerika'nin Minneapolis kentinin France Avenisinde ki evlerinde. Bizim hanim Muberra'yi gecmis olsun diye aramis. Guler Ablayla da konusmus. Guler Ablanin mesajini halam Sultan'a iletmis. "Hani oraya buraya birseyler yaziyor ya... Benim ismim niye yok?" Kem, kum. "Hala vallahi bu site o kadar buyuk ki bir yerlerde muhakkak soz etmisimdir. En azindan senin Hakan'a hamile oldugunu Guler Ablaya nasil ballandira ballandira haber verdigimi bir yerlerde yazmisimdir..."

Sonunda karar verdim. Asagi kata inip, Hakan'in bilgisayarindan acik bir mektup gondermeye...

Muberra'ya gecmis olsun. Guler Abla'ya da selam! Yanaklarindan operiz...

Halam ust katta bana bulgur pilavi hazirliyor. Yedikden sonra keyfimiz olursa devamini da yazariz. Siz, simdilik,  mevcutlari okumaya devam edin...

Bu arada Cankaya'da ki kardasimiza da birseyler yazalim istedik. Ulasamadik:

"Cocuklarin resmini gordum. Cok buyumusler..."

France Ave. S. Amcam Haydar'in evi. 1 Kasim 2003

DUN

Dun Sultan Halam'dan Saffet'in evine yurudum. Tatli bir ayaz vardi. Halamin evinden Saffet'lere yarim saatte yuruyorum. Evde gelinimiz Judy vardi. Kahve suyunu koymus. Nest kafemizi fincanimiza doldurup ictik. Judy'de benim burada yazdiklarimin benzerini yapiyor. Dedemlerin hikayelerinden esinlenerek basladigi romanini bitirmis. Su siralar birilerine okutturuyor. Bazi oykulerini de birlikte postaladik. Oradan, buradan derken konu anama geldi. "Cok sivit" diyor anam icin. Cok tatli...

Dondum. Halamlarda bulgur pilavi yemege niyetliyim. Halam dedi ki, aksama Talat'lar geliyor. Yemege gidecegiz. Talat, Mukaddes, Selin, Emmim Haydar, Halam Sultan, Anam Hatce ve ben birlikte bir yere gittik. Talat, Mukaddes, Halam, Anam masanin bir yaninda; Ben, emmim, Selin obur yanina oturduk. Ne yesek? Talat ben tokum, dedi. Mukaddes sirimp istedi. Halama da sirimp. Anama Salmon balik. Selin hamburger istedi. Emmimle ben tavada sicak sicak getirdikleri birer biftek yedik. Gulustuk. Konustuk.  Talat'in kac para bahsis birakacagina kafamizi yorduk. Emmim dedi onbes. Ben dedim olur mu? Daha fazladir. Garson kiz tenkyu tenkyu diye diye bizi ugurladigina gore; onbesden de, benim tahminimden de fazladir bahsis. Eee, ne de olsa yegen Umut ve Kanat baska yerlerde bahsis icin calisirlar! 

Lokanta sonrasinda Talat'larda cay sefasi yaptik.

Guzel bir gundu...

2 Kasim 2003, Minneapolis. 

IKI HAFTA NE YAPTIK?

Iki haftaligina Emminlere gittim. Hem Anam Hatice, hem bacisi Sultan, hem de Emmim Haydar'la birlikte oldum. Kardaslarimizi, gelinlerimizi, yiyenimiz Selin ve Yasemin'i gorduk. Naile'de yemek yedik. Konustuk. Gulduk. En onemlisi de simdiye kadar yapamadigimiz bir seyi yaptik. Emmi'min oykulerini dinledik. Taa 1900 yillarinin basina gittik. Diyab Aga'nin Sunni komsularina yaptigi iskenceden, Alisan Bey'in nasil kursunlandiginina kadar eskilere gittik. Hanim'dan, Buro'dan, Nuri'den bahsettik. Nuri'nin genc yasinda yakalandigi hastaligindan, dunyanin hayran oldugu kisraginin guzelliginden isittik. Yegenlerini dayaktan kirip geciren Mehmet Amcalari'nin iyi yanini da ogrendik. Memed emmileri ahir kapilarinin ustunde yegenlerine okuma yazmayi ogretmis. Dedem Mustafa ve Nuri'nin nasil asker kacagi olduklarini dinledik. Zara'ya yerlesen dedem Mustafa'nin Mudurlerle, komutanlarla nasil da iyi iliskilerde oldugunu, Mustafa dedemin nasil bir kahve tiryakisi oldugunu bildik. Nuri dedemin benden genc olumunu, Sivetza Berta'yi, Mardo'yu, Ziya Dayilari andik.  Acinin acisini, tatlinin tatlisini, kuvvetlinin kuvvetini ogrendik. Her zennenin bir olmadigini, oykulerden dinledik. Palu'da tunel acmak icin balyoz salladik, Alman Hastahanesi'nde Sivesta Berta'nin kaprislerine katlandik. Donduk Sivas'ta cer atolyesine bekci olduk.   Ziya Dayimin YANIK oyununu ogrendik. Yedi kere yandik da, emmimizi bir defa yakamadik. Anamiz, halamiz dedi ki; "Altmis yillik oyuncuyu sen nasil yenecegini sanirsin?"

Emmimizin, halamizin, anamizin ellerinden, kucuklerimizin gozlerinden operek ayrildik. Emmim benim oglanlara dort tane de "Kemal Sunal" filmi gonderdi. Ben bunlari kaleme alirken onlar, Istanbul'da Zulfiye'sini arayan Zulfu'yu seyrediyorlar. 12 Kasim 2003 

 

Saffet Emmim'in evinin kapisini caliyor. Yuruyen kadin anam Hatice. Kasim 2003 (Fotografi kaldirdik.)

Not: Fotograflari (www.turkey2002.org) sitesinde, dinlediklerimizi; Bizim Hikayemiz, Katip, MubasirHuseyin.org, Anneler Gunu bolumlerinde yayinlayacagiz.


MELKON DAYI
Gokcebostan Mahallesi'nde cocuklarin pesinden kosturdugu, kendi yaptigi tahta bisikletine binmis, kirmizi yanakli, gulec yuzlu hayal kahramanimi dusler, bir turlu de cikaramazdim. Gercek miydi, yok sa cocukluk hayali mi?

Iki uc gun once Melkon Dayi aradi. Beni bildin mi? Hii? Tahta bisikletli marangoz!

Melkon Dayi telefonun oteki ucunda konusuyor, o konustukca ben babami dinliyor gibi oluyorum. "Uc bes yil once takavvut olduk ama, hala isimi yaparim. Cunki severim. Her sey sevgiyle guzel olmaz mi?"

Melkon Dayi bir icten, bir guzel konusuyor. Asik Veysel gibi. Babam gibi. Esref Dayi gibi. Beyaz sakalli emmi gibi. O konusuyor, ben cosuyorum. "Osman Efendilerin oglu Halis'in kopegini hatilarmisin?" Icim bir tuhaf oluyor. "Anan, baban beni cok iyi bilirler."

Melkon Dayi peki sen bunu biliyon mu? Alanya'da bizim evin mutfaginda hala senin yaptigin dolap durur? Anam soyledi.

5 Agustos 2003


ARADIGINIZI BULAMADINIZ MI?
BU SAYFA DA DAHA ONCE OKUDUGUNUZ,
SIMDI ARADIGINIZ OYKU, YAZI, SIIRLERI
"BIZIM HIKAYEMIZ" SAYFASINA TASIDIK...

"KELEBEK GIBI UCAR MIYIZ?" TEMMUZ-EYLUL AYLARININ EN COK OKUNAN YAZISI OLDU...
Biz bu isleri pek bilmiyoruz. Ama bildigimiz kadari ile asagida ki yaziyi okuyanlar binleri gecmis.

Simdiye kadar okumayanlara kolaylik olsun diye birinci sayfada da yayinliyoruz.

Selam eder, buyuklerin ellerinden, kucuklerin gozlerinden operiz.

2 AGUSTOS 2003- 2 Ekim 2003

Kamera aldik!
1986 yilinda Teyze Oglu Erdogan Amerika'dan tatile gelmisti. Beraber Alanya'ya gittik. Boynunda video kamerasi asili, ora senin bura benim dolasip, filme aliyoruz. Sira anam ve babamin selamlarini kaydetmeye geldi. Annem kisa kesti. Baci seni operim. Ana ellerinden operim. Nasilsin? O siralar Anneannem Teyzemlerde kaliyor. Elif yenge Alanya'da. Hasan Amca ile. Onlar da selam sabah.

Sira babama geldi. Basladi konusmaya. Babam konustukca annem yeter artik herif, diye isaret ediyor. Babam durmuyor. "Kocakari kendine iyi bak. Bizler iyiyiz. Buralar cok guzel. Erdogan da cok begendi." Ninemin ellerinden optu. Erdogan sikilmadan babamin butun konusmasini filme aldi.

Kocakari olmeden babam oldu. Erdogan'in filmini 2000 yilinda Talat'in evinde tekrar seyrettik. Mubasir Huseyin karsimiza oturmus konusuyor. Dinledik. Gulustuk.

Yandaki fotografi Talat Erdogan'in cektigi filimden alip bana gonderdi. Keske fotografin ustune tikladiginizda tum filmi izleyebilseniz?

Yil bindokuzyuzseksenaltiydi. Biz video kamerasinin marifetlerini cok sevdik. Bir turlu almak nasip olmadi. Kucuk oglanin, kizin Blockbuster'da cekilmis bedava bir kasetleri var. Sezai'ler kizin 2 yasinda ki halini cekmisler. Sanirim Cahide'ler Umut'un lise mezuniyetini, Nilay yengeler universite mezuniyet torenini cektiler.

Yil 2003. Gecen gun kameramizi aldik.

Birgun kameranin karsina gecip, babam gibi, basindan baslayip olan biteni anlatiriz artik.

Filme alamadiklarimizi da burada anlatiyoruz.

16 Agustos 2003

NOT: Kamerayi geri verdik!
Niye, diye sormayin!

27 Eylul 2003


BIZIM BILDIGIMIZ BASKANLAR, CUMHURBASKANLARI...
Iki Amerikan Baskani ile gorusmustum. Degisik zamanlarda. Ikisi de donemlerinde tarihe damgasini vurmuslar. Uzun uzun gorusmustuk. Aslinda ben konustum, onlar dinlediler. Vaktimiz yok, ancak bir dakika gorusebiliriz, gibi bir sey de demediler. Ben sikilina kadar yanlarinda kaldim. Bazan dalip ellerimi omuzlarina attigim da oldu.

Bizden de uc Cumhurbaskanimizi ziyaret etmisimdir. Uzun uzun konusmusumdur. Ellerimi omuzlarina atamamamistim ama, beni sikilmadan dinlemislerdi.

Ne kibir, be boburlenme! Mutevazi adamlar.

Dun burada ki bir askeri birlikten geciyordum, sira sira askerler. Generali, albayi, yuzbasisi, astsubayi, neferi. Safta duruyor. Hiza istikametlerine soyle bir baktim. Cetvel koysan bu kadar duzgun olur. Ben diyeyim bin, siz deyin ikibin kisi.

Dayanamadim. Onlara da konustum. Aralarinda dolastim. Kipirdamadan, sessizce beni dinlediler!

17 Agustos 2003

Zencilerin pesindeydiler.
Bana ne, dedim. Ben beyazim. Ses cikarmadim.
Yahudilerin pesindeydiler. Bana ne ki? Ben Yahudi degilim, dedim. Sesimi kestim.
Katoliklerin pesine dustuler. Sesimi yine cikarmadim. Ben Protestanim!
Pesime dustuler! Etrafima baktim. Benim icin ses cikaran goremedim?

...

Biloxi'de bir Universite Profosoru kendi calisma odasinin duvarina asmis. Bize gore tercume ettik!
20 Agustos 2003

SALAKCA BIR YAZI!
Bir mektup aldim. Cok salak bir yazi, demis. Hangi yazimizdan soz etmis? Bu sitede o kadar cok salak yazi var ki, okumayla bitmez!

23 Agustos 2003

"Salak bir yani var su insanligin..."

Francois Goppe

KELEBEK GIBI UCAR MIYIZ?


Fotografta ki kelebege MONARCH diyorlar. Yazlari Kuzey Amerika da, Kislari Meksika da yasiyorlar. Bizim Danisiklilarin Beydagina yaylaya gitmesi gibi.

Arada bir fark var.

Bunlarin diyelim ki bes gobek once ki dedeleri, nineleri Kuzey Amerikaya mi geldiler, torunlarinin torunlari dedelerinin yazligina donuyorlar?

Sanki dedeleri Internette hatiralarini yazmis, yazligin haritasini cizip birakmis gibi, donup dedelerinin Meksika da ki yazligini, onlarin torunlarinin torunlari da Amerikada ki kisliklarini buluyorlar. Ne akil, ne de sir?

2002 yilinda yazliga Meksikaya 650 milyon Monarch kelebegi gelmis. Bir soguk. Bir kis. Bir kiyamet. 500 milyonu telef olmus. Fakat ise bakin, yazin Amerikaya yine 500 milyona yakin nufusla geri donmusler?

Ben diyorum ki, bizim cocuklarimiz da gun gelir Suleyman Dedelerinin Munzurda terk eyledigi koyu, bahceyi, dami, ahiri bulur mu?

Bulamadilar diyelim.

Nuri Ozturk dedelerinin Ferikoy de ki, Mubasir Huseyin dedelerinin Alanya da ki, Fatte Ninelerinin Danisik ta ki mezarini ziyaret ederler mi?

Yoksam,

Kelebek kadar da hukmumuz yok mudur?


MARS OLDUK!
Babamlar tavla oynarken mars ettim herifi, derlerdi. Bu Mars o mars mi?

Mars gezegeni dunyaya 60 bin yil sonra ilk defa bu kadar yaklasmis. 60 bin yil once dunya Tas Devri'ni yasiyormus. Ninelerimiz, dedelerimiz tastan mizrak, keser, zipkin falan ancak yapabiliyorlarmis.

Orta Dogu ve Guney Dogu Asya haric. Hatta Orta Dogu'da yasayanlar Avrupali'lardan 6 bin yil once canak comlek yapmaya baslamislar. Tarim da yapiyorlarmis.

6 bin yil Avrupali'dan ileride olan Orta Dogu'ya neler oldu da, bu hallere dustu? Orta Dogu'dan 6 bin yil geri olan Avrupalilara ne oldu da, Orta Dogululara simdi kok sokturecek kadar ileri (geri de diyebilirsiniz!) gittiler?

Yoksam, Mars hazir o kadar yakina gelmisken, uc bes Marsliyi Avrupaya yardima mi gonderdi?

Marslilardan ogrendiklerini ogrenen Avrupalilar da simdi Orta Dogululari Mars mi ediyorlar?

27 Agustos 2003

YUNUS VE SUREYYA'NIN OYKUSU
Younes El Aynaoui (Yunis Elenayu) FAS'li bir genc adam. Avusturalya'da, 5 saat suren tenis macindan sonra televizyonda esi, anasi, babasi ve Faslilardan ozur diliyordu: "Biliyorsunuz elimden geleni yaptim!"

Bizim altin kizimiz Sureyya Ayhan'da benzeri duygularla konusmus: "Simdilik gumus..."

Iki fakir ailenin iki gariban cocugu canlarini disine takmis, arkadaslari cember cevirirken onlar kosmus, yasitlari serserilik yaparken yarismislar.

Olmadik, hayal edilemiyecek yerlere gelmisler. Sureyya Ayhan Avrupa sampiyonu olmus, Dunya Sampiyonlugu'nu kil payi kacirmis. "Milletimden ozur dilerim." diyor. Yunus, 5 saat savasmis, dunyanin bir numarasi, kendisinden 11 yas kucuk genc bir atlete yenilmis. "Milletimden ozur dilerim..."

Yunus bir zamanlar New York'ta dizinden ameliyat olmaya gelmis. Parasi pulu yok. Coluk cocuk fakir fukaralara hizmet veren bir yerde kalmislar.

Sureyya, uc cocuklu Cankiri'li bir ailenin cocugu. O ne sikintilar cekmistir kimbilir?

70 Milyondan bir Sureyya, 30 Milyondan bir Yunus cikarsa, isleri boylesine zor olur. 100 milyonu hep arkalarinda -sirtlarinda- hissederler.

Aslinda bizde ki yetmis, Fas da ki otuz milyon akillarini basina toplayip, Yunuslarina, Sureyyalarina yol acsalar, imkan verseler, sahip ciksalar, bu cocuklar sirtlarinda ki "Millet" yukunu hafifletip, basaridan basariya kosacaklar!

3 Eylul 2003

ESREF DAYI VE ISMET PASA
Bu oykumuz 1998 yilindan beri yayindadir. Koylulerimizin katkilari ile kaleme alinmistir. Bu oykumuzde sozunu ettigimiz Esref Dayi'nin fotografini 1998 yilindan beri arariz...

Nihayet, dun, Almanya'dan Semih dedesinin fotografini gondermis. Esref Dayi Yasa Hala ile. Ne zaman cekilmis? Nerede cekilmis? Simdilik bilmiyoruz.

Bu fotografi "Kelebek gibi ucar miyiz?" yazisi ile birlikte yayinladigimiz MONARCH Kelebegi'nin yerine koyduk. Isteyen Monarch Kelebegi'ni Internet de bulur ama, Esref Dayimi nasil bulsunlar? Biz bile 5 yil sonra yayinlayabildik!

Esref Dayi'nin fotografini burada yayinlayinca, oykumuzu de birinci sayfaya tasimak boynumuzun borcu oldu...

29 Eylul 2003



ESREF DAYI VE ISMET PASA
Mevsimlerden guz. Sene 1966. Dayim Esref harman kaldiriyor. Okuzler habire donuyorlar. O da dovende, elinde ucu civili bir sopa, dalmis gitmis. Eskileri dusunuyor. Kendi cocuklugu aklina geliyor. Yasa ile tanistiklari gunu hatirliyor. Derin derin.
Birden gok gurluyor. Oyle bir gurleme ki. Gorulmemis. Isitilmemis. "Bismillah, bismillah..." diyor. Hava gunesli. Gokyuzunde tek bir bulut yok. Okuzler kaciyor. "Ohaaaa! Ohaaaa! Pissss. Pisssss..." Okuzlerle zor bas ediyor. Okuzler burunlarindan soluyorlar. Hayvanlar korkmus.

Koyluler evin damina cikmis. "Neydi, o gok gurultusu neydi?" diye birbirlerine soruyorlar. Cevabini bilen yoktur...

Esref dayinin kafasindan bin turlu ihtimal geciyor. "Tovbe, tovbe. Bismillah bismillah!"

Booom... Bir patlama, bir figan, daha. Patlamadan sonra bir ses. Booovvvvvvv... Birisi anliyor ve bagiriyor:

"Buronun torunu! Buronun torunu!"

Ne torunu, ne burosu, diye Esref bagiriyor.

Gokyuzunu gosteriyorlar. Gunesten parlayan bir alamet, arkasindan beyaz dumanlar birakarak gok yuzune yukseliyor.

"Gordun mu Buronun torununu?"

Esref yeni yeni anlamada:

"Ismetim mi, Ismet Pasa mi? Ismet pasamiydi?"

He, diyorlar. Ismettir.

Tayyare Alisanbey agilinin uzerine suzuluyor.

"Ismet pasa gine buraya geliyor!" diyorlar.

Koye dogru geliyor, vadiye alcalan bir kartal gibi.

Bu sefer sesini duyamiyorlar. Kafalarinin uzerinden gectikten sonra. Boooom... Javvvv...

Esref tayyarenin arkasinda bagiriyor...

"Ismet pasa... Ismet pasa... Okuzlere sahip olamiyorum!"

Ismet Pasa bir zamanlar saatlerce yuruyup de bir gunde ulasamadigi yerlerin uzerinden saniyeler icinde geciyor. Sorgun. Danisik, Koseveng, Alisan Beyin Agili, Kelesen, Korkut, Girit, Zara...

Buralarda sonrasinda duyan duymuyana anlatiyor.
Buronun torununu konusuyorlar:

"Degirmendeydim, birden gok gurledi..."
"Davardaydim daglar ustume yikiliyor sandim..."
"Sanki bir kartal, davar calmak icin daliyordu..."
"Once ses isitmedik. Ustumuzden cav diye gecti..."
"Takla atti. Ters dondu..."

"Esrefe selam verdi..."
"Buronun torunu diye yazi yazdi..."
"Goge imza atti. Ismet diye..."


"Tenceren kaynarken, maymunun oynar."
Sevgi Hanim'in Babaanesi boyle dermis. 'Tenceren kaynarken maymunun oynar.'

Siz bu lafi dusune durun, ben size bir haber vereyim:

Bu kadar ugras didin. 50 yil calis cabala. Nihayet muradimiza erdik. Dunyada yasayan yuz insan varsa, zenginlikte bastan onuclerin arasina girdim. Baska turlu soylersek, dunyada benden fakir tam tamina 5216349614 insan var. Benden daha fakir bes milyar ikiyuzonalti milyon ucyuzkirkdokuz bin altiyuzondort insan!

Ulan su Mabasir'in Oglu'nun 50 yilda yaptiklarina bakin! Kucuk dilinizi nasil yutmazsiniz? Elli yilda arkasina bes kusur milyar insani takmis, takmaya da devam ediyor!

Eger basari zenginlikle olculuyorsa, buyurun siz de olcun! Dunyanin en zengin yuzde onuc insani arasinda oldugumu gozlerinizle gorun.

Dunya da benden daha zengin kac kisi mi var?

770,796,916 (Yediyuzyetmis milyon kusur...)

Kaynak:

www.globalrichlist.com

13 Eylul 2003

BIR ARKADASIM DEMIS KI...

Hakim kardasimizla gorusen bir arkadasimiz demis ki; "Kemal koseyi dondu..." Yukarida ki yaziyi okuyup, koseyi dondugume karar verdiyse, dogrudur. Koseyi donduk.

Yok baska turlu kose donmeler soz konusu ise, buyurun, bu siteyi icinize sindire sindire okuyun...

Kasim 2003  


MEKTUP VAR!
Bugun cok kisa bir mektup aldik. Hikmet'ten. Selam sabah. Kendinize iyi bakin. Operiz.

Mektubun ekinde de fotograflar. Birinci fotografa tikladik. Gozluklu, gulumseyen tanidik bir hanimin yuzu cikti. Fotografi saga dogru kaydirdik. Yuz hatlari derinlesmis, saclari hafif kirlasmis, yakisikli bir adamin yuzu!

Hakki Abi ve Esi Guler'i sanirim 14 yildir gormuyorum. Ondort yil sonra bir fotograf karsimizda duruyor. Bir asagi, bir yukari, biraz saga, biraz sola uzerinde gezindik durduk.

Sonra? Toplu bir resim. Hikmet'e baktik. En son gordugumuzde daha yirmili yillarinin sonunda, otuzlu yillarinin basindaydi. Kirklarinda olgun bir adam karsimizda. Gulumsuyor.

Yenge hic degismemis. Pinar kocaman kiz olmus.
Dayim? Dayimin fotografini "Bizim Hikayemiz" de yayinladim.

Diger iki fotograf da, "FOTO SIPSAK" da.

22 Eylul 2003

BU IHTIYAR ADAMLAR DA KIM?
Hikmet'ten sonra Semih'ten fotograflar aldik. Danisik Koyu. Beydagi. Uzaktan degirmene giden yol. Daglarda gun batimi. Benim daglarimda? Tanidik yuzler. Korkutlu akrabalar!

Fotograflara tek tek goz atiyoruz. Yuzlerinde derin derin izler tasiyan, Esref Dayima benzeyen bir yuz? Saclari bembeyaz bir kadin... Nereden tanirim ben bu kadini? Elinde bir uzun comak, duvarin ustune oturmus kir sacli adam?

Kim bunlar?

Nami Agabey, Sazimet Abla, Ali Abi... Ucer beser yas farki ile ayni gurubun insanlariyiz.

Bizim oralarda hangi yastan sonrasina IHTIYAR diyorlardi?

27 Eylul 2003

NOT:
Danisik ve Akraba Fotograflarini www.visitturkey.org  sitesinde DANISIK bolumunde yayinladim.

CIMNASTIK
Cimlastik mi, cimnastik mi? Hangisi dogru diye soranlar Turk Dil Kurumu'nun Internet Sitesini hemen ziyaret edip ogrenebilirler. Biz de dogrusunu ogrendigimizde, bu yaziya bir not duseriz.

1990 yilinda spor yapmayi birden bire kestim. 13 yil olmus. Vucudumuzda sarkmalar cogaldi. Ben yillar sonra yurumeye basladim. Yururken, arada bir, kisa mesafeleri kosuyorum.

Gencligimizde barfiks demirinde kol ceker, ayaklarimizi takar kendimizi sallar, sonra da ayaklarimizin ustune duserdik. Yuruyus yaptigim "Biloxi Hiller Park" da baktim kol cekebilecegim demirler var. Iki yuruduk ya, kendimizi bir sey sanip, ayaklarimizi demire ugrasa ugrasa gecirdik. Sonra da, ellerimi biraktim. Birden bire, bahcedeki camasir ipine eteklerinden mandallanmis gomlek gibi, demirde sallanmaya basladim. Gozluklerim dusuyordu. Onlari yakalayip, yerine koyayim diyene kadar, akla karayi secip, nefes nefese kaldim. Neyse gozlugu yerine koyduk ama, biz demirde oylece asili kaldik. Yakasina ve kollarina toplanmis sulari damlayan gomlek gibi, caresiz birisinin bizi ipten almasini bekliyoruz. Ne gelen var, ne giden! Elli yaslarinda, bembeyaz sacli, disleri dokulmus bir ihtiyar, barfiks demirinde caresiz sallaniyor! "Help, help..." deyip yardim istesek, yardima gelenlere ne diyecegiz? Yahu bu demirin ustunde ne ariyorsun demezler mi?

Kimseler yoktu bagiramadik. Yandaki agaclardan kuslar cik cik diye bagiriyorlar. Vallahi onlardan bile utandim.

Iki cozumum var. Ya; ya allah deyip, ellerimle demiri yakalamaya calisacagim. Ya da; ayaklarimizi serbest birakip bos bir cuval gibi yere dusecegiz. Neyse, ugras didin, kendi kendimize inmeyi becerdik. Becerdik becermesine de, her yerimize kiramplar girdi. Agridan kimildiyamaz olduk.

Guc bela eve vardim. Kimselere ne yaptigimi soylemedim.

Ama bugun gidip, siki bir yuruyusten sonra, yine barfikse cikmayi deneyecegim!

1 Ekim 2003

BURGAZ NIRE, YAZOO NIRE?
Burgaz Adasi Istanbul'un Incisi. Yazoo Sehri Amerika'nin Guney Dogu'sunun dogusu bir sehir. Ikisinde de ayni zamanda yangin cikmis. Burgaz Adasi'nda bir kisi kalp krizi gecirip olmus. Yazoo sehrinde ahsap ev (Kulube) yanmis bes (rakamla 5) cocuk kul olmus. Yaslari 10 ile birbucuk arasi.

Yazoo Sehri'de ki yangin cikan evde yangini ihbar edecek bir alet edavat yok.

Burgaz da ki yangini sondurmeye de...

Ne olacak bizim halimiz?

7 Ekim 2003


NURI, GULHANE, SANTRAL...
Gulhane'nin butun imkanlarindan yararlanmasi gereken asker arkadaslarimizin, parasi karsiligi coluk cocugunu bu hastahanede muayene ettirdigi biliriz.

Hem Gulhane, hem de diger resmi kuruluslarimiza telefon edip bir derdimizi anlatmaya, bir sey sormaya, bir hastayla, yetkiliyle konusmak istemeye hem korkmusumdur.

Daha ilk "alo" da engeller baslar. Santral gorevlisi dinlemez bile. Baglar bir yerlere, on dakika cevap verilmiyen telefonun basinda bekler, sonra santrali tekrar ararsin. "Alo!" Ne var kardesim? Olmadi... Baglanamadik... Bagliyorum... On dakika daha. Sonra, "Allah kahir etsin!" der, aradiginizdan, soracaginizdan, isteginizden vaz gecersiniz...

Dun duydum ki, Amca Oglu Nuri, Kibris da askerlik gorevini yaparken rahatsizlanmis, Gulhane de ameliyat etmisler...

Elim telefona varmadi. Sari cizmeli memed aga! Er Nuri Ozturk? Nasil bulunur?

Yine de aradik.

"Alo!"
"Gulhane buyrun!"
"Efendim ben yegenimle gorusmek istemistim!"
"Hasta mi?"
"Evet..."
"Hangi bolumde yatiyor?"
"Bilmiyorum."
"Beyefendi ben sizi genel evraka baglayayim, oradan size bilgi veriler... Iyi aksamlar..."
"Genel evrak!"
"Nuri Ozturk?"
"Er mi?"
"Evet"
"Genel Cerrahi'de yatiyor."
"Siz bagliyabilir musunuz?"
"Hayir. Santral Baglayacak."
"Alo!"
"Genel Cerrahi Lutfen!"
"Bir mi, iki mi beyefendi?"
"Bilmiyorum."
"Ben sizi bire baglayayim."
"Alo"
"Er Nuri Ozturk?"
"Bir de yok. Siz ikiyi arayin. 304...."
"Alo!"
"Genel Cerrahi iki mi?"
"Evet, ama..."
"Nuri Ozturk'le gorusebilir miyim?"
"Beyefendi ben Doktor Ramazan. Yanlis numaraya baglandiniz. Fakat, lutfen bes dakika sonra falanca numarayi arayin. Biz Nuri'yi bu arada telefona cagiririz..."
"Hi!"
Uc dakika sonra...
"Alo!"
"Ben Nuri buyurun!"
...
O gece Gulhane'den kac kisi ile gorustum? Bilemiyorum. Ama hepsi, insanlari asagilamaktan degil, onlara yardimci olmaktan zevk aliyorlardi...

Bir keyiflendim ki sormayin.

Kendimi adam sandim...

9 Ekim 2003

20 KASIM-22 KASIM

Necmeddin Bey'i aradim. 15 dakika once oradaydim, dedi. 15 dakika ile kurtardik. Helvami yiyemediler! 5 gunde elli kisi oldu. Bugun 23 Kasim. Irak'da 19 kisi daha olmus. Polis Karakollarini bombalamislar. Sanki kendi derdimiz kendimize (Dertlilerin diyarina) yetmezmis gibi, bir de bu bombalar...

Bu siteyi dolastiginizda gorursunuz. Bizlerin tarihinde kan, gozyasi hic eksilmemis. Gozumuz cok cabuk donmus. Tepemiz birden bire atmis. Kan koklamisiz. Nedeni bazen iki karis tarla, bazan kesilen bir parmak su, bazan da inaclarimiz olmus. Biz, birbirimize aci vermek icin hep bir gerekce bulmusuz.  Daha gecenlerde taslayarak bir kadinimizi oldurmustuk. Gerekcesi?

Bundan tam kirk yil once 22 Kasim 1963'de de Baskan Kennedy'i oldurmuslerdi. Derler ki, mutsuz, umutsuz Lee isminde 23 yasinda bir adam, adam olmak icin Baskan'i kursunlamis.

Mutsuz, umutsuz adamlar. Baskan da kursunluyorlar, binalari da havalara ucuruyorlar. 23 Kasim 2003

BIR ARALIK

Bayram bitti. Bayram da trafik kazasinda olenler yuzleri gecti. Sabah Gazetesi'nde Umur Talu demis: "100 kilometreyi 140'la aldiginizda 43 dakika... 70'le aldiginizda 86 dakikada variyorsunuz ya. Aradaki 43 dakika fark uzun bir omurde hic, kaza aninda ise omrun finali demek..." utalu@turk.net

UC ARALIK

Yeni bir balik uretmisler. Aslinda uretme kelimesi bu yapilana uyuyor mu, bilmiyorum. Singapur'da asli Zebralar gibi cizgili, siyah-gumus renkli baliklarin genlerinde degisiklik yapmislar. Baliklar kirmizi, yesil renkli olmus. Karanlikda da parliyorlar. Fosforlu balik. Californiyalilar "frenkestayn" diyorlarmis.

Konu bu baliklar dogaya zarar verir mi? Sifonu cektik. Kazara lagima, ordan acik denize ciktilar. Yasarlar mi? Urerler mi? Urerlerse cevresine zarar verirler mi? Bakiyorsun fosforlu baliklardan korkan butun deniz canlilari da karaya vurmuslar!

Yetkililer demis ki, zarari yok. Ev ortami disinda yasayamazlar. Iki yasinda ki bir bebek bu baliklardan yese birsey olmaz. Alin, besleyin. Califoryalilarin simdilik  bu ise akli yatmamis.

Aklima bizim oglanin 1992 yilinda okulda yaptigi bir deneyi geldi. Demisti ki, isikda baliklarin rengi degistigine gore, siyah insanlarida kuzeye yerlestirsen, bir kac nesil sonra beyaz adam olurlar!  Mississippililer bu yorumu pek begenmemislerdi... 

BEN DE BIR TARIH YAZAYIM DEDIM...

Bugun 7 Aralik 2003. Amerikalilar Japon'larin Pearl Harbor'a yaptiklarini aniyorlar. Dalgiclar batan gemilerle ilgili yeni yeni fotograflar cekmisler. Bizim de Canakkale'de batirdigimiz gemilerin fotograflarini Turk Dalgiclari cekmis. www.visitturkey.org sitesinde Visit Gallipoli diye bir sayfa var. Orada ki fotograflari tiklarsaniz detayli bilgiler bulabilirsiniz. Neyse. Bugun ki tarihi yazalim: ABD Savunma Bakani Irak'ta. Diyor ki, isimiz zor. Amerikali Komutan da demis ki, Saddam'i yakalasak bile bu saldirilar bitmez. NATO devreye girse iyi olacak. Dun de Amerikan ucaginin Afganistanda dokuz cocugu bombaladigi yaziyordu. Bugun aciklama yapan bir Amerikali Yarbay demis ki, uzulduler ama, bizim komutan bas sagligi diledi. Anladilar. 

Turkiye'de gecen hafta bombalar patlamisti. Hukumet Kuran Kuslari ile ilgili kolaylastirici tedbirler almis. 1965 yilinda basilmis LIFE WORLD LIBRARY'nin Turkiye isimli kitabinda; "Turk koylulerinin, Cami ve cesmelerinden baska  pek ortak kullandiklari seyleri yoktur. Organize olup da bir seyi birlikte yaptiklari pek gorulmez. Saglik-Hijyen konularinda bile bir araya gelip ortak onlem aldiklari birsey gosteremezsiniz." diyor.  Ben o kadarini bilmiyorum ama, bizim Danisik Koyu'nde dedelerimizin, babalarimizin, yegenlerimizin bir araya gelipte birlikte yaptiklari bir sey hatirlamiyorum. Ne cok kar yagdiginda kardan kurtulma plani, ne koca koca kayalari getiren seller icin ortak bir cozum, ne insanlarin toplanip konusacaklari-tartisacaklari bir dam, ne dort direk arasina yerlestirilmis bir okuma odasi yapamadik. Iki kisi bir araya geldigimiz de, cozum uretmedik. Kavga ettik. En eli sopali olanlara saygi duyduk.  Dedigim odur ki, 2003 yilinda Hukumetimizin aldigi karar yerindedir?

Cinliler uzaya adam gonderdi. Irak da Saddam bulunmadi. Baskan Bush, yahu tekrar Ay'a adam gondersek nasil olur, diye parlak bir fikir ortaya atti. Dun bizim kizin futbol takimi 4-3 yenildi. Ben ce takimi calistiran antronorler (Koclar) boktan? Takimimizin iki golunu atan kizi, ikinci yarida libero oynattilar. Futbol'dan anlamayan, etmeyen adamlarin elinde bu cocuklar rezil oluyorlar!  Neyse ki Turk Takimi Galatasaray, Istanbul'da teror var diye Almanya da oynanan macta, Italyan Juventus'u 2-0 yendi.

Amerika da Muslumanlar "Musluman Futbol Ligi" kurmuslar! Bu bizim bildigimiz ayakla oynanan futbol degil. Amerikan futbolu! (http://www.muslimfootball.com/)  Lig de  ki takimlarin Isimleri: Allahin Askerleri, Fedayinler, vs. Musluman Ligi oldugu icin ligde baskasi olmayacak. Birbirini kirip gecirecekler! Niye Yahudiler bu ligden ve takimlarin isimlerinden rahatsiz olmuslar anlayamadim. Bu adamlar birbirleriyle mac yapacaklar!

Biz ailece tam Amerika'dan atilmak uzereydik. Anam Amerika'ya geldi. Anami ziyaretimizin detaylari bu sayfalarda anlattik. Dun Emmimlere baklava gonderdim. Baklavayi Walmart internetten satiyor. (http://www.walmart.com/catalog/product.gsp?product_id=2349656&cat=107630&type=36&dept=2637&path=0:2637:77479:107630)  Baklava Turk mu, Yunan tatlisi mi tartismalari ise pek sonuclanacaga benzemez. Parayi kimler kazaniyor?

Boeing firmasinin ileri gelenleri rusvet-yolsuzluk gibi nedenlerle tek tek istifa ettiler. Kimse ortaya cikip da, Amerikanin yedi duvele karsi harp ettigi bir donem de, Askerler ve savunma sanayinin en buyuk devi arasinda olan bitenin sorusu sorulur mu, bunu yapanlar vatan hayinidir, demedi. Hatta, Amerikan Hava Kuvvetleri Tanker ihalesini Amerikan Firmasi Boeing den alip, Avrupa firmasi Airbus'a vermeyi bile dusunuyormus!

Bizimkiler Kuran Kurslarini devlet eliyle duzenlerken, devletten burs kazanmis bir Amerikali Universite de din dersleri aldi diye bursu verilmemis. Yuksek mahkeme diyor ki, senin din dersi almana karisan yok. Ama, senin din egitimin icin halkin parasini kullanamazsin! Alabama Eyaleti'nde de eyaletin en buyuk yargicini gorevden aldilar. Sucu? Inatla on emir'i temsil eden bir heykeli mahkeme koridorunda bulundurmak! Bugun de 78 yasinda, emekli bir Katolik papazi evinde bicaklayarak oldurmusler. Bu papaz gorevdeyken Kilisede gorev yapan cocuklari cinsel olarak taciz ettigini itiraf etmisti.

Kibris'ta onumuzdeki hafta secimler olacak. Avrupalilar diyor ki, ey Turkiye, Kibris sorununu cozmezsen, Avrupa topluluguna giremezsin. Zaten alirlar mi, almazlar mi, Kibris bahane mi belli degil. Hele bir secimler olsun da!

Bu arada bizim kari elinde ki iki parca tavugu gosterip sordu: "Disarida birakirsam yer misin?" Ama oyle bir ifade var ki suratinda. Sanki beni kelepceleyip, New Orleans kentine goturen Amerikali gorevli mubarek! Ulan madem adam yerine koymuyorsunuz, sormayin be...

Umut'un midesi karismis. Kanat'in cani yumurta istiyor. Evde yumurta yok. Bulut sicak, Turk usulu cay istiyor. Yagmur uykuda. Bendeniz tarih yaziyorum. Aralik ayinin yedinci gunu. Yil ikibinuc. Playboy kurulusunun ellinci yilini kutluyor...

NOT: Biloxi United isimli 12 yas gurubu kiz takimini Kemal ve B. Ozturk isimli iki Turk Antronor calistiriyorlar!

GIRiK VE EKMEK ASI:

Kasim ayinda Halama gittigimde "Hala bize bir girik yapar misin?" dedim. "Sen karistirirsan olur." dedi. Bir avuc bulguru suda hasliyorsun, sonra haslanmis bulgurun suyuna un ilave ediyorsun. Marifet, unu iyi karistirmada. Biri tencereyi iyi tutacak, kuvvetli biri (!) de karistiracak. Karistirma isi pek kasikla olacak gibi degil. Hamur yapisiyor. Iki parmak kalinliginda bir sopa en ideali. Halam tencereyi tuttu. Ben karistirdim. Halam, sen bu isi iyi yapiyon, dedi. Karistirma isi bitince (Ne kadar karistirilacagi, uzmanlik konusudur...) tereyagini eritip, kopuklu kopuklu ortasini actigimiz hamurun icine boca ettik. Masanin etrafina dizilip kasikladik. Yanina da sarmisakli ayranimizi eksik etmedik. Girik cabuk bitti.

Biraz once baktim evde epeyce bayatlamis ekmek var. Bunlari atmayalim. Bir "Ekmek Asi" yapalim dedim. Hanim da ozlemis. Sogani yagda yakip, ustune suyu koyup kaynatacagiz. Sonrada kaynamis suya, bayat ekmekleri dograyip karistiracagiz. Eger, haliniz vaktiniz yerinde sayilir sa, pismis ekmegin uzerine bir de yumurta kirabilirsiniz. Daha bir zengin yemegi olur?

Ekmek Asi icin malzememiz var da, Girik icin bulgurumuz yok. Bulgur icin etrafa bakiyoruz. Iki parmak kalinliginda olmasa da, ince bir oklavamiz var. Bulgur bulursak, bir de Girik cektiririz.  Malzemesi olanlar gecikmesin, bir "GIrik" cektirsinler! 10 Aralik 2003 Gecen sene bugun Emmim Riza vefat etmisti. Emmim Riza'nin evinde de hem Girik, hem de "Sir" yemisizdir. "Sir" in tarifini ben pek biliyorum sayilmaz.
 

ENIKLER, CIVCIVLER, SINCAPLAR VE COCUKLAR!

Gecen gun buralarda birisine, itlerine kotu davraniyor diye mahkeme ceza verdi. Bugun ben de eve geliyorum. Onume bir sincap firladi. Ezmeyeyim diye direksiyonu aniden sola kirdim, karsidan gelen trafigin icersine giriyordum. Babam evimize civciv olarak getirdigimiz, Kenan'in Sahane Horoz'unu kesemedi. Sahane Horoz, Sahane bir hayat yasayip on kusur yaslarinda oldu. Evimizde kedi enikleri vardi. Birisine kazara basmisiz. Gunlerce agladik. Amerikalilar, alisveris merkezinde cocugunu tokatlayan anneyi butun dunyaya rezil etmislerdi. Ana mahkeme kapilarinda surundu. Ayni Amerikalilar dun 9, bugun 6 Afganli cocugu kazara oldurmusler! Bizim eniklerimizi oldurdugumuz gibi? Kazara. Benim enigim onun cocugundan kiymetli mi? Biz eniklerimiz icin yas tuttuk. Amerikalilar; "Bas sagligina General gonderdik." diyor.

Bizim bir vatandasimiz demis ki, niyet Yahudileri oldurmekti. Bu arada olen Muslumanlar icin uzulduk! Bizim Muslumanimiz bizler icin Yahudiden, Israilin vatandasi da Filistinliden kiymetli. Kimine gore "obur turlu muslumanlar"i (?) da katletmek caizdir.  Belki de Amerikali pilot altinda ki Afgan cocuklari, evinde ki it enigi kadar bile canli sinifina koymuyordur. Yoksa, kafasini yastiga koydugunda nasil rahat uyur?

Babam kucukken cok sevdigimiz bir oglagimizi (Keci yavrusu) kurban bayraminda kesmisti. Ertesi gun dedi ki: "Sabaha karsi ruyamda oglagi gordum. Meliyordu. Sesi kulaklarimdan gitmedi!" Biz babama hemen dememistik. Yan komsunun oglagi sabaha kadar meledi, diye.

Birileri aci cekerken oburlerinin vurdumduymazligi? Onu tinlama, oburunu tinlama. Kulaklarini tika. Sonu?         Birgun gelip senin yavrunu da evin bahcesinde oynarken vururlar.

Aman, ne olur? Hem bizim eniklerimiz, hem sizin sincaplarimiz, hem de onlarin cocuklarimiz pisi pisine gitmesin.

Gelin birlikte birseyler yapalim!  10 Aralik 2003

TAKVIMDE KI NOTLAR:

Bizim salonun girisinde bir dolap var. Dolabin kapisini yumruklayip, gocertmistik! O deligi kapatmak icin bir duvar takvimi astik. Yil bitti. Takvimin omru doldu. Yenisiyle degistirdim. 2003 yilinin takvimi onumde duruyor. Sayfalarini karsitirdim. Ne notlar dusmusuz diye?

Aralik 2002: Bizden not yok. Takvimin kendi orginal notlari: 21 Aralik Kis basliyor. 25 Aralik, Noel. 26 Aralik, Kanada'nin boks gunu? 31 Aralik yil sonu.

Ocak 2003: Demek ki bizim icin onemli degilmis. Yine bizden not yok. Takvimin notu: 1 Ocak yilbasi. 15 Ocak Martin Luther King'in dogum gunu!

Subat 2003: Bizden yine not yok. 1 Subat Cin'in yeni yili. 22 Subat Washington'un dogum gunu. 12 Subat'ta da Lincoln dogmus. 14 Subat, Asiklar Gunu.

Mart 2003: 7 Mart: "Gaye" diye not dusulmus. 13 Mart, Ziya Vefat etti, diye yazmisim. Ziya Bey? 27 Mart, Avukat, Gulfport, 2:30... Takvimin original notlari da var: 21 Mart, Ilkbahar Basliyor.

Nisan 2003: 13 Nisan, "Gaye". 18 Nisan 3:30 Bulut. O kadar.

Mayis 2003: 7 Mayis: Bulut, 3:30, 14 Mayis, "Para Lazim?", 20 Mayis, "Konusmanin Bir Kopyasini Daktilo Et!".  28 Mayis, 8:30, Anahtarlar!

Haziran 2003: 5 Haziran, 8:00, 11:00 diye yazmisiz. Nedir?

Temmuz 2003: 12-13 Temmuz 2003, Bulut Tenis. 30 Temmuz:Son gun. Son gun, niye?

Agustos 2003: 14-28 Bulut'un is saatleri. 2 Agustos: Cocuk Moda Gosterisi.

Eylul 2003: 23 Eylul, 2:30. Birisinin Paul'la randevusu var?

Ekim 2003: Bay Furr'la toplanti. Saat: 1:00?

Kasim 2003: 14 Kasim. Fox Tv'de sarhos birini gosteriyorlar. Adam ayakta duramiyor. Kaza yapmis. Polisler kelepcelemiyor? Benim dikkatimi cekmis. Not almisim. 25 Kasim. Sun Herald'in haberini not almisim: Bize iki saat mesafede 17 kayitsiz kuyutsuz Meksikaliyi yakalamislar. Ayni arabada esrar da bulmuslar. Polis multeci burosunu aramis. Multeci Burosu: "Gonderecek adamimiz yok. Serbest birakin!" demis. Biletlerini alip, Atlanta'ya yolcu etmisler.  30 Ekim: 5-8 arasi uniformalar alinacak. Kizlar takiminin uniformalari?

Aralik 2003: 10 Aralik. Yagmur, Disci.

Bugun, 14 Aralik. Saddam'i yakaladilar. Her yer Saddam dolu. Ama bizim takvimizde ki notlara bakarsaniz, biz sakin, sessiz, problemsiz, gicir bir yil gecirmisiz? Nerdeyse dunya etrafimizda devrilmis. Biz tinlamamisiz?

Bir de sizler geriye donup, notlariniza bir bakin! Neler yapmissiniz, neler etmissiniz, koskoca bir yil?

"KALDIRIN O BAYRAGI YERDEN!"

Hepimizin bildigi bir hikayedir. Mustafa Kemal Pasa muharebe alanini geziyor. Yerlerde surunen parcalanmis dusman bayragini kaldirmalarini istiyor. "Kaldirin yerden o bayragi!" diye kukruyor. "O Bayrak yerlerde olmaya layik degildir. Bir ulusu temsil ediyor!"

Saddam Huseyin'in saclarindan bitlerini ayiklayip, dislerini kontrol ederken cekilmis goruntulerini butun dunyaya yayinladiar. Kimse; "Kaldirin o adami yerden, o zamaninda bir millerti temsil ediyordu!" diye kukreyemedi. Diyemediler ki bu adam hala Irak'in Eski Baskani- Cumhurbaskanidir. Diyemediler ki, dusmanini bile boylesine kucultursen, sen de kuculursun. Dusunemediler ki, "Dusmez kalkmaz bir allah var."

Vatikan'in Dis Isleri sorumlusu Kardinal demis ki; "Saddam'in bir sigir gibi dislerini kontrol ettiklerimi gordugumde, insan olarak kendimden utandim."

Cok degil, iki on yil once Saddam'in Dis Isleri Bakani, Amerika'nin en populer Baskanlarindan Reagan'la yuz yuze gorusyordu. Cok degil, daha birkac yil once simdiki ABD Savunma Bakani Saddam'la el sikismak icin yarisiyordu. Cok degil, daha 1996 da simdiki New Mexico Valisi Saddamin'in huzurundaydi. Bunlarin hepsi Saddam'i Saddam oldugu icin degil, Irak'in Cumhurbaskani oldugu ziyaret ediyorlardi.

Simdi kafasinda bit ararken goruntuledikleri Saddam; katil de, hirsiz da olsa yirmi kusur yil Irak Ulusu'nun lideri, Irak'in eski Cumhurbaskani Saddam Huseyin'dir. Bugun onun basinda bit arayanlar; yarin baska bir ulkenin  Basbakani, Cumhurbaskani'ni televizyon kameralarinin onunde tokatlarlar! 15 Aralik 2003

DOMATES

Iki tane de domates al, dedi. Elime verdigi listeye iki de domates ilave etmemi istiyordu. Yazdin mi? Yazmadik, kafamizda tutariz. Hayir, yaz.

Kasiyer kiz elinde ki kartona bakip, numaralar yaziyor. Ekranda domatesin fiyati iki kusur dolar cikti. Hayir, dedim. Bu domates, o domates degil. Bu adi domates. Libresi 97 sent. Anlatamadik. Kafasini salladi. Elinde ki kartonda ki fotograflara bakti. Baska bir domatesi bizim domateslere benzetti. Ekranda "Roma Domates" gozuktu. Libresi nerdeyse birbucuk dolar. Hayir, dedik. Bizim domates adisi. 97 sent. Peki, dedi. 97 senti yazdi. "Eski yazdigin domatesi sildin mi?" diye sorduk. Sildim, dedi. Paramizi odedik. Cikarken listeye baktik. Silinmemis. Musteri servisine gittik. Biz bu domatesi almadik, ama hesabimiza yazdilar. Orada da gencecik bir kiz. Kodlari sordular. Imzalar aldilar. Bizim birbucuk dolari (Biraz once bizden aldiklari birbucuk dolari) bize imza karsiligi geri verdiler!

Eve gittik. Bes dolar 53 sentlik kiyma ve uc dolar bes sentlik Nutella (Sokella) paketlerin icinden cikmadi. Elimizdeki makbuzumuza baktik. Parayi odemisiz. Mallar yok. Atladik gittik. Musteri servisinde ayni kiz. Ayip olmasin diye, "Bu iki parcayi burada unutmusuz?" dedik. Elindeki listelere bakti. Unutulan, birakilan, kayip listesine. Yok burada dedi. Yahu dedim. Unuttuk dediysek, sizin kasiyeriniz paketlerimizin icine koymayi unuttu!

Bu Wal-mart denilen heyula magazalar yirmi yildan kisa sure once Arkansas'da acilmis. Bugun Amerika'da 3000 Wal-mart var. Diyorlar ki, Wal-mart eski kasabalarimizi yedi bitirdi. Eskiden, bakkalimiz, kasabimiz, terzimiz, berberimiz, manavimiz, sekercimiz vardi. Veresiye kavun alir, cocuklarimiz ellerinde yirmibes kurus sekerlemecilere giderlerdi. Berberlerde hepimizin kendi ozel sabun kaplarimiz olurdu. Simdi hepsi gitti. Wal-mart var. Mavi cizgili, uzerinde Wal-mart yazan hangar misali binalarin icinde ne ararsan var. Insanlik yok! Berber orda, bakkal orada, cakkal orda. Veresiye yok, makinalar var. Gencecik kizlar hic gormedikleri yiyeceklerle resimlerine bakarak once tanisiyorlar, sonra da satiyorlar!

Wal-mart gecen yil 241 Milyar dolarlik satis yapmis. Sizce bunun bir milyar dolari da, bizim ki gibi mal satmadan kasaya giren para olabilir mi?

Biz kiymamizi ve nutellamizi geri aldik. Ha aklima geldi. Gecenlerde Wal-mart'da bizim kuru incirden satiyorlardi.   21 Aralik 2003

60 SENE YASAYAN SOFOR, 50 SENE YASAYAN BEN

Bugun bankadan bir kadin arayip not birakmis. Niye arandik, neden arandik? Bir telas, bir korku! Ulan bizi bankadan niye ararlar? Kiza actigimiz 50 dolarlik hesap icin verdigimiz yirmiliklerden biri sahte mi cikti? Yoksa sen bizim bankada hesap acamaz misin diyecekler?

50 senelik omrumuzun on senesini mahalle cocuklarindan korkarak, diger onunu ana-babadan, bir onunda komutanlardan korkarak gecirdik. Karidan korkugumuzu saymazsak, son yirmi yildir yigitlenmis kavga ediyorduk. Ellimizde yine korkmaya basladik. Hem "ayi" dan. Hem de "ayi" nin bokundan.

60 Sene yasayan sofor ne mi yaparmis?

60 sene yasayan sofor:
    10 sene zifos sacar.
    10 sene yayalara catar.
    10 sene toz kaldirir.
    10 sene memurlara kizar.
    10 sene soforlerle kavga eder.
    10 sene kaldirimlara bagirir.(*)

Hepinize korkusuz gecireceginiz bir yil dilerim. 31 Aralik 2003

(*) Cemal Nadir Guler (1902-1947) 

Istanbul'dan ayva da gelir, nar gelir,
    Dondum baktim, bir edali yar gelir,
    Gelir desen dar gelir;
    Gun asiri alacaklilar gelir.
    Anam anam,
    Dayanamam
    Bu is bana zor gelir. (*)

(*) Orhan Veli

KIS, ALI ABI. RIZA, DANISIK

Bizim evin duvarinda siyah beyaz bir fotograf vardi. Abim 15-16 yaslarinda. Danisik'da degirmen de ata binmis. At ciplak. Abim elini kaldirmis gokyuzunu gosteriyor. Atin yaninda yelesini tutmus mahcup bir koy cogugu. Ali Abi. O da onbeslerinde.

Ali Abi Almanya'dan koye dondu. Duydum hastaymis. Telefon ettim. Telefona biri cikti. Ben Riza, dedi. Hangi Riza? Sorgundan. Sen kimsin? Mubasir Huseyin'in oglu Kemal. Vay Dayi! Dur Ali Abiyi vereyim. Ali Abi yataktaymis. Merhaba Kemal, dedi. Bildi mi? Merhaba Ali Abi, dedim. Gecmis olsun. Fazla konusamadik. Telefonu Riza aldi. Dayi,dedi. Simdi disarida konuyorum. Ali Abi gidici. Doktorlar beyni kuculuyor, fazla yasamaz dediler. Sirayla birimiz gelip goz kulak oluyoruz!

Kar? Cok, dedi. Bir bucuk metre. Yol kapali. Belki yarin acarlar! Buralara bekleriz dayi! (Dayi dedigine bakmayin. Ayni yaslardayiz.) Insaallah, dedik. Insallah!

Asagida ki fotografi bugun ki Radikal Gazetesinden aldim. Her yer bembeyaz. Danisik'da, Erzurum da. 9 Ocak 2004

KRIZ?

Dun Yagmur'un arkadasi Kasey'in dogum gunu partisi vardi. Partiye tamam ama, aksam kalmasi yok, dedik. Kiz tamam dedi. Dedi de, dememis gibi gece aradi. Kalabilir miyim? Olmaz. Bu parasiz zamanimizda 15 dolar hediyeye, 10 dolar senin harcaman icin verdik. Yine de olmadi. Yarin macin var.  Sen orda kalirsan gece de uyumazsin. Uyumazsan oynayamazsin. Koc (Bulut) bu ise bozulur. Telefonlar durulmadi. En son telefonu ben aldim elime. 10'a bes kala kapida olurum. Zili bile calmam. Cik gel!

Bekledik. Gelmedi. Kapiyi kim calacak diye kariyla tartistik. Sonunda ben gidip zili caldim. Bes tane kiz bizimkini ugurladilar. Yagmur'un yuzunden dusen bin parca. Kizgin. Aglamakli. Yahu biraksak mi?

Harbiyelilere ceza verir, sonrasinda kara kara dusunurduk. Hayir. Yufka yurekli olma. Sonunda cocuklara zarar verirsin!

Yufka yurekli olmadik. Butun tepkilere gogus gerdik. Hanim da bize kizdi. Yazik kiza!

Maca ciktik. Son uc macta farkli yeniliyoruz. Bu sefer? Yagmur o hirsla vurdu. Top mermi gibi gitti. Aglara yapisti. Gol! Gol! Devami geldi. Maci 5-0 aldik.

Yagmur bugun takim arkadaslarina kalmaya gidiyor...

10 Ocak 2004

Fuat'in Basina Gelenler...

Fuat Mahzuni Amerika'ya geliyor. Dulles Havaalani'nda gorevli soruyor. Kimsin? Nereye gidiyorsun? Fuat hem kara kuru. Hem Orta Dogulu. Hem de Ingiliz pasaportu tasiyor. Tam supheli! Fuat: "Mississippi Valisi'nin gorevi devralma torenine davet edildim. Sonra da Ticaret Odasi'nda konusma yapacagim." Gorevli, yahu koskoca Amerika seni valinin torenine niye davet etsin? Niye Amerikali is adamlarina sen konusacaksin? Adam mi bulamadilar, diye Fuat'i tutuyor. 2000'e yakin kisinin bekledigi bir odaya atiyorlar. Oturacak yer yok. Cise gitmek yasak. Coluk cocuk insanlar beklesiyor. Fuat burada tam iki bucuk saat bekliyor. Sonunda bir gorevli gelip Fuat'tan ozur diliyor. Ama ozurleri bile kabahattlerinden buyuk!

Fuat Mahzuni (Fouad Makhzouni) Beyrut dogumlu. Ingiliz vatandasi. Is adami. Mississippi Eyaletinde de 15 Milyon dolarlik bir yatirimi var. Sirket (Future Pipe Group) dunyanin dort bir tarafinda is yapiyor. Mississippi Valisi, goerev teslim alma torenine davet etmis. Ticaret Odasi, Seraf Konugu olarak konusma yapmasini istemis. Ama, Ameriali gorevli bunlari bir Esmer Yabanciya yakistiramiyor. Esmer Yabancilara, Is adami olmayi da, NATO subayi olmayida yakistiramiyan bir zihniyet var Amerika'da. "Guvenlik" bahanesi ile, yabancilara nefetlerini kusan bir grup Amerikali. Bulunduklari yeri, yetkilerini kotuye kullaniyorlar. Yabancilara (Esmer Yabancilara) sikinti cikariyorlar.

Bizim gorevli de bize dememis miydi? "Sana yaptiklarimizi duyarlarda, Amerikaya geldiklerinde baslarina nelerin gelecegini bilirler!"

17 Ocak 2004 

PAVEL, BARIS MANCO, CEM KARACA

Her ay rapor vermeye gittigim karakolda bekliyorum. Sag caprazimda karsimda oturan adamin aksanindan nereli oldugunu cikarmaya calisiyorum. Sari saclari beyazlamaya yuz tutmus, yuzunde derin derin izleri olan, mavi gozlu bir adam. Konustugu da herhalde Uzakdogulu. Konusuyor, anlatiyor. Bir ara goz goze geldik. Gulumsedik birbirimize.

Kadin gorevli onun ve benim evraklarimi beraber getirdi. Once onun evraklarini verdi. Uc ay sonra geleceksin, dedi. Bana da, alti ay sonra?

Asonsorde beraber olduk. Alt kata varana kadar sesimiz solugumuz cikmadi. Asagida ben arabaya giderken arkamdan seslendi. Arabaniz var mi? Var. Beni falanca yere kadar goturur musunuz? Olur. 

Onun oturacagi koltukta Baris Manco disk'i vardi. Aldim. Barsi Manco'nun kol dugmelerini kacinci kez dinliyorum. Ne muzigi bu? Turk. Hey dedi, bende komsunuz. Rus. Ismim Pavel.

Pavel 25 yil once Rus'yadan goc etmis. Kirli islere karismis. Bes yil hapse atmislar. Iyi davranislarini gorup, cezasini uc yila indirmisler ama hapisten cikar cikmaz yakasina muhacir burosu yapismis. Seni atacagiz. Niye. Bu ulkede agir suc isledin. Nereye atacaksiniz. Ulkene. Hangi ulke me?  Ben buraya geldigimde Sovyet Sosyalist Cumhuriyteler Birligi vardi. Ben oranin vatandasiydim. Atildim. Simdi SSCB diye bir ulke kalmadi. Isterseniz sorun! Caresiz, vatansiz Pavel'i Amerika'da tutuyorlar! Bes yilini gecirsin de, tekrar vatandaslaiga muracaat etsin diye.

Baris Manco'nun 'Kol Dugmeleri'ni hic dinlememistim. Ta ki, bir zeytin gozlu bana bir kol dugmesi hediye edene kadar. Cengiz Kilic dedi ki, gelin telefonda tesekkur edelim. Sinema salonu'nun girisinde ki jetonlu telefondan aradik. Cengiz "Kol Dugmeleri'ni soyledi. Bulent Manav islikla, Mufit Bulut birseyleri hafif hafif tingirtarak eslik ettiler. Ben de 'Kol Dugmeleri' ni ilk defa orada dinledim. Yil herhalde 1972.

Yillar gecti, yil 1999. Baris manco'nun oldugunu duyduk. Necmeddin Bey bize uzerinde 'Bizi hep sevmisti..' diye yazan bir diskini gonderdi. Ogun bu gun arada bir dondere dondere Baris Manco'yu ve 'Kol Dugmeleri'ni dinlerim...

10 Subat 2004. New Orleans'a rapor vermeye gidiyorum. Cem Karaca'nin oldugunu duydum. Elimde Cem Karaca yok. Baris'i dinleyerek yol aldim. Pavel'e de Baris'la tanistirdik...

"Guzel, Guzel.." dedi.

12 Subat 2004, Biloxi

Amerikan yasantimizi da bizim oglan kaleme aldi. Okuyun.

"America Hates Me But I Still Love Her!"

1 Nisan 2005

Not: Bugunlerde yeni bir is edindim. Oglumun kitabinin tanitimini yapiyorum. Kitap Ingilizce: "America Hates Me But I Still Love Her!" Yazar: Umut Ozturk. Turkiye disinda yasayanlar;

www.amazon.com,

www.amazon.de,

www.amazon.fr,

www.amazon.co.uk,

www.amazon.ca,

www.barnesandnoble.com

gibi sitelerde kitabi gorebilir, satin alabilirler. "Kitabimizi satin alin!" demesi biraz zoruma gidiyor ama, kitabi satamazsak, sesimizi duyuramiyacagiz. Kitap'da 1990'dan bu yana yasadiklarimiz anlatiliyor. Ingilizce bilmiyorsaniz, kitabi alin, Ingilizce bilen esinize, dostunuza, akrabaniza hediye edin. Olmadi, evinizde hatira olarak tutun. Evde tutmak mi istemediniz? Sokakta gecen birine hediye edin!

Ikinci kitap "Three Lions Roar, A Novel of World Cup 2006" de yakinda piyasaya cikiyor!